|
Rahşan Ecevit; saçları sırılsıklam...
Gözleri bend olmuş içindeki baraj sularına, yürüyor peşi sıra...
Ecevit'in değil...
Karaoğlan'ın değil...
Sevgilisinin ardından.
Ecevit komadayken...
BİRLEŞTİRMEK
için "solu", DÜŞTÜĞÜ yoldan
ayaklanmış besbelli.
Tek bir görüntüsü ile BİRLEŞTİRİYOR...
Sağını da solunu da memleketin.
Aşk'ın katıksız siyaseti;
Siyasete katıksız bir aşkla bağlıları hizaya sokarken;
bütün bir ülke yürüyor
sağlı sollu
Peşisıra...
Ne Karaoğlan'ın
Ne Ecevit'in!
Sadece;
bir şeylere inanıp;
aptalca da olsa,
hunharca da olsa, uğruna ölünen değerlerin bulunduğu o eski günlerin.
KATIKSIZ BİR AŞK yaşayamamaktan çektiği çok oldu bu memleketin.
"Türkiye laiktir laik kalacak" sloganını; Fetullah'ı yere göğe sığdıramayan bir liderin ardından bağrışanların da;
Arkadaşının cenazesinde tutmadığı safı; kameraların önünde tutup, dua okuyan, ilkel pragmatizmin başbuğlarının da
riyakarlığı gölge düşüremiyor;
sokakta siyaset yapamayan
ama sokakta geçmişine çok güzel
ağlayan bir Millet'in o KATIKSIZ AŞK özlemine.
Söylesenize;
Hiç mi yaşanmayacak bu topraklarda KATIKSIZ BİR AŞK...
Sevgiliyi hep "ama"'larla uğurlayıp;
Hep "keşke"lerle mi özleyeceğiz...
Kıbrıs Barış Harekatı'na liderlik edeni;
memlekete "Derviş"'i musallat ettiğini hatırlamadan anamayacak mıyız?
En dürüst bildiğimizin zamanında;
milyonlarca insanın, bu ülkenin bankalarındaki emeğinin gaspçılara peşkeş çekildiğini hatırladığımızda;
ölümün yüzü suyu hürmetine, yaşamı mı gözardı edeceğiz?
...
Orada burada yarım ağız yeltenenler olsa da;
Bir Muhammed'e, bir de Mustafa'ya konmuyor kem göz.
Koskoca bir coğrafyada...
Koskoca asırlar boyu; iki LİDER tartışmalı tartışmasız ilk aşkı olmuş kitlelerin.
Gerisi ilk aşk sonrası yaşanan bir hüsranlar tarihi.
...
Mitralyöze karşı kılıcıyla şehadete koşan Enver'i;
Dersaadet'in salonlarında "Almanlar beni istiyor" derken duyuyorsunuz....
Tarih koca bir Sarıkamış gibi donuveriyor gözünüzün önünde.
...
Açıyorsunuz televizyonu...
Bir adam; 50 yaşlarında ama nihat GENÇ...
"Doğu"nun tarifini yapıyor tek bir cümle ile...
"Batı'nın bombalarının düştüğü yerdir" diye.
Kalbinizde sırf bu cümleye koca bir saray yaptırıyorsunuz ve hikayesini anlatacak bir ozan bulan toprağın keyfi misali kuruluyorsunuz koltuğa dinlemeye ki...
Çok geçmiyor...
Doğu'nun tarifini yapan dudaklardan....
Batı'nın Doğu'da devşirdiği en usta şark kurnazlarından birinin övgüsü AĞAR'ıyor...
Toprağınız çatlıyor; bütün sözcükler kuruyor dudaklarınızda.
....
ASKER'i özlemiş besbelli...
Yaşar Paşa'ya o yüzden sarılıyor dört elle;
başındaki çuvalı gecelik gibi taşıyana panzehir olacak ümidi ile.
Gel gör ki bu sevda da hüsranla bitiyor.
Dudaklarından;
Anadolu'yu CIA Almanağı gibi algılayan Tayyip Efendi'nin bile söylemekten imtina edeceği
bir cümle çıkıyor...
"Biz bu Cumhuriyet'i Rumlarla da kurduk"
Buz kesiyor ortalık.
Örtülmüyor, örtülemiyor açıkta kalan sırtımız...
...
Söylesenize...
Hiç mi KATIKSIZ BİR AŞK yaşanmayacak bu memlekette?
Bir komutana sonuna kadar selam durup...
Bir lideri sonuna kadar savunamayacak mıyız...
Bir adamın sonuna kadar peşinden gidip...
Bir kadını sonuna kadar sevemeyecek miyiz...
Her köşede bir ihanet bekliyor diye...
Nasırlarımız elimizde mi yürüyeceğiz?
...
Rahşan bugün yürüyordu, saçları ıslak...
Karaoğlan'ın değil...
Ecevit'in değil...
Sevgilisinin peşi sıra...
Bir Millet ağlıyordu, dili düğümlü...
Karaoğlan'a değil...
Ecevit'e değil...
Katıksız öldüğü günlerin hatırına...
Söylesenize...
Kocası komadayken siyaset yapanların...
Başı çuvallıyken Mustafa'yı ananların...
Kul hakkı ile villalar inşa edip, içinde Muhammed'e selam duranların memleketinde...
KATIKSIZ BİR AŞK hiç mi yaşanmayacak?
Hiç mi?
B.G.

|