Siyaset18 Eylül 2004 00:00

Telafer ve Kadrolar

Wald, demecinde, TSK kadrosundaki değişikliklerin Genelkurmay Başkanı Özkök'ün "elini güçlendirdiğini" belirterek, "Göreve gelen kadro Orgeneral Özkök'e daha sadık isimlerden oluşuyor" diye devam ediyordu. Aynı Zamanda NATO Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutan Yardımcısı da olan General Wald, konuşmasını şöyle sürdürüyordu: (Editörün notu: Telafer'deki katliamını, çuvallamayı, PKK'ye yardım edenleri "izlemekle yetinen" kadroları çözmeniz için okyanus ötesinden bir yıl geçmişli ipucu haber) cialis coupons printable link discount prescription drug cardabilify idippedut.dk abilifycialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer coupon

TSK'da Saray Darbesi mi?

Merdan Yanardag

BİA Haber Merkezi

29/09/2003

ABD'li General Charles Wald, TSK komuta kademesinin Genelkurmay
Başkanı Hilmi Özkök'e daha sadık isimlerden oluştuğunu ve bu nedenle
Türkiye'nin Irak'a asker gönderme konusunda daha ümitli olduğunu
söylemekten çekinmedi.
     
BİA (İstanbul) - Türk Silahlı Kuvvetleri'nde (TSK) terfi, tayin ve
emeklilik kararlarının verildiği Yüksek Askeri Şura'nın geçen
Ağustos ayında yapılan toplantısı, yüksek bir gerilim ortamında
gerçekleştirildi.

Bu gerilimin başlıca iki nedeni vardı; birincisi 28 Şubat kadrosunda
önemli bir tasfiye gerçekleştirilmek isteniyordu, ikincisi ise
Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Ortadoğu politikalarına
kuşkuyla bakan komuta kademesindeki subayların etkisizleştirilmesi
planlanıyordu.

Gerilim o kadar yüksekti ki; emekliye ayrılan komutanlar görev devir
teslim törenlerinde teamüllerin dışına çıkarak yaptıkları
konuşmalarda görüş ayrılıklarını açıkça ortaya koymaktan
kaçınmadılar. Bu gelişme, görüş farlılıklarının, geleneksel ordu
disiplinine ve emir komuta zincirine sığmayacak kadar büyük olduğunu
gösteriyordu.

Nitekim, Atlantik ötesinden ordunun yeni profiline ilişkin
değerlendirme çok gecikmedi. ABD'li General Charles Wald, TSK komuta
kademesinin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'e daha sadık isimlerden
oluştuğunu ve bu nedenle Türkiye'nin Irak'a asker gönderme konusunda
daha ümitli olduğunu söylemekten çekinmedi.

Anadolu Ajansı'nın (AA) 3 Eylül günü geçtiği bu haber, ordunun yeni
komuta kademesini tanımak bakımından oldukça önemliydi. Ancak, daha
önemli olan şey, bu haberin büyük medyada kendisine yer
bulamamasıydı. Haber, sadece NTVMSNBC sitesinde kendisine yer
bulabildi ve bir gün sonra da Milliyet gazetesinin 18'inci
sayfasının eteğinde (alt kısmında) kullanıldı.

Ne Anadolu Ajansı ne de Doğan Grubu medyası bu konuya bir daha
dönmedi. Haber adeta gözlerden kaçırıldı. AA'nın bu haberi neden
yaptığı, sonrasında ise neden servisten çektiği ise anlaşılamadı.

Haberde, ABD'nin Avrupa Kuvvetleri Komutan Yardımcısı General
Wald'ın, Türkiye'nin, ABD'nin liderliğinde Irak'taki sürece katkıda
bulunacağını belirtiyordu. Bütün göstergelerin olumlu yönde olduğunu
vurgulayan Wald, haberde yer alan ifadelere göre gerçekten
sakınmasız konuşuyordu.

Wald, demecinde, TSK kadrosundaki değişikliklerin Genelkurmay
Başkanı Özkök'ün "elini güçlendirdiğini" belirterek, "Göreve gelen
kadro Orgeneral Özkök'e daha sadık isimlerden oluşuyor" diye devam
ediyordu. Aynı Zamanda NATO Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutan
Yardımcısı da olan General Wald, konuşmasını şöyle sürdürüyordu:

"Türkiye'de bir süre zor zamanlar yaşandı. Ancak, sanırım şimdi
asker gönderilmesine ilişkin göstergelerin çoğu gerçekten olumlu.
Irak Savaşı sırasında topraklarının kullanımına izin vermediği
halde, Türkiye'nin Irak'a asker göndererek katkıda bulunacağına
inanıyorum. Sanırım Türkiye, Irak'ta büyük ve yardımcı olacak
şekilde faaliyet gösterecek."

Bu sözler, ilk kez üst düzeyde bir ABD'li komutanın, kayıtlara
geçecek şekilde Türkiye'nin hem Irak konusundaki tutumu hem de
TSK'nın yeni komuta yapısına hakkındaki açık değerlendirmesini
içeriyordu.

Şimdi bu sözlerle, 12 Eylül döneminin Başbakanlık Müsteşarı, Turgut
Özal hükümetlerinin Milli Eğitim Bakanı ve 28 Şubat
sürecinin "demokrasi kahramanı" Hasan Celal Güzel'in Orgeneral Özkök
hakkındaki değerlendirmesini karşılaştırdığımızda ortaya bir
fotoğraf çıkıyor.

Güzel, Neşe Düzel'in kendisiyle Radikal gazetesi için yaptığı
söyleşide. Özkök için, "Fevzi Çakmak'tan bu yana en yetenekli, en
demokrat genelkurmay başkanına sahibiz" diyordu (Radikal, 22 Eylül
2003).

Bu fotoğrafı tamamlayacak bir başka bilgi de Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'ün geçen hafta gerçekleşen ABD ziyaretindeki bir "iş
yemeği"nden geldi. Amerikan Türk Toplumu adlı kuruluşun New
York'taki yemeğinde (23 Eylül) New York Times gazetesinin "Türkiye
uzmanı" yorumcusu William Safire ile yan yana oturan Gül, bu acar
gazetecinin, "Irak'a asker göndermeye generaller ne diyor"
şeklindeki sorusuna, "Bu kez destekliyorlar" şeklinde yanıt vermiş.

Safire, bu "sohbeti" gazetesinin 24 Eylül 2003 tarihli sayısında
yazdı. Hürriyet gazetesi de 25 Eylül günü bu haberi New York Times'i
kaynak göstererek yayımladı.

Bu verileri alt alta koyduğumuzda ortaya gerçekten de ilginç bir
tablo çıkıyor. Ancak, tabloyu tamamlamak için başka bilgiye daha
ihtiyaç var. Bu bilgi de Dışişleri eski Bakanı Şükrü Sina Gürel
verdi. Gürel'in Akşam gazetesine verdiği demeç çok çarpıcı olmasına
karşın, ne çok satışlı başka gazetelerde ne de televizyonlarda
yayımlandı (Akşam, 19 Eylül 2003).

Oysa ortada, 28 Şubat tefrikalarıyla karşılaştırıldığında
(örneğin "yağlı kazık" haberleri), gazetecilik mesleği bakımından
çok daha kışkırtıcı bir durum vardı.

Gürel, Irak Savaşı öncesinde Türkiye'ye asker konuşlandırmak isteyen
ABD'nin niyetlerinden kuşkulandıklarını söylüyordu. Üstelik bu öyle
bir kuşku ki, ABD'nin, beklentilerin ötesine geçen talepleri,
planlarındaki "karanlık noktalar" ile limanlar, havalimanları ve
demiryollarının kullanım şekli, o günkü yönetimde, "Türkiye'yi işgal
planı" olarak algılanıyor.

Dışişleri eski Bakanı, ABD planının Türkiye'yi işgale dönüştüğünü
gördüklerinde, bağımsız bir harekat yaparak, yeterli bir kuvvetle
Kuzey Irak'a 50 kilometre derinliğe kadar girmeye karar verdiklerini
anlatıyor. Üstelik bunu açık bir dille yapıyor.

Dahası, konuyu Çankaya Köşkü'nde değerlendirdiklerini ve kararın
burada alındığını söyleyen Gürel, Bülent Ecevit hükümetinin de bu
nedenle devrildiğini ileri sürüyor. İşin ilginç tarafı, bu haber,
üzerinden yeterli bir zaman geçmesine ve çok sayıda isim verilmesine
karşın henüz yalanlanmadı.

Herhalde, geçen 30 Ağustos'ta emekliye ayrılan generallerin Irak'a
asker gönderilmesine karşı olduklarını, hiyerarşiyi bir yana
bırakarak açıkça söyleme nedenleri şimdi daha iyi anlaşılacaktır.
Karar ise sizin; komuta kademesi demokratikleşti mi, yoksa
amerikancılaştı mı? (MY/NM)