Resmi Tepkisizlik - MÜMTAZ SOYSAL
ÖNCE , yerel muhabirlerce İstanbul gazetelerine bildirilip de çoğunda hiç yayımlanmayan, bir kısmında da yumuşatılan bir haberi düzeltmek gerek. Bu cumartesi, yani Ek Protokol'ün imzalanmasından bir gün sonra, Bodrum karşısındaki Yunan adası İstanköy'ün Ticaret Odası'nca yapılmış bir çağrıya uyan Milas ve Bodrum Ticaret Odaları üyeleri, yakınlarını da alarak komşuya tekneyle günübirlik dostluk ziyaretine gidiyorlar. Ama, grupta bulunan Lefkoşa Doğu Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi dördüncü sınıf öğrencisi TC uyruklu Hasan Alagün ile Bodrumlu bir ev hanımı, pasaportlarında KKTC damgası bulunduğu için, önce karakola götürülüyor, sonra da adada kalmalarına izin verilmeyerek akşama kadar teknede tutuluyorlar. new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponsdiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisfusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnearcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cenaoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
Grupta Milas Kaymakamı ile Emniyet Müdürü de var.
Bu durumda, normal tepki olarak grubun ''Böyle dostluk çağrısı sizin olsun!'' deyip hemen geri dönmesi gerekmez miydi? En azından iki devlet görevlisinin, çok yakınlardaki üst makamları da haberdar ederek tepkiye öncülük etmeleri beklenmez mi?
Hayır. Öyle anlaşılıyor ki, onlar da başkentteki ''resmi tepkisizlik'' ten esinlenip susmayı ve grupla birlikte Yunan adasını gezmeyi tercih etmişler.
Önümüzdeki haftalarda bu tepkisizliğin yeni örnekleri görülecektir.
Ek Protokol'ün imzasıyla sorun bitmedi. İmzalama, ''seçilmişler'' in ''atanmışlar'' diye aşağıladığı iyi yetişmiş diplomatlar sayesinde ''mektup teatisi'' biçiminde yapılmış ve ''deklarasyon'' denen yerli ''bildirge'' imzaya eklenerek Brüksel'e sunulmuştur ama, Dışişleri Bakanı'nın ''Bir nevi rezerv koyduk'' demesinin aksine, kimse bunu geçerli bir ''çekince'' sayacak değil. Avrupa'da her kafadan bir ses çıkacak ve yine Türkiye'yi aşağılayıcı sözler edilecek.
Yine susulacak mı? ''Dönem başkanı İngiltere'yi dinleyelim ve kimseyi kızdırmayalım'' diye, müstahak olana en ağır dille yanıt verilmeyecek mi?
Unutmayalım ki, on para etmez bir tarih ve beş para etmeyeceği bugünden belli bir müzakere süreci uğruna Türkiye Cumhuriyeti'nin şimdiye kadar katlanmak zorunda bırakıldığı zillet artık milletin canına yetmiştir.
Kendini şimdiden AB'nin ''işgal valisi'' sayan Büyükelçi Hansjörg Kretschmer , bir kez daha sıkılmadan ''Türk askerinin yönetimde hâlâ çok etkin oluşu, uyum sürecinde engel oluşturacaktır'' demiş. Bu ülkede kimse ''Avrupa'da kilise, ırkçı partiler ve yabancı düşmanı gruplar hâlâ çok etkin'' diyerek onların işine burnunu sokmazken, Türkiye'nin çağdaşlık tarihi ve ordunun yeri konusunda kara cahil olduğu anlaşılan bu diplomata ağzının payını verecek bir yetkili çıkmayacak mı?
Yoksa, o konuda da mı suskunluk?
Kendilerinin söyleyemediklerini AB'ye söyletenler susabilir ama, bu konuda hiç susmaması gerekenlerin artık ses vermesi gerekmez mi?