Cumhuriyetin 100.yılına 3451 gün kaldı..

AKP-Cemaat Kavgasının En Önemli Ayağı Cemaat İçi Kavga - Açık İstihbarat

Tarih:20/11/2013 Okunma Sayısı:11343 Türü:İstihbarat

 "Hanefi Avcı'nın, Nedim Şener'in ve Ahmet Şık'ın tutuklanmasının tek sebebi var. O da Gülen Cemaati içinde uzun zamandır yaşandığı bilinen iç çatışma!

Aslında Avcı da Gülen Cemaati'nin eski bir üyesi, polis teşkilatında, yıllar yıllar önce cemaat yapılanması başlatan meşhur
Kemalettin Özdemir'in sağ kolu. Çatışmanın çıkma sebebi ise birkaç yıl önce Özdemir'in yerine, camiada 'Kozanlı Ömer' olarak bilinen Osman Hilmi Özdil'in getirilmesidir. Özdil, Özdemir'e bağlı ekibi pasifize etti. Bunların arasında Avcı da vardı. Hatta Sabri Uzun ve Emin Aslan. İşte bu ekip Özdemir'den yana tavır koydu.


Açık İstihbarat Haber


AKP-Cemaat Kavgasının En Önemli Ayağı Cemaat İçi Kavga

Açık İstihbarat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

20.11.2013


Son dönemde AKP-Cemaat kavgasının izini sürmek için aşağıdaki iki yazıyı ardarda okumanızı tavsiye ediyoruz.

Fetullah Gülen'in yaşlılığı arttıkça daha da büyüyecek cemaat içi kavganın, nasıl AKP ile Cemaati de geri dönülmez bir ayrılığa sürükleyeceğini bu iki yazıda bulacaksınız.

Açık İstihbarat

************ Önder Aytaç'ın 28.11.2012 tarihli yazısı ****************************

Yukarıda yazdığımız başlığın yerine isterseniz; ‘Dershaneler Konusunda Kemalettin Özdemir 2. Nurettin Veren Vakıası mı?’ başlığını da kullanabilirsiniz...

Ne demek mi istiyorum?

İsterseniz şöyle açıklayayım efendim.

Sonradan İşçi Partisi (İP) üyesi bile olan Nurettin Veren ile ilgili Doğu Perinçek’in kendi dar dairesindeki dostlarıyla –ironik bir şekilde- yaptığı konuşmalarda; ‘Nurettin Veren bana Fethullah Hoca’nın attığı en büyük goldür / kazıktır’ dediğini söylerler…

Son zamanlarda Perinçek’in, Veren hakkındaki söylemindeki gibi bir değerlendirme, acaba Kemalettin Özdemir ile Sn. Başbakan Erdoğan, Sn. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ve Sn. Hakan Fidan arasında olan yakınlaşma için de söylenebilir mi acaba?

Hatta bir adım daha ileriye gidilerek; ‘Kemalettin Özdemir = (2.) Nurettin Veren midir’ acaba?..
 
Ne demek mi istiyorum?

Gelin isterseniz ne demek istediğimi şu şekilde açıklayayım; Bir görüşe göre; Sn. Başbakan’ın, dershanelerin kapatılması konusuna bu kadar yoğunlaşmasının tek nedeni; ‘the cemaat’in en temel insan kaynağının, dershanelerden karşılanıldığı konusunun Sn. Başbakan’a, Kemalettin Özdemir tarafından ısrarla ifade edilmesi deniliyor.

Yine bu inanışa göre; eğer dershaneler kapatılırsa -bataklık kurutulacak- ‘the cemaat’ insan kaynakları bağlamında çok ciddi bir sıkıntıya girmiş olacak… 

Hâlbuki gerçekler hiç de böyle değil.

Peki nasıl mı?

İsterseniz bunu da maddeler halinde aşağıdaki şekliyle şöyle ifade edelim;
 
1. Türkiye’de mevcut olan özel dershane sayısı 4500 civarında. Bunların ancak üçte biri (1/3) kadarından daha azı, bir şekliyle ‘the cemaat’ ile irtibatlı olan dost çevresinin idaresindeki dershaneler olabilir. Geriye kalan üçte ikisinden (2/3) daha fazlası ise tamamen’ the cemaat’ dışındaki özel yapıların ve başka başka kar amaçlı özel şirketlerin ve çevrelerin elinde…

2. ‘The cemaat’le irtibatlı olduğu farz edilen ve bütünün içindeki 1/3’den daha az olan dershanelerdeki öğrencilerin çoğu, hem bu dershanelerin öğrencilerine verdikleri eğitimde çok başarılı olduğunu, hem de bu eğitim kurumlarının ‘the cemaat’ ile duygusal anlamda irtibatının olabileceğini de gayet iyi biliyorlar…

3. Bu nedenle, dershanelere gelen öğrencilerden ‘the cemaat’ konusunda ön yargısı olanlar, derslerine çalışmalarının dışında, asla manevi anlamda buralardan bir çıkarsama yap(a)mıyorlar. Ancak her gelen öğrencinin, the cemaat’e dost olmasa bile, düşman olmaması bağlamında da, bu dershanelere gelinmesi ‘evet, gerçekten de önemli oluyor denilebilir. Bir diğer anlatımla; en azından dost çevre gelişiyor…

4. Genellikle bu dershanelerde görülen iç manzara ise şu; Dershanelere gelen pek çok öğrenci, ‘the cemaat’ ile rahatlıkla dalga bile geç(ebil)mekte, buraları ‘ti’ye almakta ve esprileri içinde de bunları ifade etmekteler. Örneğin FEM için; ‘Fethullah Efendinin Müritleri’ ya da ‘Fethullah Eğitim Merkezi’ diye iğneleyici espriler bile öğrenciler tarafından sıklıkla yapılmakta. Durum böyle olmasına rağmen, bu kurumların test çözme ile ÖSS ve ÖSY’deki başarıları nedeniyle de, azımsanmayacak yoğunlukta birçok öğrenci bulunmakta… 

5. Belli çevrelerin inandıklarının aksine, ‘the cemaat’ ile gönül bağı olan bu dershanelerin vasıtasıyla devşirilen veya kazanılan öğrenci sayısı, abartılanların aksine çok ama çok düşük rakamlarda. Bu öğrencilere verilen rehberlik hizmetleri oranı da neredeyse ancak genel katılan öğrencilerin % 20’si oranlarında ya da bundan bile az. Çünkü öğrenci istekli olması lazım + yeterli sayıda yetişmiş eleman olması gerekli ki bu konularda da ciddi sıkıntılar söz konusu…

6.Eğer yukarıdaki maddelerde yazdıklarımızı toparlayacak olursak; bu dershaneler, kendi öğrencilerinin 1 / 3’inden az bir orana ancak rehberlik hizmeti verebilmekte. Bu ise, kendisinden eğitim alan öğrenci potansiyelinin bile ancak % 20-30’larına tekabül ediyor. Bir diğer anlatımla, Türkiye genelindeki toplam öğrenci sayısının rakamsal olarak % 6 – 8’ine ancak rehberlik hizmeti verilebilmekte…

7. Peki dershaneler Sn. Başbakan’ın direktifleri doğrultusunda komple kapatılınca ne olur? Malumunuz olduğu üzere, klasik iktisat teorisine göre; her talep kendi arzını da beraberinde oluşturur. Aynı durum bu dershaneler hakkında da söz konusu olacak demek kehanet olmasa gerek…

8. Kapanan dershanelerin bir kısmı yer altına inerek çalışmalarına devam ederler. Ancak bu durum çok riskli olduğundan dolayı, bunu yapacak dershane sayısı kanımızca çok az ve sınırlı sayıda olacak…


9. Dershanelerin kapatılmasından sonra; siz isteseniz de - istemeseniz de eğer eğitim sistemi böyle devam edecek olursa, yine ‘the cemaat’ evleri cazibe merkezleri haline gelmeye devam edecekler.

Çünkü 35 yıllık dershanecilik tecrübesini bir günde ‘ben yaptım oldu’ diyerek komple yok sayamazsınız. Yine insanların zihninde oluşan dershanelerin ÖSS-ÖYS sınavlarındaki çok başarılı şekilde algılanması da kolay kolay akıllardan silin(e)meyecek bir durum.

Bu ise; daha önceden the cemaat’le irtibatlı olduğu iddia edilen dershanelerin kapısının önünden hiç geçmemiş olan çevrelerin bile, kendi çocuklarını, bu dershanelerin yerine kurulacak sistemlere, buralardaki belletmenlere ve bu eğitimi verecek ağabeylere - ablalara teslim etme arzusunu pekiştirmiş olacak…

Çünkü bunun alternatifi yok… 

10. Böylelikle, şu aşamada ‘the cemaat’in piyasadaki % 30’lar civarında olan öğrenci kabulü ve popülaritesi, birden % 70 – 80’lere doğru fırlamış olacak. Ve tabi ki bu özel dersler de, dershane yerine ikame edilecek olan minyatür dershaneciklere dönüşmüş şekilde yeniden re-dizayn edilecek. Elbette eski yöntemdeki dev dershanelerin yerine ikame edilecek olan, bu yeni ve çok samimi statüdeki şekillerde gerçekleşecek olan rehberlik hizmetlerinin oransal durumu da, -eğitimden az anlayan kişilere göre bile- % 20’lerden, % 80’lere ve hatta çok daha azimle çalışılacak olursa % 90’lara, % 100’lere kadar çıkabilecek…

 

11. İşte tam da bu noktada yeniden başa dönecek olursak, kendi akıllarınca ‘the cemaat’in insan kaynaklarını kurutmak / bitirmek isteyenler, yaptıkları hatayı fark edip, bir an önce bu yanlıştan acaba geri dönmek mi isteyecekler? Ancak iş işten geçmiş olduğu için, önceden dershanelerin kapısına mühür vurup kapatma dışında hiçbir planlama yapmadıkları için, bodoslama dershaneleri kapatmayı düşündükleri için, bu kısır döngüden geri adım atamaları da nerede ise olanaksız…

12. Kısacası; ‘insanlar zulüm etseler de, kader mutlaka adalet etmiş olacak.’ Allah için ve ülkenin gençlerinin memlekete ve insanlığa yararlı birer kişi olmaları için açılan dershaneler, okuma salonları ve etüt merkezlerinde hizmet eden, peygamberden müjdeli garipler yeni bir dönüşüm ve oluşumla yollarına kaldıkları yerden devam etmiş olacaklar…

13. Kanımızca bu makalenin sonunda cevabının aranılması gereken soru şu; Acaba Nurettin Veren için Doğu Perinçek’in dediği; ‘Nurettin Veren bana Fethullah Hocanın atiği en büyük kazıktır’ değerlendirmesindeki gibi bir durum, şu anda Kemalettin Özdemir ve onun The cemaat konusundaki yıkıcı danışmanlığı alanlar bağlamında da düşünülebilir mi? Bir diğer ifade ile; Kemalettin Özdemir de tam bir 2. Nurettin Veren vakıası mı?..’

Sakın bana; ‘yok canım daha neler’ demeyin...

‘Bu kadarı da olmaz, olamaz’ da demeyin… Vallahide, billahide, tallahide olur. Çünkü burası Türkiye… Ve Anadolu insanı çok ama çok uyanık!..

 Bilmem anlatabildim mi?..                                                                     

****************** Sevilay Yükselir'in 14 Mart 2012 tarihli yazısı ***************

Hiç aklıma gelmezdi, bir gün solculara yaptığı işkencelerle meşhur eski bir polis şefi için böyle bir yazı kaleme almaya vicdanen mecbur kalacağım...

Ama oluyormuş işte...

Daha önce kulağıma çalınmıştı. Ancak teyidini alamamıştım. En sonunda Gülen Cemaati'ne epey yakın bir meslektaşımdan duyunca ve dahası olayın tüm ayrıntılarını ondan da öğrenince bugün yazmaya karar verdim.

Konu çokkk detaylı. Hangi tarafından tutacağımı inanın bilemiyorum. Onun için en iyisi, bilgileri bana aktaran arkadaşımın bire bir ağzından aktarayım size:

"Hanefi Avcı'nın, Nedim Şener'in ve Ahmet Şık'ın tutuklanmasının tek sebebi var. O da Gülen Cemaati içinde uzun zamandır yaşandığı bilinen iç çatışma!

Aslında Avcı da Gülen Cemaati'nin eski bir üyesi, polis teşkilatında, yıllar yıllar önce cemaat yapılanması başlatan meşhur
Kemalettin Özdemir'in sağ kolu. Çatışmanın çıkma sebebi ise birkaç yıl önce Özdemir'in yerine, camiada 'Kozanlı Ömer' olarak bilinen Osman Hilmi Özdil'in getirilmesidir. Özdil, Özdemir'e bağlı ekibi pasifize etti. Bunların arasında Avcı da vardı. Hatta Sabri Uzun ve Emin Aslan. İşte bu ekip Özdemir'den yana tavır koydu.

Aslında bu kavga alttan alttan yürüyordu. Gün yüzüne çıkmasına neden olan şey Nedim Şener'in yazdığı, 'Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları' adlı kitabıdır. O kitapla Kemalettin Özdemir ve Avcı müthiş bir operasyona imza attılar.

Evet.
Hrant Dink cinayetindeki suiistimaller olduğu gibi gözler önüne serildi ama aynı zamanda polis teşkilatının yeni egemeni Kozanlı Ömer ve ekibi de darmadağın edildi. Bunun üzerine kavga daha da büyüdü. Bir yığın operasyon falan filan. Taraflar alenen kılıçları çekti.

En sonunda Avcı kellesini koydu ortaya ve olay yaratan o meşhur kitabı, 'Haliç'te Yaşayan Simonlar'ı piyasaya sürdü. Sonrasını da biliyorsun zaten. Avcı önce Devrimci Karargâh diye uyduruk bir örgüte üye olduğu iddiasıyla tutuklandı. Oda TV Soruşturması'ndan Nedim içeri alınınca bağlantıları öne sürüldü ve o da oraya kaydırıldı.

En sonunda da Gülen Cemaati'nin polis teşkilatındaki örgütlenmesini 80'li yıllardan alarak 'İmamın Ordusu' adını verdiği kitapla deşifre eden Ahmet Şık tutuklandı! Çünkü onun da bu kitabı yazarken o kanattan destek aldığı biliniyordu. Ancak Nedim'in ve Ahmet'in tutuklanması kamuoyunda beklenenin üzerinde tepki oluşturdu. Bu durum Gülen Cemaati içinde sert tartışmalara ve ayrışmalara sebep oldu!"

Arkadaşın anlattıkları bu kadarla bitmiyor elbette ama bunları aktarmaya yerim müsait değil.

Kaldı ki benim bu yazıyla asıl dikkat çekmeye çalıştığım nokta, cemaat içi çatışma ve ayrıntıları değil.

Beni ilgilendiren boyut, eğer gerçekten bu anlatılanlar doğruysa, hem basit bir kayıkçı kavgasının getirilip, "Ergenekon" gibi tarihi bir davaya yapıştırılması, hem de bir topluluk içinde kavgada taraf oldu diye birilerinin alakasız bir meseleden dolayı aylardır tutuklu yargılanmasıdır.

Şimdi...

Adını duyduğum yerde böğüresim gelse de, salt Gülen Cemaati içindeki bir kavgada taraf olduğu ve bu tarafgirlikle kitaplar yazdırıp, yazdığı ve konuştuğu için bir adamın hâlâ tutuklu kalmasına gönlüm razı gelmiyor. Nedim ve Ahmet serbest kaldı. Eğer, Avcı'yı Silivri'ye tıkan sebepler Nedim ve Ahmet'in sebepleri ile aynı ise...

O zaman Hanefi Avcı'nın da derhal tahliye edilmesi gerekir.

***

Not: Bu konuya girmekte kararsız kaldım. Çünkü kamuoyunda Gülen Cemaati algısı gerçekten korkunç! Arkadaşlarım, "Yazma, yanarsın!" diye hep uyardı. Aralarında benim de saygı duyduğum dostlar var. Önümüzdeki cuma bir de onlara hitaben bir yazı yazacağım. Bilmelerini istedim.


Açık İstihbarat @ 2013


Haber yoruma kapalı.
Diğer Manşetler
"Ergenekon"'dan Ötüken'e Çuval Şimdi F Tipinin Başında - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Bir Perinçek Klasiği - Açık İstihbarat
Sınır İhlali Yapan 2 Yunan Uçağı Düşürüldü - Mehmet Atak
Tapelerden Liğme Liğme Dökülen İnsan Portreleri - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Tapelerdeki Ses Montajı İddialarına Bilimsel Cevap - Mustafa Altıoklar
Bir Sosyopatı Ele Veren 10 İşaret
Asil Babalar Kadar Olamıyorsun - Ali İhsan Gürcihan / Açık İstihbarat
Elvan Çocuk Öldü - Ali İhsan Gürcihan / Açık İstihbarat
Metin Feyzioğlu Nereye Koşuyor - Av. Mehmet Ali Ersoy
26ncı Genelkurmay Başkanı ve Kumpası Doğru Okumak - Ali İhsan Gürcihan / Açık İstihbarat
Cemaat-AKP Kavgasının Anatomisi - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat


2004- 2011
acikistihbarat.com