Siyaset18 Mart 2005 00:00

Siyaset ve Ticaret Bağlarında Tehlikeli Gelişmeler - Erol Manisalı

O zaman İTO’nun seçimlerindeki tepkinin farkı ’’AKP’nin farkından’’ kaynaklanan bir algılamadır. Sermaye- siyaset bağları diğer partiler tarafından ’’hasır altından’’ yürütülürken tepki verilmiyor; bu anormal bağlar normal kabul ediliyor; işi AKP götürünce, ’’anormalliğin anormal olduğu’’ gösteriliyor. Bunda biraz da, AKP il örgütünün, diğerlerinin yaptığı perdelemeyi başaramadığı için apaçık ortaya döküldüğünü kabul etmek gerekir! Sermaye-siyaset bağları son 20-25 yıldır Türkiye’yi sömürgeleşmeye götüren süreci işletmektedir. Bazı gayri milli sermaye çevreleri, Batı’dan dışlanan Türkiye’yi, ’’Batı adına ve onlarla birlikte yönetmeye soyunmuşlardır’’ . Esas tehlike buradadır. symbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenadiscount card prescription discount coupon for cialis prescription drugs discount cards

Siyaset ve Ticaret Bağlarında Tehlikeli Gelişmeler mi?  

İstanbul Ticaret Odası’nın başına AKP il örgütünün iki numaralı adamının gelmesi tepkilere yol açtı.

- Tepkiler siyaset ve ticaret arasındaki bağlardan mı kaynaklanıyordu?

- Yoksa parti-ticaret-siyaset üçgeninin örgütlü bir biçimde oluşması mı ürperti yaratmıştı?

İlk olasılık kesinlikle geçerli değildir. Çünkü iktisat-siyaset bağları özellikle ’’Özalcı ve özelci’’ politikalarla 1980’li yıllardan itibaren örgütlenmeye başlamıştır. Bu örgütlenmede ’’bazı iç sermaye çevreleri ile ABD ve Avrupa çevreleri’’ adeta ortak politikalar oluşturarak ’’işlerini yürütegelmişlerdir’’ .

Siyasetin, iktisadın, kültürün ve güvenliğin sermaye çevrelerine devri bu odaklar tarafından 20-25 yıldır kademe kademe yürütüldü. Siyasi partiler, bürokrasi, medya, eğitim, sağlık ve dış ilişkiler büyük ölçüde ’’belirli sermaye çevrelerinin’’ denetimine girmeye başladı.

İTO’nun son seçimlerinde ortaya çıkan tepki, sermaye-siyaset bağlarına bir tepki olamaz; bu zaten vardı. O halde tepki neden doğdu? Serinkanlı düşündüğümüz zaman birkaç olasılık var. ( Levent Kırca ’nın kulakları çınlasın);

1) Sermaye-siyaset ilişkisinin ’’apaçık gözler önüne serilmiş olması’’ bu rahatsızlığa neden olmuştur. AKP’nin parti teşkilatı kendi adamı ile değil de, ’’dışarıdan bir AKP’li ile’’ kazanmış olsaydı belki fazla üzerine gidilmeyecekti.

Açıktan açığa parti il teşkilatının devrede gözükmesi, ’’şimdiye kadar örtülü yürütülen’’ sermaye-siyaset ilişkisini Eminönü pazarında adeta tezgâhın üzerine çıkarmıştır. Eskiden tezgâh altında kurulan ilişki şimdi halkın gözleri önüne serilmiştir: Rahatsızlık bundan olabilir.

2) Bir siyasi partinin il teşkilatı doğrudan doğruya ’’müdahil görünmesi’’ turnusol kâğıdı etkisi yapmış olabilir. Eski yıllarda zaten yapılan bu tür işlerin bu defa parti-siyaset-ticaret üçgeni içine sokulmuş sayılmasından kaynaklanan ’’aşırı bir tepki’’ söz konusudur. Parti’nin bir kurum olarak devreye sokulduğunun gazetelerde haftalardır yazılmakta oluşu bu ’’kurumsal üçgeni’’ kamuoyunda pekiştirdi.

3) Üçüncü bir olasılık olarak, acaba bu partinin AKP olmasının yaratmış olduğu tepki mi diye düşünmekten kendimi alamıyorum! Öyle ya.. kazanan DYP örgütü ve ANAP olsaydı parti-siyaset- ticaret kurumsal üçgeni bu keskinlikte resmedilir miydi?

Hiç sanmıyorum, örneklerini Demokrat Parti, Adalet Partisi ile yıllar yılı yaşamadık mı? Odalar Birliği’ne 1990’lı yıllarda ’’DYP’nin güçlü ilgisini’’ kim hatırlamaz ki?

Tepkinin farkı...

O zaman İTO’nun seçimlerindeki tepkinin farkı ’’AKP’nin farkından’’ kaynaklanan bir algılamadır. Sermaye- siyaset bağları diğer partiler tarafından ’’hasır altından’’ yürütülürken tepki verilmiyor; bu anormal bağlar normal kabul ediliyor; işi AKP götürünce, ’’anormalliğin anormal olduğu’’ gösteriliyor. Bunda biraz da, AKP il örgütünün, diğerlerinin yaptığı perdelemeyi başaramadığı için apaçık ortaya döküldüğünü kabul etmek gerekir!

Sermaye-siyaset bağları son 20-25 yıldır Türkiye’yi sömürgeleşmeye götüren süreci işletmektedir. Bazı gayri milli sermaye çevreleri, Batı’dan dışlanan Türkiye’yi, ’’Batı adına ve onlarla birlikte yönetmeye soyunmuşlardır’’ . Esas tehlike buradadır.

- Türkiye üzerinde hesapları olan dış merkezlerle işbirliği içinde olan bu çevreler ne demokrasi, ne de uygarlık getirebilirler. Onlar getirse getirse dış güçlerin iktisadi, siyasi, askeri ve kültürel egemenliklerini getirirler.

- Bir daha hatırlayalım; 6 Mart 1995’te gümrük birliğini hangi çevreler getirdi? 6 Mart 2005’te ’’yıldönümü kutlamasını’’ yapma cesaretini gösteremediler: Adını bile anmadılar. 17 Aralık 2004 tarihine bugün ’’milat’’ diyenler bunu birkaç yıl sonra hiç mi hiç hatırlamayacaklardır. Hatta, yaptıkları anlaşılmasın diye, unutturmaya çalışacaklardır.

Konunun başına dönüyorum; sermaye-siyaset-dış güçler üçgeni içine sokulan Türkiye bu kıskaçtan çıkarılmadığı sürece erimeye ve dağılmaya mahkûmdur. 70 milyon insanın bu çemberi mutlaka ortadan kaldırması gerekir. Esas tehlike budur...