Siyaset16 Kasım 2005 00:00

Suriçi''ni teslim hazırlıkları mı? - Sadi SOMUNCUOĞLU

Vakıflardan sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin''in ifadesiyle, "Din özgürlüğü deyince, AB''nin aklına sadece mal-mülk gelmeye" devam ediyor. Zira azınlık vakıflarının kanunsuz şekilde edindikleri gayrımenkullerin sorgusuz-sualsiz iade edilmesi veya bunlar için tazminat ödenmesi talebi "dini özgürlükler" başlığı altında, Katılım Ortaklığı Belgesi''ne de sokuldu. Öncelikli hedef ise İstanbul Suriçi!..AB, bu meselede de öyle ustaca mesafe alıyor ki…Önce tüm azınlık vakıflarına sınırsız mal-mülk edinme hakkı verilmesini sağladı. Ardından, 1936 beyannamesine aykırı olarak edindikleri ve büyük bölümü İstanbul''da, hem de Suriçi''nde olup, devlet tarafından yürürlükteki kanunlara uygun şekilde Hazine''ye devredilen yüzlerce mülkün iadesini gündeme getirdi. micardisplus 80/25 mg micardis haittavaikutukset micardis plus 80 12.5 mg

Halen TBMM''de bekleyen Vakıflar Yasa Tasarısı ile bu talep de karşılandı ve Hazine''nin elinde olanların iadesi öngörüldü. Ama AB yine tatmin edilemedi ve Genişlemeden Sorumlu Komiser Rehn, Dışişleri Bakanı Gül''e, Hazine''den, üçüncü şahıslara geçmiş malların da ya geri verilmesi veya tazminatının ödenmesi için "muhtıra" gibi mektuplar gönderdi. Hızını alamadı, Vakıflar Yasası''nın, AB uzmanlarıyla birlikte hazırlanmasını teklif etti.
İşte bu gelişmeler üzerine Devlet Bakanı Şahin, AB''nin din özgürlüğünden sadece mal-mülk meselesini anladığını söyleyip, "Bu da beni rahatsız ediyor" isyanında bulunmuştu. Şahin, AB''nin beğenmediği Vakıflar Yasa Tasarısı için de, "İddia ediyorum ki, AB ülkelerinin hiçbirinde bu kadar demokratik yasa yok" demiş, üçüncü şahıslardaki malların geri dönüşü veya tazminin sözkonusu olamayacağını açıklayarak, "İmza attığı tasarının arkasında" durmuştu. Ama diğer Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı Gül, Rehn''e olumlu cevap verip, yasa tasarısında düzeltmeler yapılacağını bildirmiş ve "AB Komisyonu''nu pozitif beklenti içine" sokmuştu.


İÇTEN İSTİLA

AB''nin bu isteği 9 Kasım''da açıklanan İlerleme Raporu ile Katılım Ortaklığı Belgesi''nde detaylı bir şekilde yer aldı. Ve Şahin''in geçtiğimiz hafta verdiği bilgiye göre, üçüncü şahısların elinde bulunan 297 gayrımenkul için, -işte bunların neredeyse hepsi Patrikhane''nin bulunduğu İstanbul surları içinde- değer tespiti yapılıyormuş. Yani bu vakıflara gayrımenkul verilemiyorsa, altından kalkılamayacak miktarlarda tazminat ödenecek. İktidarın niyeti, TBMM''deki yasa tasarısına "tazminat ödenmesi" hükmünün ilave edilmesiymiş.
Görüldüğü gibi AB, yine istediğini yaptırıp, ilgili bakanın "arkasındayım" dediği yasa tasarısını bir daha değiştirtiyor. Ancak daha vahimi ve önemlisi, tazminat ödenmesi veya Hazine ve üçüncü şahıslardaki mülklerin iadesi, her halükarda, Türkiye''nin içten istila edilmesinin yolunun açılmasıdır. Çünkü, bu emsal teşkil edeceğinden, sadece hazinedeki mülklerin değil, yine sadece İstanbul''dakilerin de değil, ülkenin dört bir yanında, çok eskiden Hıristiyanlara ait görülen, tüm kiliseler ve diğer gayrımenkuller üzerinde, hak iddia edilmesinin hukuki altyapısı hazırlanmış oluyor.
Türkiye, AB''nin bu zorbaca taleplerini asla karşılamak zorunda değil. Çünkü tam bir sömürgeci zihniyetle yapılan bu dayatma, öncelikle AB müktesebatına da aykırı. Şöyle ki;
KOB''da, bu mesele ele alınırken, "Cemaat vakıflarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi''nin 1 No''lu Protokolüne uygun olarak mülkiyet hakkından yararlandırılmasından" bahsediliyor.
Ülkemizin de taraf olduğu, 1952 tarihli bu protokolün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1.maddesinde, "her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı bulunduğu" hatırlatılıyor. Ama hemen devamında, "kişilerin kamu yararı ve yasada öngörülen şartlar sebebiyle mal ve mülkten yoksun bırakılabileceği" kaydediliyor. Ayrıca, "devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek için gerekli gördükleri yasaları uygulama hakkı bulunduğu" belirtiliyor.
İşte Türkiye bugüne kadar, aynen 1 No''lu Protokol''de yazıldığı gibi, azınlık vakıflarının mal-mülk meselesinde, kamu yararını ve ülke gerçeklerini dikkate almış, buna göre düzenlenen yasaları ve Yargıtay kararlarını uygulamıştır.
Hal böyleyken, AB''nin densiz taleplerde bulunması, bizimkilerin de "baş üstüne" demeleri, ülke güvenliğinin göz göre göre tehlikeye atılmasıdır. Bu sebeple, TBMM, "AB''ye uyum" değil, "uyumsuzluk" doğuran bu yasaya geçit vermemelidir.
YUNANİSTAN''I ÖRNEK ALALIM MI?
AB, son raporlarında bir de, "Azınlıklara saygı gösterilmesi ve korunmasında, üye ülkelerdeki en iyi uygulamayı" örnek almamızı istiyor. Acaba bu konuda en iyi uygulamayı yapan AB ülkesi hangisi?..Sakın Batı Trakya''dakilere "Türk''üm" demeyi yasaklayan, Müslüman azınlığın vakıfları ve mülklerine el koyan, bu vakıfları usülsüz vergi borçları ile çökerten, soydaşlarımızın mal-mülk edinmesini engelleyen, ellerindeki malları da "kamulaştırma" gerekçesiyle gasp eden, cemaatin müftü seçmesini cezalandıran 24 yıllık AB üyesi Yunanistan olmasın?
Erdoğan-Gül ikilisi, kaderlerini AB dinamiğine bağlamış olabilirler. Ama bu saplantı, onlara, ülkenin yağma edilir bir konuma sürüklenmesi hakkını vermediğine göre, acaba ne zaman duracaklar?..