Gökçeada'da Neler Oluyor?.. - Prof. Dr. Bayram ÖZTÜRK Türk Deniz Araştırmaları Vakfı Başk.
Gökçeada'da Müslüman olmayanlar mutlu ve asude bir hayat sürmektedirler. Ancak son yıllarda adaya Yunanistan'ın ilgisi artmıştır. Adaya gelen Yunan milletvekilleri yerel halkı rahatsız edecek uygulamalara girişmektedirler. Örneğin sözde İmroz (Gökçeada) ve Tenedos (Bozcaada) milletvekilleri olarak bastırdıkları kartvizitlerini dağıtmaktadırlar. Gökçeada'yla ilgili Yunanistan destekli pek çok site kurulmuştur.Bu siteler aracılığıyla adadaki vatandaşlarımız tahrik edilmekte, adanın tekrar Yunanistan'a bağlanması talep edilerek, bu konuda kitaplar yazılmakta, kara cüppeli papazlar seminer ve paneller düzenlemektedir.fusidinezuur voetschimmel fusidinezuur creme fusidinezuur acnerenovation vejle site renovacialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer coupon
Gökçeada ülkemizin en büyük adasıdır. İlk ismi İmroz olan bu ada, Anadolu topraklarına olan yakınlığı ve Çanakkale Boğazı'nı konrolü altında tutması nedeniyle ülkemizin güvenliği için hayati bir öneme sahiptir. Ada cumhuriyetin ilk döneminde önemli gelişmeler kaydetti, okullar açıldı, üretme çiftlikleri kuruldu. Son yıllarda ise bir turizm beldesi olma yolunda ilerliyor. Ege Denizi'nde koskoca imparatorluktan elimizde bir teselli kaynağı olarak Gökçeada ve Bozcaada kaldı. Bunların dışındaki adalar bizden zamanın büyük devletleri tarafından adeta bir oldubittiyle kopartıldı. Ayvalık'tan Midilli'ye doğru karşı tarafa baktığımızda elinden zorla malı alınmış bir insan duygusuna kapılmamak elde değil.
Trablusgarp ve Balkan harplerinde işgal edilen Ege adalarında bulunan Türkler, İtalyan ve Yunan işgali sırasında kendilerinin kurtarılmalarıyla ilgili olarak çok çabaladılar. Osmanlı yönetimine zamanın haberleşme araçları ile sayısız başvuru ve yalvarışlarda bulundular. Balkan harbinde Yunanistan'ın Ege adalarını ve Anadolu'yu istila etme planlarının bir parçası olarak 30 Nisan 1912'de Gökçeada Yunan isgaline uğradı. Bu konuda İdris Bostan ve Ali Kurumahmut tarafından hazırlanan, Trablusgarp ve Balkan harplerinde işgal edilen Ege adaları ve işgal telgrafları konulu muhteşem kitap, dönemin yöneticilerinin aymazlıklarıyla dolu. İşgal, İmroz Kaymakamı Lütfi tarafından Hariciye Nezareti'ne ''İki saat önce Limni işgal edildi, İmroz'un bugün yarın işgali muhakkaktır'' denilerek yardım istemiyle bildirilirken, Limni Mutasarrıfı Mihran Efendi ''Yunan kuvvetleri adadadır. Çare-i selamet donanmamızdır, son sözümüz İMDAT, İMDAT, İMDAT'' derken; Mondros Müdürü Hayri 'nin Hariciye Vekâleti'ne ''Askerlerimiz düşman askerleriyle çarpışıyor. Şimdi düşman kumandanlığından bir kâğıt aldım. Teslim teklif ediyorlar. Telgraf memuruyla yalnızım, ülkenin onuru için kaçmıyoruz. Ölüme hazırız, bilseniz ne kadar tatlı oluyor'' diyen telgraf mesajları, devlet ve ülke onurunun ne olduğunu bizlere ibretle göstermektedirler.
1. Dünya Savaşı sırasında İngiliz yönetiminde olan Gökçeada, bu savaşta deniz üssü olarak kullanılmış, Sir Hamilton Çanakkale'ye yaptığı çıkarmaları, adadaki karargâhını bugünkü Aydıncık'a (Kefaloz) kurarak yönetmiştir. Balkan Savaşı sırasında işgal edilen ada, aslında Bozcaada ile birlikte Londra Anlaşması gereği Osmanlı İmparatorluğu'na geri verilmiş, ancak savaş çıkınca bu kararı büyük devletler uygulamamışlardır. İşgal ise Lozan Barış Antlaşması'na kadar sürmüştür. Lozan Antlaşması'nın 12. maddesi gereği hem Bozcaada hem de Gökçeada Türk egemenliğine tekrar geçmiştir. Antlaşmanın 14. maddesi Türk egemenliğini perçinlerken Müslüman olmayan yerli halkın can ve mal güvenliği de güvenceye alınmıştır. Halen bu uygulama devam etmekte olup adada Müslüman olmayanlar mutlu ve asude bir hayat sürmektedirler. Ancak son yıllarda adaya Yunanistan'ın ilgisi artmıştır. Adaya gelen Yunan milletvekilleri yerel halkı rahatsız edecek uygulamalara girişmektedirler. Örneğin sözde İmroz (Gökçeada) ve Tenedos (Bozcaada) milletvekilleri olarak bastırdıkları kartvizitlerini dağıtmaktadırlar. Gökçeada'yla ilgili Yunanistan destekli pek çok site kurulmuştur.
Bu siteler aracılığıyla adadaki vatandaşlarımız tahrik edilmekte, adanın tekrar Yunanistan'a bağlanması talep edilerek, bu konuda kitaplar yazılmakta, kara cüppeli papazlar seminer ve paneller düzenlemektedir.
En son 29 Nisan 2005'te 10536 sayılı kararla eski Yunan Dışişleri Bakanı Thedoros Pangalos 'un başını çektiği 21 milletvekili, Avrupa Konseyi Parlamenteler Meclisi'nde Gökçeada ve Bozcaada'nın özerklik taleplerini gündeme getirmişlerdir. Yunanistan, Güney Kıbrıs, Ermenistan, Bulgaristan, İtalya, Norveç ve İsviçreli milletvekilleri, yerlerini bile bilmedikleri adanın bir tür özerklik kazanması için çalışmalarını sürdürmektedirler.
Gerekçeleri de Lozan'ın 14. maddesiymiş. Yunan azınlık anadilde eğitim yapamıyormuş, okulları kapalıymış, dini eğitim kısıtlıymış. Bu parlamenterleri Batı Trakya'ya götürüp olup bitenleri göstermek lazım. Türklerin kendi seçtikleri müftülerinin görev yapmasına engel olunup onları hapse atarlarken, ceza verilirken ve başında Türk kelimesi olduğu için dernek bile kurmaları önlenirken kimseden ses yok. Gökçeada'da kilise ve papazı barış içinde yaşıyor, ibadetlerini yapıyorlar ama Atina'da bir cami bile bulunmuyor. Bir de İstanbul'daki kiliselerin sayısına bir bakın. Bu nedenle sözünü ettiğimiz parlamenterlerin Gökçeada'da halkın din özgürlüğü yok veya malı elden gidiyor diye Avrupalıları arkalarına alıp kampanya başlatmaları hazin ve kendileri adına da utanç vericidir.
Alınmaya çalışılan karar, oynanmaya çalışılan oyun çok sinsi ve kurnazcadır. Genel kurulda tartışılmaması veya bu imzalar sadece bu milletvekillerini bağlar gibi düşünceler, konunun önemini hafifletmez. Bu uzun soluklu bir çalışmanın ilk ürünüdür ve arkası gelecektir. Amaç; Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki her şeye razı tavrından yararlanarak en aşırı teleplerini bizlere kabul ettirmektir. Zamanlama ve planlamaları mükemmeldir. Bu arada, bu olup bitenlerden bizim milletvekillerinin ne denli bilgi sahibi oldukları, hangi ulusal menfaatlarımızı korudukları ve ne gibi karşı karar aldıkları veya aldırdıkları, doğal olarak merak konusu değil midir?
Diğer yandan devlet, adayı birçok konuda ihmal etmiştir. Acaba Çanakkale Valisi yılda kaç defa adaya gelmektedir? 1972 yılından beri adada İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi'ne ait bir araştırma birimi bulunmaktadır. Ama burası yıllardır bakımsız ve ihmal edilmiş durumdadır. Üniversitemin geçmiş yönetimini burayı tamir ettirmeye ikna edemedim. Umarım yeni yönetim bu konuyu gündeme alır. Çünkü Gökçeada ülkenin herhangi bir parçası değildir. Çok ayrıcalıkları olan stratejik konumda bir yerdir.
Son zamanlarda adadaki gayrimüslim vatandaşlarımızla ilgili bol resimli, iyi kâğıda basılmış kitap yazma modası başladı. Adeta yeni keşfedilen bu vatandaşlarımız ne kadar yalnız, çaresiz ve terk edilmişlik içindeymişler, aslında adanın sahipleri onlarmış vs. zırvalıklarla dolu kitaplar bunlar. Parayla yazdırıldıkları o kadar belli ki, insan zekâsına hakaret ediyorlar. Bir komutanımız, son zamanlarda bizden hainler de çıkmaya başladı, diye ne kadar güzel söylemişti. Bütün bu olumsuzluklarla belediye başkanı, imkânları ölçüsünde mücadele etmektedir.
Yunanistan kurulduğundan beri hep Türkiye'nin aleyhine topraklarını genişletmiştir. Halen de Ege Denizi'nde egemenliği tartışmalı olan 150 kadar kaya ve kayacığın üzerinde sessizce oturuyor.
Amaçları Gökçeada'yı Yunanistan'a katmak ve Megalo İdea'yı gerçekleştirmek. Acaba bütün bunlar neden oluyor? Neden ''olmazsa olmaz'' nitelikteki AB üyelik talebimizden önce, bu tür ardı arkası kesilmeyen, ulusal bütünlüğümüzü tehdit eden, Türk ulusunu çökertmeye çalışan isteklere cesaret edilmiyordu? Avrupa Konseyi'nde veya diğer uluslararası kurumlarda neden kimse bizim içişlerimize karışma cesaretini gösteremezdi? Bu soruların cevabı açık.
Çünkü hayali bir AB projesi peşine takılan, deyim yerindeyse kocaman balinadan herkes bir parça koparma peşindedir. Üstelik o balina ki, kendi gücünün farkında olsa bir kuyruk darbesiyle hepsini denizin dibine gönderecek güce sahipken...