Tarih/Kültür30 Mayıs 2010 00:00

İstanbul'u Fethedenlerle Keşfedenlerin Savaşı

İstanbul'un fethinin yıldönümünde, İstanbul'u keşfeden bir İsveçli'nin hikayesini dikkatinize sunuyoruz. İstanbul'u fethedenler, İstanbul'u keşfedenler kadar sahip çıkmak zorunda bu şehre. Aksi takdirde bu ülkenin hakim tepelerinde ve arterlerinde İstanbul'u keşfedenler otururken, fethedenlerin müsamerelerle oyalanmasına gülümsemeye devam edecekler. Tarihi bir sözü güncellemek gerekirse; İstanbul'u fethedenler en az keşfedenler kadar cesur, yaratıcı ve kalıcı adımlar atmak zorunda.  arcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cena

İstanbul'u Fethedenlerle Keşfedenlerin Savaşı

Açık İstihbarat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

30.05.2010


İstanbul'un fethinin yıldönümünde, İstanbul'u keşfeden bir İsveçli'nin hikayesini dikkatinize sunuyoruz.

İstanbul'u fethedenler, İstanbul'u keşfedenler kadar sahip çıkmak zorunda bu şehre. Aksi takdirde bu ülkenin hakim tepelerinde ve arterlerinde İstanbul'u keşfedenler otururken, fethedenlerin müsamerelerle oyalanmasına gülümsemeye devam edecekler. Tarihi bir sözü güncellemek gerekirse; İstanbul'u fethedenler en az keşfedenler kadar cesur, yaratıcı ve kalıcı adımlar atmak zorunda. 

Açık İstihbarat

-----------------------------------------------------------------------------------------------

Grand rue de Pera, 414 - Osman İkiz / Cumhuriyet

Birkaç yıldır Odesa’da bir madende çalışmakta olan İsveçli Guillaume Berggren, bir başka ülkeye gitme vaktinin geldiğini düşündü. Limandaki şileplerden birinde bir iş buldu. Akdeniz kıyısındaki ülkelerden birinde inip birkaç yıl da orada çalışabilirdi. Belki İsveç’e dönerdi.

Kararsızdı. Serüvenden hoşlanıyordu. Seyyah ruhluydu. Becerikliydi. Bugüne kadar şansı da yaver gitmişti. İsveç’te çok iyi bir ustanın yanında ince marangoz olarak yetiştiğinden gittiği her yerde iş bulmuştu. Yirmi yaşından beri ülkeden ülkeye dolaşıyordu.

İlk durağı Hamburg
’da bir süre çalıştıktan sonra Berlin’e geçmişti. Berlin’de de hemen iş bulmuştu. Marangoza ihtiyacı olan bir kadının işlerini görmüştü. Kadın kısa bir süre önce ölen kocasının işini üstlenmiş, fotoğraf stüdyosunu çalıştırıyordu. Guillaume’ın becerikli olduğunu görünce fotoğraf stüdyosunda kendisine yardımcı olarak çalışmasını önerdi.

Genç İsveçli öneriyi kabul etti. Kısa sürede fotoğraf çekmek bir yana karanlık odada film banyolarının hazırlanışından baskı tekniğine kadar bütün incelikleri öğreniverdi. Guillaume stüdyoyu yalnız başına evirip çevirecek kadar ustalaştığında patronu kadın kısa süren bir hastalıktan sonra öldü. Kadın her şeyini İsveçli yardımcısına bırakmıştı. Guillaume stüdyoyu bir süre daha işlettikten sonra sattı ve Dresden
’e bir süre sonra da Lubliyana’ya geçti.

Seyyah ruhlu İsveçli gittiği yeri mekân tutamıyordu. Lubliyana
’dan da Bükreş’e göç etti. Aslında kalmak üzere gitmediğinden göç etti demek doğru değil. İsveçli genç yeni yerler tanımayı seviyordu. Bükreş’i de bir süre sonra terk etti. Bu kez durak Odesa’ydı. Bir madende ustabaşı olarak çalışıyordu. Odesa macerası da iki yıl sürdü.

Ülkesinden ayrılışının on birinci yılında 1866
’da Odesa limanından bindiği ve aynı zamanda çalıştığı şileple Akdeniz’e doğru yola çıktı. Ancak şilebin Akdeniz’e çıkabilmesi için taşıdığı mallar nedeniyle Osmanlı Devleti’ne gümrük verilmesi gerekiyordu. Kaptan bu yüzden İstanbul’da durdu.

Gümrük işlemleri tamamlanıncaya kadar Guillaume de karaya çıkıp İstanbul
’da bir tur atmak istedi. Çıktı ve çıkış o çıkış, bir daha gemiye dönmedi. İstanbul’a vurulmuştu.

Bu kent bugüne kadar gördüğü kentlere, hele hele o sırada Avrupa
’nın en bakımsız ve yoksul kentlerinden biri olan doğduğu Stockholm’e hiç benzemiyordu. Guillaume İstanbul’a yerleşmeye karar verdi. Beyoğlu semtini gözüne kestirdi. İsveç ve daha birçok ülkenin büyükelçilikleri o bölgedeydi.

Fotoğraf stüdyosu için orası uygun olacaktı. Ve Santa Maria Draperi Kilisesi
’nin karşısına denk düşen 414 numarada fotoğraf stüdyosunu açtı.

Stüdyo fotoğrafçılığının yanı sıra başta Boğaziçi olmak üzere İstanbul
’un semtlerini kartpostal olarak basıp çoğaltıyordu. Kısa sürede adını duyurmayı başarmıştı. Bir süre sonra zengin bir ailenin kızı olan Amelie Manopoulo ile evlendi.

Guillaume İstanbul
’da mutluydu. İsveç’i ayrılışından 28 yıl sonra ziyaret etti. İstanbul’a dönerken kardeşinin kızı da onunla geldi. Bir aylık gezi için İstanbul’a gelen 22 yaşındaki Hilda İsveç’e kırk yıl sonra döndü.

Guillaume Berggren 1920
’de ölünce Feriköy’deki Protestan mezarlığına gömüldü. Berggren’in çektiği fotoğrafların negatifleri yıllar sonra bulundu. Bulunan fotoğraflardan 1985 yılında bir sergi açılmıştı. İstanbul’un Kültür Başkenti olması nedeniyle Berggren’in İstanbul fotoğrafları Stockholm Akdeniz Müzesi’nde tekrar sergileniyor.

Birkaç yüz metre ileride Nobel Müzesi
’nde de Lütfi Özkök’ün ödül kazanmış yazar portrelerinin sergisi açıldı.Yaşam serüvenleri birçok bakımdan benzerlikler taşıyan iki fotoğraf sanatçısının eserleri Stockholm’de buluştu.



Açık İstihbarat @ 2010