2 Kasım 2002'de tek başına iktidara gelen AKP, aslında korku içindeydi...Tek başına iktidara gelmiş olmaya adeta sevinilemiyordu..
Sevinilemiyordu çünkü, "devlet" denilen "karanlık denizin" kendisini yutacağını düşünüyordu.. Hangi köşede ne tuzaklar var bilinmiyordu. Bürokrasinin anlaşılmaz labirentleri ürküntü veriyordu...
"iktidar olmakla, muktedir olmak arasındaki fark" kara kara düşündürüyordu...
Daha dün, "nefesleri dinleyen" memurlar, en ürkütücü raporlara imza atmış kalemler şimdi takım elbiseleri içinde, saygılı bir edayla iktidarın yeni sahiplerini karşılamaktaydı...
Devir teslim törenleri pek gülünç geçti...
Koltukların yeni sahipleri, sanki sandığa gömülenler kendileriymiş gibi mahcup; sandığa gömülenler ise bir tafra içinde:
"Beyefendi rahatsız olmasaydınız..."
"Yok efendim, ne rahatsızlığı? Ben şu çekmeceleri de boşaltayım güzelce..."
"Gerek yok efendim..Ha Ahmet oturmuş, ha Mehmet..Buralar millete ait. İstediğini indirir, istediğini çıkarır.."
"Vallahi çok doğru söylediniz. Bravo!"
İnanın böyle diyaloglar yaşandı devir teslim törenlerinde...
Erdoğan'ın dönemin MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun'la ilk olağan görüşmesi Ankara'da kulaktan kulağa anlatılır...
Pek heyecanlıymış Sayın Başbakan...
Hele askerlerle yapılan görüşmeler, hele ilk MGK toplantıları...
Yazdırmayın bize bunları; sonra başımızı ağrıtıyorlar...
Ya basın?
Abdullah Gül'ün Başbakanlık koltuğuna oturduğu gün İsmet Berkan, Murat Yetkin ve bendeniz, elimizi kolumuzu sallaya sallaya makam odasına kadar çıktık.
İsmet Berkan,
"Yahu bu nasıl iştir arkadaşlar? Kimse bizden bir şey sormayacak mı? Ya burayı bombalamaya geldiysek..."
diye hayretlere düştü...Berkan'ın 'endişesini' Gül giderdi:
"Reca ederim İsmet Bey..Burası sizin...Bizim kapılarımız herkese açık.."
Nasıl el üstünde tutuluyoruz, nasıl izzet ikram görüyoruz anlatamam! Baktık, koridorlarda bizden başka gazeteciler de dolanıyor...
AKP, tanımadığı ve nüfuz edememekten korktuğu devletin başına işte böyle bir "stajyer psikolojisi" ile oturdu...
Ancak, o günden bu güne "muktedirlik" konusunda çok yol alındı...
"Siz en iyisini bilirsiniz Paşam"dan Şemdinli tezgahına ,
"Burası sizin İsmet Bey.." den "Başbakanlık Andıçı"na nasıl gelindi?
Allah kalemimize güç verecek, biz de anlatacağız...
|