 Sizi akla, vicdana ve en önemlisi “gazeteciliğe” davet ediyorum…
“Ergenekon” çuvalı içine atılan ve AKP iktidarı muhalifliği dışında hiçbir suçu olmayan insanlar olabileceğini de gözardı etmeyin. Ülkemizi her taraftan saran “düşünsel gestapoluk” baskılarına, en azından haberlerinizde suçlananların görüşlerine de yer vererek birazcık olsun direnin..
Sayın Ayşegül Usta,
4 Ağustos 2008 günü Hürriyet gazetesinde yayınlanan, “Çuval içinden çuwal çıktı” başlıkla haberinizde, son günlerde medyada salgın hastalık gibi yayılan ‘iddiameden copy-past gazeteciliğinin’ nadide bir örneğini sergilediniz.
İddianamedeki bilgileri alıp, “Acaba bu yazılanlar doğru mu?” süzgecinden geçirmediğiniz için hakkımdaki onlarca asılsız iddiadan birini, benim veya yakınlarımın görüşlerine başvurmadan tek taraflı haber yapmışsınız. Bu haliyle haberinize çok rahatlıkla “Zekeriya Öz-Ayşegül Usta” imzasını atabilirdiniz…
Gazeteciliğin, “araştırmacılık” koşulunu hiç değilse ‘google düzeyinde’ yapmış olsaydınız, “2012 İlk Şehit/ Ergenekon Hikaye, Bu Kırık Ay’ın Romanı” bir kitabımın halen kitapçı raflarında satıldığını görecektiniz. Araştırmanıza bir parça daha özen gösterecek olsaydınız, bu kitabın temelini oluşturan bir senaryonun varlığından ve bu senaryo ile ilgili eskiden yapılmış bir anlaşmadan haberiniz olurdu.
Haberinize konu edilen “Operasyon Kırık Ay” gerçekten bir senaryonun (bir film senaryosunun) ön parçasıdır. “2012-İlk Şehit” gerçekten bir kitap üçlemesinin ilk kitabı olup, sözkonusu senaryonun kitaplaştırılmış halidir.
Üçlemenin ilk kitabı “2012-İlk Şehit” Eruh baskını ile başlayıp Öcalan’ın teslim edilmesi ile biten süreci kapsamaktadır.
“2012-Kerkük”, Öcalan’ın teslim edilmesi ile ‘çuval’ olayı arasındaki dönemi; “2012-Kırık Ay” ise çuval olayı ile başlayıp 2012’de ABD ile Türkiye arasında patlak vereceği kurgulanan savaşa kadar olan dönemi anlatacaktır.
2012-İlk Şehit romanını okursanız, orada 3. kitapta daha net olarak çıkacak “Kırık Ay” teşkilatının ilk izlerini görürsünüz. Öcalan’ı teslim alanlar arasında ayrıca bir “Korkut Albay” tiplemesinden söz edildiğini okursunuz. Aklı selimin egemen olduğu normal zamanlarda bu hatırlatmayı yapmak abes olurdu ama, yaşadığımız bu hukuksal ve mantıksal şizofreni döneminde vurgulamam gerekir ki BÜTÜN BUNLAR KURGUDUR…
Söz konusu metinde de 2. ve 3. kitaplarda anlatılacağı üzere, çuval olayının intikamını almayı hedefleyen bir özel ekibin kurgusal ana hatları yer almaktadır. Bu taslak çalışma, 2007 yılında senaryolaşmış, Mayıs 2008’de de kitaplaşmıştır.
İlk taslak metindeki “Yağmur Dönemi”, “Gökkuşağı Dönemi” ve “Alacakaranlık Dönemi” daha sonra, yukarıda ayrıntılandırdığım kitap üçlemesine dönüşmüştür. Kitapta sözü edilen ekip, -ki ilk kitapta Öcalan’ın arkasındaki NATO yapılanması- Gladyo teşhir edilmektedir- söz konusu gizlilik prensiplerini uygulayan ve bir film senaryosu üzerinden eylemini gerçekleştirecek bir ekiptir.
Tekrar vurgulamaktan utanıyorum ama bütün bunlar bir roman kurgusudur…
Kitabın ön sözünü yazması için, senaryo çalışmasına da danışmanlık yapmış olan Korkut Eken ile temasa geçilmeye çalışılmış, ancak kendisine ulaşılamamıştır.
Bütün bunların, “bir paravan olarak” kurgulandığını iddia eden “haberiniz”, şüphecilik ile paranoya arasındaki çizgiyi fazlasıyla aşmıştır. Söz konusu film çalışması bir “perde” ise; bu film çalışmasını anlatan roman da “perdeyi perdeleyen” bir “perde” midir?
Bu durumda sizin haberiniz de, bu çalışmayı deşifre ederek benim romanla yaptığımı iddia ettiğiniz “perdeleme” çalışmasını güçlendiren bir unsur olur ki, Zekeriya Öz mantığıyla “Ergenekoncu” yaftasını yemekten ucuz kurtulmuşsunuz demektir. Şimdilik geçmiş olsun…
Sizi akla, vicdana ve en önemlisi “gazeteciliğe” davet ediyorum…
“Ergenekon” çuvalı içine atılan ve AKP iktidarı muhalifliği dışında hiçbir suçu olmayan insanlar olabileceğini de gözardı etmeyin. Ülkemizi her taraftan saran “düşünsel gestapoluk” baskılarına, en azından haberlerinizde suçlananların görüşlerine de yer vererek birazcık olsun direnin..
Size, senaryomun “gerçekten bir senaryo olduğunu” kanıtlayacak ek deliller de gönderebilirim. Tabii bizzat Zekeriya Öz’ün iddianamesinden kopyaladığınız mantıkla bütün bu somut delilleri “paravan” olarak algılamaya devam edebilirsiniz ki, bu durumda ben size “Sizin ek delilleriniz nerede?” sorusunu sorma hakkına sahip olurum. Sözkonusu “operasyon” çerçevesinde “yaptığım temaslara” dair hangi kanıtlar elinizde? Hiçbiri!
Bir bilgisayardaki senaryo çalışması beni suçlamaya yetiyor da artıyor bile; üstelik karşı kanıtları sunmama rağmen…
Ama öyle bir mantık kısırdöngüsüne mahkûm edilmişiz ki, ne yapsak inandırıldığınız operasyonun paravanı olmaktan kurtulamıyoruz…
Bu mantık, iddianamede sıkça izine rastlanan türde bir mantıktır. Bir yazının altına “saygılarımla” ibaresini eklemenizi, o kişinin “emri altında olduğunuzun” ‘kanıtı’ olarak sunmaktan çekinmeyen bir mantık fukaralığıdır…
Her şeye rağmen “Saygılarımla”….
B.G
Açık İstihbarat’ın notu: Behiç Gürcihan’ın piyasada satılan romanından bir “örgüt operasyonu” çıkarmayı başaran Hürriyet gazetesi, 5 Ağustos 2008 tarihli nüshasında, Gürcihan’ın yakınlarının konuyla ilgili açıklamalarına kısmen yer vermiştir. Gazeteciliğin itibarını kurtaran bu cevap hakkının, Hürriyet gazetesi içinde meslek onurunu halen taşıyan gerçek gazeteciler ve fikir emekçileri sayesinde kullanılabildiğini biliyoruz. Kendilerine teşekkür ederiz.
Bu yazı 1292 kez okunmuştur. YORUMLAR: |