
Türkiye gibi bir ülkede iç ve dış istihbaratı ayırmanın; ABD'nin jeopolitiği ile Türkiye'nin jeopolitiğini aynı kefeye koyan yanlış bir yaklaşım olduğu savunulabilir fakat Hakan Fidan'ın bu ülkeye yapabileceği en büyük hizmet çok daha temel bir konuda yatıyor.
Çok daha temel bir soru ile başlıyor...İstihbaratın ülke dinamiklerinde rolü ne olmalıdır?
Yeni MİT başkanının mutlaka izlemesi gereken ve bir ihtimal izlediği bir film var.
Açık İstihbarat - Oyun Bozan
|

Oyun Bozan
|
MİT Siyasetten Elini Çekmeli
Behiç Gürcihan -
Açık İstihbarat
|
|
|

100. Yýl Mutabakatý
|
Hakan
Fidan'ın MİT Müsteşarlığına getirilmesi ile birlikte ezbere yorumlar
yapıldı. "Astsubay" kökenli olmasından kaynaklanan yorumlar bu
yelpazede en ucuz olanları temsil ediyordu. AKP döneminde atanması
"AKP'nin adamı" şeklindeki anlaşılabilir tespitleri beraberinde
getirirken; Murat Yetkin'in yazdığı kulis, Hakan Fidan'ın MGK'da
"asker" tarafından da önerildiği yönündeydi.
Hangi ezbere
yorum yapılırsa yapılsın; Hakan
Fidan , bir astsubay üzerinden
başlatılan "Ergenekon" sürecinde, bir başka astsubay üzerinden gelinen
önemli bir virajı temsil ediyor.
Ezber yorumları bir zemine
oturtmak için önce içinden geçtiğimiz bu virajın adının doğru koymak
gerekiyor. Bu virajın adı : istihbaratın yeniden
organizasyonu.
Ve bu viraj devletin içindeki bütün alan çekişmelerine rağmen; Yeni
Devlet'in mutabakatı ile alınıyor. (Yeni Devlet
kavramının ilk ortaya atıldığı 16 Eylül 2008 tarihli yazıyı okumak için
tıklayın)
Bu süreci sadece AKP tabanlı okumak; AKP fenomeninin bir neden değil,
sonuç olduğu gerçeğini gözardı etmekle eşanlamlıdır. Hatalı bir analiz
olacaktır.
Medyada çıkan haberler doğruysa Hakan Fidan'ın "yeniden organizasyon"
projesine kafa yorduğu ; Türkiye'de istihbaratın iç ve dış istihbarat
gibi iki farklı kola ayrılması ve elektronik istihbarat için ABD'nin
NSA kurumu benzeri bir kurum kurulması gibi konulara kafa yorduğu
anlaşılıyor.
Bu tespitlerin doğruluğu veya yanlışlığı;
yurtdışındaki diğer istihbarat teşkilatlarının hangi yönleri ile örnek
alınması gerektiği tartışması bu yazının kapsamı dışında.
Türkiye gibi
bir ülkede iç ve dış istihbaratı ayırmanın; ABD'nin jeopolitiği ile
Türkiye'nin jeopolitiğini aynı kefeye koyan yanlış bir yaklaşım olduğu
savunulabilir fakat Hakan Fidan'ın bu ülkeye yapabileceği en büyük
hizmet çok daha temel bir konuda yatıyor.
Çok daha temel bir soru ile başlıyor...İstihbaratın ülke dinamiklerinde
rolü ne olmalıdır?
Yeni MİT başkanının mutlaka izlemesi gereken ve bir ihtimal izlediği
bir film var.
"The
Good Shepherd"
filmi ; CIA'in kuruluş yıllarını ele alan; başrollerinde Robert De
Niro, Matt Damon, Angelina Jolie, Alec Baldwin gibi isimlerin yeraldığı
başarılı bir yapım.
ABD'nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında donanması
bünyesinden bir istihbarat teşkilatı çıkarmaya çalışırken yaşananlar
özellikle bir noktada Hakan Fidan'ı çok ilgilendiriyor.
ABD
istihbarat tarihinin önemli isimlerinden Sullivan'ı oynayan Robert De
Niro çaylak Matt Damon'a kurduğu servisin geldiği nokta hakkında
şikayet ederken şu cümleyi kullanıyor:
"Ben bu
servisi Amerikan'ın gözü ve kulağı olsun diye kurdum; kalbi ve beyni
olsun diye değil"
Bir
istihbarat teşkilatının o ülkenin çıkarları için gözü ve kulağı
olmaktan çıkıp ; o ülkenin kaderini belirleyen kararları almaya
başlayan bir beyin ve kalbe dönüşmesi ülke ve istihbarat teşkilatı için
sorunun başladığı noktayı temsil ediyor.
Dünyada siyaset
kurumu ile istihbarat teşkilatları arasındaki 11 Eylülden sonra şiddeti
artan bir kavga yaşanıyor. İstihbarat teşkilatlarının siyaseti bizzat
yönlendirmeye çalıştığı hatta bizzat devlet başkanları, siyaset
liderleri atadığı, yetiştirdiği dönemlerden geçiyoruz.
"Bir
CIA Ajanı Olarak Obama"'nın rolüne daha önce değinmiştik.
Türkiye'de
ise durumun çok farklı olmadığı bugüne kadar bir çok ciddi iddiaya konu
olmuş durumda.
Bahçeli hakkında Türkeş'in mektubu ; Baykal hakkında
Hulki Cevizoğlu'nun kitabında yer verdiği ve bugüne kadar yalanlanmayan
iddia ve Tayyip Erdoğan'ın siyasi gelişim çizgisindeki "olağanüstü
tesadüfler" masaya yatırıldığında; Türkiye'de siyasetin istihbaratın
gölgesi altında büyümeye çalışan cılız bir fidan olduğu tezi güç
kazanır.
Türkiye'de bir şekilde bugüne kadar hep "Devletin Adamları"
siyasetin köşelerine yerleştirilmiştir.
Keza;
ülkenin siyasi gündeminde baş köşeye oturtulan bir çok uzun süreli
dosyalarda yine istihbaratın mutfağından çıkmıştır. MİT'in eski başkan
yardımcılarından Cevat Öneş'in ; "Kürt
Açılımı"'nın 90'ların sonunda
MİT bünyesinde pişirildiğini açıkladığı röportajları bu konuda güzel
bir örnektir.
Benzer bir şekilde; Türkiye'de toplum
mühendisliğinin en etkin şekilde kullanılan aracı olan dizilerin
devletin istihbarat teşkilatlarının filtrelerinden nasıl geçirildiğini
tahmin etmekte kimse zorlanmayacaktır. "Kurtlar Vadisi" bu anlamda
ABD'deki "24"'ün muadilidir.
Bütün bu örnekler; CIA'in
kurucularından Sullivan'ın zamanında dikkat çektiği tehlikenin kök
saldığını göstermektedir. Uyarlamak gerekirse:
MİT; bu
ülkenin gözü kulağı mı olacak, yoksa beyni ve kalbi mi?
MİT
bu ülkede siyaseti yönlendiren bir kurum mu olacak yoksa siyaset
kurumunun sağlıklı kararlar vermesi için doğru analizleri ve verileri
üreten bir kurum mu?
Doğası gereği şeffaf duvarları değil,
labirentten koridorları olması gereken bir kurumun kontrolden çıkması
kısa süreler için doğal karşılaşanabilir ama bu kısa süreli sapmaların
uzun vadeli sistematiğe dönüşmesi devlet ve millet adına ciddi bir kan
zehirlenmesine işaret eder.
Bu nedenle istihbarat
teşkilatlarının bir ülkede siyaseti yönlendiren ve hatta yöneten bir
konuma gelmeleri çok sinsi
, görünmez bir cuntalaşmanın ülkeye hakim
olması anlamına gelir.
Bu
cuntalaşma; askeri cuntalaşmalardan daha tehlikelidir.
Çünkü demokrasi
perdesi arkasında görünmezdirler ve her türlü meşruiyet zeminini üretme
yeteneğine sahiptirler.
Aksine çağdaş ülkelerde siyaset
istihbaratı denetleyen ve hesap soran noktadadır. Bu denetim
mekanizması; istihbarat platformlarının oksijensiz ve zararlı
organizmaların üremesine müsait kapalı havuzlarını kontrollü bir
şekilde devir daime açar.
Sağlıklı
demokrasilerde istihbarat teşkilatları o ülkelerin gözü ve kulağıdır;
beyni ve kalbi değil.
Hakan
Fidan'ın o göreve "getirilen" bir isim olarak bağımsız bir iradesinin
olmadığı ortadadır. Fakat bu Hakan Fidan'ın kendisini oraya
getiren iradeyi belli oranlarda ikna edemeyeceği anlamına gelmez.
Türkiye'de
siyaset, "müttefiklerin" rahatça nüfuz edebildiği
istihbarat
platformları tarafından kurgulanan yapay bir oyun olmaktan
çıkarılıp; "müttefiklerin"
aynı rahatlıkla nüfuz edemeyeceği kamuoyu
dinamiklerinin siyaset üzerinden tecelli ettiği gerçekçi bir yapıya
kavuşturulmalıdır.
Hakan Fidan'ın MİT'i Devlet adına yeniden
nasıl şekillendireceği, yukarıda tanımladığımız temel soruya net bir
cevap vermeden anlamsız kalacaktır.
Ekonomi literatüründe ;
devletin aşırı borçlanma ihtiyacının faizleri yapay bir şekilde yukarı
çekip , ekonomiyi boğmasına "crowd
out" etkisi denir.
Devletin
değişmeye karar verdiği konjonktürel virajlarda toplumu ve bürokrasiyi
yeniden şekillendirme adına duyduğu aşırı
siyaset ihtiyacı benzer bir
şekilde toplumu boğan
bir "crowd out" etkisi yaratmaktadır.
Hakan
Fidan ; devletin siyaset ihtiyacını makul düzeylere çekip, MİT'i
ülkenin gözü ve kulağı konumuna çekmediği sürece ,
gerçekleştirilecek her türlü yeniden organizasyon uzun vadede atıl
kalacak; Türkiye siyaseti içine girdiği girdaptan kurtulamayacaktır.
Hakan Fidan astsubay olabilir.
AKP döneminde atanmış olabilir ve bunla bağlantılı olarak haklı
yakıştırmaların hedefi olabilir.
En önemlisi; Anglo-Sakson ekolle çok içli dışlı olması çok daha farklı
endişeleri beraberinde getirebilir.
Bunlar bu aşamada spekülatif ve ezbere yorumlardır.
Hakan
Fidan MİT'i siyasetten esas görev alanına çekmeyi başardığı sürece bu
ezbere yorumlar güneş altındaki buz kadar hızlı eriyecektir.
Aksi
takdirde; bürokratik ömrü MİT dışındaki dengeler kadar içindeki
dengelere bağlı olan Fidan
MİT'i özgün bir modele dönüştürmek yerine;
tarihi başarısızlıklar , fiyaskolar, katliamlar ve
kargaşalarla
dolu ABD İstihbarat teşkilatlarının kötü bir kopyasına dönüştürecektir.
"Asker
siyasetten elini çeksin"
klişeleri ; kendi alanı ile ilgili güvenlik siyaseti bile üretemeyen
bir kurumun geldiği nokta gözönüne alındığında bugün için artık
geçerliliği olmayan boş bir tespittir.
Fakat Türkiye'nin
sağlıklı duyan ve sağlıklı işiten , fakat ülkenin beyni ve kalbi olma
işlevini siyaset kurumuna bırakan, siyaset tarafından denetlenen bir
MİT'e ihtiyacı somuttur.
Neredeyse bütün temel siyasi
liderleri ile ilgili MİT bağlantısı iddiası bulunan bir ülkede bu adımı
atmayı Hakan Fidan ne ölçüde başarabilecek; bekleyip göreceğiz.
Her halükarda; Türk ordusunun her şerefli ve vatansever astsubayının
layık olduğu bir makanın Hakan Fidan'a ve ülkemize hayırlı olmasını
diliyoruz.
B. G.
|
|
|
|
|
k.
Bu yazı 761 kez okunmuştur. YORUMLAR: |