AÇIK İSTİHBARAT

Düşünen Beyinlere Bilginin Adresi...
KOD ADI "BOZKURT" - Hüseyin Mümtaz

Hüseyin Mümtaz
mumtazbay@superonline.com


Lâik ve demokratik bir ülkede başbakanlık koltuğunda oturmakta olduğu halde saraylarda iftar yemeği vermeye pek meraklı olan zât en ufak bir rahatsızlık duymadan eğer;

a) "Ben ülkemi âdeta pazarlamakla mükellefim" diyebiliyorsa;

b) "Bekâra karı boşamak kolaydır mantığıyla hareket edip tribünlere oynuyorsunuz. Milliyetçilik havasında gezip de afra tafra atıyorsunuz" üslûbuyla külhanbeyliğini milliyetçilikle karıştırarak küçümsüyorsa;

Ve bu sözlere tepki göstermekle "kanunen ve ahlâken" görevli olması gerekenlerin "Hedef ülke" ve "Millî Hedef" gibi kavramlarla ile ilgili düşünce ufukları ne yazık ki sadece öğrencilik yıllarında okudukları resimli roman yahut akşamları televizyonda seyrettikleri dizi filmlerle sınırlı olup da Ankara'da ikamet buyurdukları halde yetkilerinden bihaber iseler elbette çuvalın intikamını da ancak "ağır abi" Polat Alemdar'ın alabileceğini düşünecekler ve Emekli Tuğgeneral Kenan Çoygun'un cenazesine katılma gereğini duymayacaklardı.
Çünkü onlar gerçeklerle bir türlü yüzleşemezler ve yürekleri "yiyemediği"
için daima sanal âlemin sanal kahramanlarıyla yetinmeyi marifet ve "toplum
mühendisliğinin" vazgeçilmez ögesi sayarlar.

20 Ekim 2005 Cumartesi günü Ankara Kocatepe Camii'nde Kenan Paşa'nın cenaze
namazı kılındı.

Kapalı adı "Kemal Coşkun"du. Kod adı "Bozkurt"tu, Görevi "Bayraktar"lıktı.

Yaşayan son "Bayraktar"dı.

Adam gibi adamdı, asker gibi askerdi, paşa gibi paşaydı.

Altı okka bileği, mangal gibi yüreği vardı.

Şimdiki yetkililer son dört satırı okurken büyük bir ihtimalle bir senaryo
yahut masal okuduklarını zannedeceklerdir.

Ama öyleydi.

Önce Bozkurt'tan ürkenlere Bozkurt'u anlatalım..

Tarih öncesi destan çağlarından değil, 50'li yıllardan bahsedeceğiz.

Türk Devleti, sınırı dışında olup da İngiliz egemenliğinde bulunan bir dış
ülkedeki soydaşlarının can ve mal güvenliğini üç buçuk çapulcunun insafına
bırakmaz ve oradaki Türkleri örgütlendirip silah, cephane ve eğitim yardımı
yapmayı düşünür.

Demek o zaman kırmızı çizgilerimiz stratejik müttefiklerimize ihale
edilmiyormuş.

Demek ki Milli Hedef'in ve Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin bir anlamı
varmış.

Demek Türkiye o zaman sadece kendi bileğine ve yüreğine güveniyormuş

Nereden nereye, değil mi?

Türkiye Kıbrıs'ta 1 Ağustos 1958'de TMT'yi (Türk Mukavemet Teşkilâtı) kurar,
sivil giyimli subaylarını öğretmen, Kızılay görevlisi, banka müfettişi
maskesiyle adaya gönderir.

TMT'nin amblemi de "Bozkurt" olur.

O yıllarda kimse bundan gocunmaz, aklına kötü bir şey gelmez.

TMT'nin başındaki "sivil" Kurmay Albay Lefkoşa'da bulunur, "Bayraktar"lık
makamını işgal eder, emrinde adanın her tarafındaki ilçelerde görevli yine
"sivil" "sancaktarlar" bulunur.

Teşkilatın gövdesi olan "mücahitler" Kıbrıs Türkleri'dir.

İşte bu yapı Kıbrıs Türkleri'ni kan ve ateş denizin içinden geçirerek
salimen 1974'e getirir.

Kıbrıs Türklerini kurtarırken Rum ve Yunanlılara da demokrasi getirme
iddiasındaki "romantik" Ecevit, bu yapının "demokrat" olmadığını düşünür ve
1 Ağustos 1975'te teşkilat lâğvedilir, "yer üstü"ndeki unsurları şimdiki
Kıbrıs Türk Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nı oluşturur.

Son "Bayraktar" Çetin Başar (sonra Korgeneral, Rahmetli) Türkiye'ye döner.

İşte Kemal Coşkun; Makarios'un, 1960 Kıbrıs Cumhuriyetini askıya aldığı
63-64 yıllarında, Kanlı Noel'de adada idi.

Ada'da görevi bitince albay rütbesiyle Türkiye'ye döndü, sonra general oldu.

20 Ekim 2005 günü de Kocatepe Camii'nden cenazesi kaldırıldı.

Cenazeye Denktaş, Genkur. İkinci Başkanı ile Dördüncü Kolordu Komutan
Yardımcısı katıldılar.

Birinci Başkan ve Kolordu Komutanının kendisi dururken neden yardımcıları
bulundu törende?

Kuvvet Komutanları neredeydi?

Fakat biz Kıbrıs'ın cebren ve hile ile "satıldığı" referandumda adada olup
da çıt çıkarmayan ne komutanlar gördüğümüz için Kocatepe'deki manzarayı
yadırgamadık doğrusu.

Beklediğimiz bir şeydi.

Törene katılan Denktaş Bozkurt'u anlatırken; "Yanındaki sandalyenin üzerinde
el bombası, tabancası o vaziyetteydi. Bazı hallerde üst makamların karşı
görüşlerine rağmen cesaretle görevini yaptı. Tam bir kahramandı. Allah
Rahmet eylesin" diyor.

Şimdi sen ey okuyucu, işte bu iman dolu göğse sahip Kenan Paşa'ya dünyanın
neresinde görev yaparsa yapsın, çuval geçirecek bir güç tasavvur edebiliyor
musun?

Peki bakanlar, başbakan, meclis başkanı, parti başkanları cenazede neden
yoktu?

KKTC'nin başbakanı ve bakanları neredeydi?

Kenan Paşa olmasaydı şimdi KKTC olur muydu?

Kenan Çoygun'dan bir tek Hürriyet gazetesi bahsetti, haberi hem birinci
sayfadan verdi, hem içeride bir tam sayfa ayırdı.

Şaşırdım.

AB'ci, referandumda "evet" denilmesini savunan Doğan medya grubunun amiral
gemisi Hürriyet'in; hadi moda olan deyimle söyleyelim, "düşük yoğunluklu
savaş"ın bayraktarını hatırlamasına doğrusu bir anlam veremedim.

Akepe ile arası mı bozulmuştu, yoksa vicdan azabı mı çekiyordu?

Hürriyet'in haber başlığı şu şekilde idi:

"Kıbrıs'ın Çılgın Türk'üne Veda"..

İşte tam yeri geldi..,

Türkiye'nin Çılgın Türkleri ile, Kıbrıs'ın Çılgın Türkleri arasında kocaman
bir fark vardır.

Özakman'ın kitabında anlattığı Çılgın Türkler'in hepsi vefat etmişlerdir.

Biz Türkiye Türkleri kurtuluş mücadelemizi ancak tarih kitaplarından okuruz.

Ama Kıbrıs'ta, Kıbrıs Türk Kurtuluş savaşı'nın "Çılgın Türkleri" daha 60'lı
yaşlarını sürmektedirler.

Kıbrıs'ta, Kıbrıs Türk Kurtuluş savaşı'nın "Çılgın Türkleri" aramızda,
içimizdedirler.

Sokakta yürürken yanınızdan geçerler.

Akşam ekmek alırsınız, sabah kapınıza süt getirirler.

Sessiz ve sakindirler.

Fazla konuşmazlar.

Köşelerine çekilmişlerdir. Küsmüşlerdir.

Şan, şöhret peşinde değildirler.

50 yıl önce düşmana karşı kullanılmak üzere kendilerine sten tabanca veren
Anavatanın; şimdi aynı silahı kendi şakağına dayayıp tetiği çekmelerini
söylemesinden rahatsız ve kırgındırlar.

Bir tarafta 63'ün Kıbrıs Türkü'nün can ve mal güvenliğini korumak ve
kollamak için kelle koltukta savaşan, "yeri geldiğinde üst makamların karşı
görüşlerine rağmen" görevini yapan Kenan Paşa'sı, öte yanda 2005'in 24 Nisan
referandumunda Kıbrıs Türkü'nün satışının farkında bile olmayanlar..

Kıbrıs'ın Çılgın Türkleri iki cami arasında beynamaz..

Şaşkın.

Kıbrıs'ın Çılgın Türkleri ile Türkiye'nin Çılgın Türkleri arasında fark
olduğu gibi; kahramanlıkla hainlik arasında çok ince bir çizgi vardır ey
millet..

Bıçak sırtı gibi.

Bakın Özakman kitabının 669'uncu sayfasında Demirci Akıncıları'nın Reisi
Kaymakam İbrahim Ethem Bey'in Zafer'den sonra "mukavemetçiler"ine neler
söylediğini nasıl anlatır:

"Akıncı kardeşlerim.

İşimiz bitti. Veda vakti geldi. Şimdi verdiğimiz söz gereği, bir teşekkür
bile beklemeden köyünüzün yolunu tutun ve sabana yapışın. Siz savaşırken
köyünüz yakılmış, eviniz yağmalanmış, aileniz kayba uğramış olabilir.
Tevekkülle karşılayın. Daha acısı belki hainleri zengin, hâttâ mevki sahibi
olmuş görebilirsiniz.Bir gün, hizmetleriniz küçümseyenler bile çıkabilir.
Bütün bunları ölüme meydan okuyanların vekarı ile seyredin. Ancak vatanın
kurtuluşunda payı olanların duyabileceği o engin hazzı hiçbir şeye
değişmeyin. Çünkü bu hazzı vatanın kurtuluşunda payı olanlardan başka hiç
kimse duyamaz." [1]

Zaferden sonra silahını teslim edip kendi hayatına dönen Demirci Kaymakamı
İbrahim Ethem Bey ile devlete hizmete devam eden Topal Osman Ağa
kahramanlara; silahını bırakacağına silahı ve çetesiyle beraber Yunan'a
sığınıp Kemal'in askerlerine kurşun atan Kuvvayi Seyyare Komutanı "Küçük
Zâbit" Ethem ise hainlere örnektir.

"Vatanın kurtuluşunda payı olanların duyabileceği o engin hazzı"
yüreklerinde saklayan "mukavemetçiler" madalya beklemezler.

Alkış istemezler.

Ortalıkta görünmezler.

Ama ..

Uzak dağların ulaşılmaz doruklarında bir gece vakti..

Kalk borusu çalıp da çoban ateşleri yanmaya,

İşaret fişekleri atılmaya başlayınca..

Siz sıcak yataklarınızda mışıl mışıl uyurken.

Sessizce o günler için bir köşede özenle sakladıkları çizmelerini giyip
ışığa doğru yürümeye başlarlar..

Emekli Tuğgeneral Kenan Çoygun, "iyi asker"di..

Allah Rahmet Eylesin.18 Ekim 2005
Bu yazı 938 kez okunmuştur.
YORUMLAR:
Henüz yorum yapılmamış.
YAZARIN SON 20 YAZISI
17.07.2007 11:08 İp Cambazları Kerkük'ü Neden Görmüyor? - Hüseyin Mümtaz
16.07.2007 09:09 Papazın Sınır Tanımayan Sınır Tanımazlığı - Hüseyin Mümtaz
09.07.2007 06:20 CHUWALL - Hüseyin Mümtaz
04.07.2007 11:40 Alacakaranlık Kuşağı - Hüseyin Mümtaz
22.06.2007 11:47 Cadılar Bayramı - Hüseyin Mümtaz
19.06.2007 04:32 Bir Çift Kundura, Bir de Fes - Hüseyin Mümtaz
13.06.2007 12:26 Misliyle Mukabele ; Misliyle İade - Hüseyin Mümtaz
11.06.2007 11:19 ASKER - Hüseyin Mümtaz
06.06.2007 05:51 Böyle Olur Bizde Demokrasi Dediğin - Hüseyin Mümtaz
04.06.2007 08:52 Askerliğin Namusu - Hüseyin Mümtaz
01.06.2007 19:31 Adli Muhtıra da ABD F-16'larının Sonucu mu? - Hüseyin Mümtaz
28.05.2007 12:37 Brüksel Maydanozları - Hüseyin Mümtaz
24.05.2007 16:50 Yerel Şeriat Odağı, Küresel Şer Cephesi - Hüseyin Mümtaz
23.05.2007 13:04 57. Alay Kıbrıs'ta - Hüseyin Mümtaz
22.05.2007 07:37 Armut'un Sapı, Üzüm'ün Çöpü - Hüseyin Mümtaz
16.05.2007 07:55 Dolmabahçe - Çankaya Hattı - Hüseyin Mümtaz
13.05.2007 17:15 Lefkoşa'dan Bakü'ye Yol Bağladım - Hüseyin Mümtaz
07.05.2007 19:04 Kabus ve Hayırdır İnşallah - Hüseyin Mümtaz
07.05.2007 06:58 Sancak ve Kılıç - Hüseyin Mümtaz
01.05.2007 04:20 Ankara'nın Taşına Bak - Hüseyin Mümtaz
TÜM YAZILARI
2004-2010
Açık İstihbarat