|
|
İstanbul'da gerçekleştirilecek NATO zirvesinin
amblemine dikkatlice baktığınızda; köprünün altında
resmedilen boğazın bir kartalın gölgesi olarak
dizayn edildiğini göreceksiniz. İstanbul'un
üzerine NATO'nun gölgesinin düştüğü şu günlerde
yayınladığımız raporun amacı tabiki bu sembolik
ayrıntıya dikkat çekmek değil.
Kimsenin görmediğini ve saf bir şekilde önlerine
sunulan tabldot gündemi tüketmeye başladığını
görünce; Açık İstihbarat olarak; NATO zirvesi öncesinde
sistematik olarak başlatılan bir kamuoyu mühendisliği
çalışmasına dikkat çekmek gereğini duyduk. Bu
mühendisliğin ismi; "tek başına hareket
etmeye hazırlanan onurlu Türkiye" 'dir.
Açık İstihbarat olarak biliyoruz ki; kurgulamak istenilen
sahne hiç bir ciddi sorgulamaya karşı ayakta durmayacak
kadar sahte bir sahnedir :
1) Ne Kürt peşmergeler çapulcu ordusu iken bizzat
bu Kürt peşmergelere subaylık eğitimi vererek
Kürdistan ordusunun temelini kendi elleri ile
atacak kadar stratejik miyop bir kurumun şimdi
İsrail'in "komando eğitiminden" rahatsız
olması
2) Ne Belediye başkanlığı günlerinden bu yana
Musevi lobileri ile çok kapsamlı ilişkiler kurmuş
bir Başbakan'ın "anti-İsrail" söylemi
3) Ne İsrail'in bugüne kadar Filistinlilere yönelik
katliamlarını çok seçici olarak gören ve Yahudi
sermayesi ile içli dışlı olan Türk medyasının
birden İsrail'i "suçlu" sandalyesine
oturtması
inandırıcıdır.
Aşağıda ayrıntılarını bulacağınız analiz; Türkiye'yi
Irak kaosuna dahil etmek isteyen küresel güçlerin
bunu "ABD imgesi üzerinden" yapamayacaklarını
bildiği için ortaya "ABD ve İsrail'e rağmen
Irak'a müdahale eden Türkiye" senaryosunu
ortaya koydukları tezini işliyor ve bu tezi
1) ABD Büyükelçiliğinden, Türkiye Cumhuriyeti
devleti birimlerine kadar bir çok unsurun çelişkili
davranış ve tutumlarına
2) Pentagon/CIA kontrolündeki uyuşturucu güzergahlarındaki;
Türkiye'deki Karadeniz ve Kürt mafya altyapılarını
da etkileyen makro değişimler ile PKK'nın
yeniden hareketlenmesinin eşzamanlılığına
3) Başbakan'ın AKP üzerindeki kontrolü kaybetmeye
başlaması ile doğru orantılı başgösteren iç hizipleşmelere;
Tayyip Erdoğan'a karşı, kumar baronlarından,
Berlusconi'ye kadar ciddi bir destek arayışına
çıkan rakip büyükşehir belediye başkanlarına
4) ve aylar önce Harp Akademileri'nde gerçekleştirilen
"etnik çatışmaya sahne olan bir adaya NATO
nasıl müdahale eder" başlıklı 2000 NATO
personelinin katıldığı harp oyununa gönderme yaparak
destekliyor.
İlk olarak 7
Ocak tarihli Jeo-Kritik'te ortaya koyduğumuz
ve TSK'nın Kuzey Irak'a ancak NATO'nun türevi
bir kuruluş olarak müdahale edebileceğine dikkat
çeken; "Kerkük'ün NATO İşgali Senaryosu hazır"
başlıklı analizimizdeki senaryonun derinleştiğini
gözlemliyoruz. Bu derinleşmenin; toplumu ve
tabanı nezdinde inandırıcılığını yitiren devlet
aygıtları ve AKP'nin, kaybettikleri inandırıcılıklarını
yeniden kazandıracak şekilde inşa edildiğini görünce,
salak yerine konulan Türk milletini net bir şekilde
uyarmak istedik :
Sakın ola; bugüne kadar ne başına geçirilen Amerikan
çuvalını, ne de üstüne giyidirilen Yahudi cüppesini
çıkarmak yolunda tek adım atmayanların birden
canlarına tak ettiğini düşünmeyin.
"Çuvalın intikamı alındı" haberleri
ile ön psikolojik zemini hazırlanan ve topluma
"üzerimizdeki ölü toprağını silkeliyoruz"
ümidi veren gelişmeler; Türkiye'yi tam da ihtiyaç
duyulan bir zamanda Irak kaosuna Kerkük üzerinden
dahil etme senaryosundan başka bir şey değildir.
NATO zirvesi öncesinde, "Kerkük'ün NATO
işgali ve bu yolda jandarma Türkiye" senaryosu
derinleştirilmektedir. Düşünen beyinlerin
dikkatine.
|
Türk Milleti'nin gözünün
içine baka baka oynanan oyunu birilerinin göreceğini
bekledik ama kimse görmeyince özel bir Jeo-Kritik çıkarma
gereğini duyduk. Ekranın ve sayfaların kurulu yorumcularının
"Türkiye-İsrail ilişkileri gerginleşiyor mu?",
"Türkiye tek taraflı olarak müdahil olacak mı?"
şeklinde tartışmaya başladığını gördükçe aşağıda ortaya
koyacağımız tablonun ne kadar doğru olduğuna bir kez
daha kanaat getirdik.
Bize söylenenlere ve gösterilenlere inanmaya kalkarsak
şöyle bir tablo görürüz :
1) Türkiye ile İsrail ilişkileri , İsrail'in
Kürtlere komando eğitimi verdiği için gerilmeye başladı
2) Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı'nın İsrail'in
hem Ortadoğu'daki , hem Kuzey Irak'taki politikalarından
sabrı taştı ve İsrail'e karşı "cesurca" (nedense
İsrail'i eleştirmek hep "cesurca" diye nitelenir)
ve sert çıkışlar yapmaya başladı
3) Türkiye'nin çıkarlarının her çiğnendiği yerde
sert ve tavizsiz tutum vermesi ile ün yapan askeri bürokrasinin
de canına tak etti ve İsrail'e mesafeli davranmaya başladı
4) ABD'deki düşünce kuruluşları; İsrail-Türkiye
ilişkilerinin gerildiği, tehlikeli bir noktaya doğru
gittiği ve hatta Türkiye'nin tek taraflı müdahale etmek
zorunda kalacağı yorumlar yapmaya başladılar.
5) İsrail'in "işgal" ve "katliamlarına"
seyirci kalmayı istediği zaman çok iyi beceren ve Yahudi
lobisi ile arasından su sızmayan medyamız birden İsrail'in
ne kadar "küstah" bir devlet olduğunun farkına
vardı.
Dikkat ederseniz her şey "birden" oldu.
Açık İstihbarat olarak uyarıyoruz ;
Yukarıda madde madde özetlemeye çalıştığımız bu tablo
çok kapsamlı bir "kamuoyu algılamasını yönlendirme"
operasyonunun dışa vurumudur ve Türk Milleti'nin
gözünün içine baka baka, NATO zirvesi öncesinde başlayan
ve NATO zirvesi sonrasında derinleşecek bir komedya
sahnelenmektedir.
"TÜRKİYE MİLLİ
ÇIKARLARINI TEK BAŞINA DA OLSA KORUR" TABLOSUNUN
SAHTELİĞİ
Yukarıda özetlediğimiz ve kamuoyunun önüne serilen
bu tablonun Türkiye-İsrail ve ABD üçgeninde bir gerginliğin
dışa vurumu olduğu ve Türkiye'nin her an milli çıkarları
için tek başına hareket etmeye hazırlandığının göstergesi
olduğuna inanmak için beş
şey gerekir :
1) Saf olmak
2)Uluslararası
ilişkiler yumağının dehlizlerinden haberdar olmamak
3) Türkiye'de devlet yapısının geldiği noktayı
bilmemek
4) Türkiye'de medya ve arkasındaki sermaye ağını
iyi etüd etmemiş olmak
5) Birden "anti-İsrail" ve "bağımsız
Türkiye" naraları atanların ilişkiler ağını bilmemek
Açık İstihbarat olarak bu beş özellikten hiç birine sahip değiliz.
Aksine biliyoruz ki;
1) Bugün İsrail'e karşı aslan kesilen ve daha
bir kaç ay önce Yahudiler tarafından sadece Yahudilere
verilen özel bir nişanla ödüllendirilecek kadar Musevi
lobileri ile sıkı ilişkilere sahip olan Tayyip Erdoğan'ın
bu lobilerle ilişkilerinde en ufak bir pürüz olmadığı
gibi , sahne arkasında her türlü maddi ve manevi ilişkiler
ağı güçlenerek sürmektedir.
2) İsrail'e kafa tutar gibi yapan Erdoğan'ın
bu cesaretinin sınırı; "İran'a gideceğim"
deyip sonra vazgeçmesi ile bir kez daha çizilmiştir.
3) Kürt peşmergelerin silahlı çapulcular güruhu
olduğu günlerde, bu peşmergelere bizzat subaylık eğitimi
verip Kürdistan ordusunun temellerini atan askeri bürokratların
ve Barzani-Talabani henüz aşiret reisi iken duvarlarına
Kürdistan'ın haritası asmasına ses çıkarmayıp bu ikili
ile pazarlık eden kadroların bugün İsrail'i "Kürtlere
komando eğitimi veriyorsunuz" diye suçlaması kadar
komik bir şey olamaz. Bu oyun ancak soru sormayı bilmeyen;
daha doğrusu "doğru soru sormadığı" için bugünlere
gelen Türk medyasının sahnesinde oynanabilecek bir komediden
ibarettir.
4) TSK ile İsrail arasındaki "stratejik
işbirliğinin" zorlandığını düşünenlere; bir kaç
ay önce Genelkurmay İkinci Başkanı Başbuğ'un beraberindeki
45 kişilik kurmay heyeti ile İsrail'e gittiğini ve bu
görüşmede İsrail'le ilişkilerin daha da nasıl derinleştirileceğini
ele aldıklarını hatırlatırız. Genelkurmay'ın 45 kişilik
bir heyetle başka nerelere ziyaret yaptığının listesini
çıkardığınızda ise karşınıza boş bir küme çıkar. Basına
sızdırılan "ortak mühimmat deposu" haberi
doğrudur ve Türkiye-İsrail askeri ilişkilerinin; Türkiye'nin
İsrail'e teknolojik, lojistik ve eğitimsel olarak daha
fazla bağlanarak sürdüğünün nispeten önemsiz göstergelerinden
biridir.
5) Türkiye'nin güvenlik bürokrasisinin; Türk
devletinin çıkarları için, İsrail-ABD eksenine karşı
Suriye-İran'la özel ilişkiler geliştirmeye başladığını
düşünecek kadar saf olanlara; İran'ın bir tümgeneralinin
Ankara'yı ziyaretinin "ABD yanlış anlar" bahanesi
ile Genelkurmay tarafından daha geçenlerde iptal edildiğini
hatırlatırız.
6) Türkiye ile İsrail'in ilişkilerinin gerildiği
ve Türkiye'nin özellikle Kerkük'teki gergin durumu nedeni
ile gerekirse Irak'a tek taraflı müdahale edebilecek
konuma geldiği yorumunu yapan yerlere baktığımızda ise
karşımıza ilginç bir tablo çıkıyor. "Türkiye tek
taraflı müdahale edebilir" yorumunu yapanların
hepsi; Irak işgali öncesinde "Türkiye ABD ile hareket
etmelidir aksi takdirde ...." şeklinde yorum ve
hatta lobi yapan merkezlerdir. Bu merkezlerin birden
"Türkiye'nin tek taraflı müdahalesini" dile
getirmeye başlamaları hayra alamet değildir. Yeni
oyun Türkiye'yi Irak'a çekme oyunudur.
İNŞA EDİLEN "KERKÜK'ÜN NATO İŞGALİ ve JANDARMA
TÜRKİYE" SENARYOSUDUR
07 Ocak 2004 tarihli Jeo-Kritik bültenimizde; "Kerkük'e
NATO Müdahalesi Senaryosu Hazır" başlıklı analizde
şunları söylemiştik :
İstanbul Saldırılarının gerçekleştiği hafta
sırasında Harp Akademilerinde 2000 NATO mensubunun
katıldığı ve NATO'nun yeni güvenlik konsepti
çerçevesinde oynadığı Harp Oyunu sırasındaki
senaryonun ne olduğunu hatırlayalım. Senaryo;
NATO güçlerinin etnik çatışma yaşanan bir
adaya müdahale ederek taraflar arasında tampon
bölge oluşturmasını ve tarafları uzlaştırmasını
içeriyordu. Kerkük'ün Irak içinde etnik bir
adaya dönüştüğü ve çatışmaların müdahaleyi
meşrulaştırdığı noktada, NATO bu iş için biçilmiş
kaftan olarak sahaya sürülecektir.
NATO bünyesinde TSK kuvvetleri de yeralacağı
için, Türk milletinin gururu okşanacak ve
TSK'nın yıpranan görüntüsü bir ölçüde telafi
edilirken; Kerkük'ün Brüksel gibi uluslararası
bir koloni olması yolunda ilk askeri ve hukuki
temel atılmış olacaktır. Kerkük; ne Kürtlere,
ne Türklere yar edilecek ve Irak'ın petrol
rezervlerinin %40'ını bünyesinde barındıran
bu bölge, "uluslararası maske" altında Irak'ın
içinde yeni çağın Kıbrıs'ı olarak yerini alacaktır.
Bir Kıbrıs sorununu çözülürken, bölgede Türkiye'nin
yine bir taraf olduğu yeni bir "Kıbrıs" adası
yaratacaktır : Adı Kerkük.
Yukarıda bir parçasını verdiğimiz senaryonun son gelişmelerle
birlikte iyice derinleştiğini görüyoruz. Bu noktada
Açık İstihbarat olarak; son gelişmelerin ışığında tezimizi daha
da ayrıntılandırmadan önce
Türk medyasında pek rastlayamayacağınız cinsten bazı
noktalara dikkat çekelim :
1) Türkiye'nin siyaset kadrolarından, devlet
bürokrasisine ve hatta medyasına kadar İsrail'e karşı
tutumu, şüphe çekici derecede koordineli bir şekilde
sertleşmektedir. İçerik ve alt metin analizlerini nasıl
yaparsanız yapın karşınıza; olasılık teorisi ile açıklanamayacak
kadar sistematik bir tablo çıkmaktadır. Bir
ilişkinin derinliği ancak böyle perdelenebilir.
2) ABD Büyükelçiliği, Edelman'ın vali tavırlarındaki
rahatsızlık had safhaya vardığı ve ABD'nin imajının
ve güvenilirliğinin Türk toplumu nezdinde dibe vurduğu
zamanda milletin gözünün içine baka baka "PKK'ya
karşı operasyon yapılmayacağını" açıkça beyan etmiştir.
Bu fütursuzluk; "ABD Dışişleri Bakanlığında Türkiye
hakkında gizli toplantı yapıldı" haberlerini yalanlayacak
kadar toplum nezdindeki imajına dikkat etmeye çalışan
ve ABD'nin Türkiye'nin çıkarlarına hassas olduğu imajını
vermeyen çalışan bir ABD Büyükelçiliği için dikkat çekicidir.
Buradaki çelişki dikkatle not edilmelidir. ABD'nin bir
dayatması ile mi yoksa nitelikli bir karartma ile mi
karşı karşıyayız sorusu sorulmalıdır.
3) PKK'nın faaliyetleri; Türkiye'deki uyuşturucu
yollarının ciddi anlamda yer değiştirmeye başladığı;
Alaattin Çakıcı'nın yurtdışına "çıkarıldığı"
ve Karadeniz mafyası ile Kürt uyuşturucu baronlarının
uyuşturucu güzergahları üzerindeki çatışmasının yoğunlaştığı
bir dönemde artmaya başlamıştır. Birileri; Türkiye üzerinden
geçen uyuşturucu yollarında değişiklik yapmak istemekte
ve bunun için üst düzey konseyler toplanmaktadır. Dikkatinizi
bu noktaya yoğunlaştırdığınızda diğer olayların asıl
olayı saklayıcı fonlar olduğunu göreceksiniz.
4) ABD'nin üs talepleri tam bu noktada yeniden
kamuoyunun önüne ısıtılıp servis edilmiştir. ABD'nin
üs istediği noktaların; Kuzey'de Karadeniz'den, Güney'de
ise Güneydoğu üzerinden geçen iki uyuşturucu yolunu
kontrol edecek şekilde yoğunlaşması dikkat çekicidir.
Pentagon'un bir de Kıbrıs'tan üs istediği düşünüldüğünde;
Pentagon-CIA ve dünya uyuşturucu güzergahları ilişkisinin
Türk derin devletinin deşifre etmesi gereken en önemli
denklemlerden biri olduğu ortaya çıkacaktır. Bu
denklemi çözmek için şu sorular yardımcı olabilir :
a) Acaba, uyuşturucu uzmanları tarafından
"Pentagon'un kara yolu" olarak adlandırılan
Urfi Çetinkaya'ya patronlarının, "yolu Türkiye'nin
Güneydoğusundan, Kuzey Irak'a kaydır" emrini
verdiği, Çetinkaya'nın bu emre uymakta direnmesi üzerine
mallarının yakalatılmaya başladığı tezi ne kadar doğrudur?
b) Türkiye üzerinden geçen uyuşturucunun büyük
bir kısmı deniz üzerinden aktarılsa da; Türkiye'de
yıllardır denizde uyuşturucu yakalanmaması tesadüf
müdür?
c) Mazot kaçakçılığı için legal (bakınız AKP'nin
mazotta ÖTV indirimi icraatı ile birilerine açılan
rant kapısına dair ayrıntılı
analizimize) ve alegal platform oluşturma çabalarının,
uyuşturucu trafiğindeki rota değişikliği nedeni
ile rant kaybına uğrayan Karadeniz mafyasının kaybını
telafi etmek ile bir bağlantısı olabilir mi?
5) Başbakan Erdoğan'ın son günlerde kendi milletvekillerine
karşı hayli sinirli olduğu gözlemlenmektedir. AKP üzerindeki
kontrolü kaybetmeye başladığı herhalinden belli olan
Başbakan'a yönelik AKP içinde ciddi karşı dinamiklerin
başgösterdiğini gözlemlemekteyiz. Medya tarafından "AK-Türkler"
(ANAP kökenlilere AK-ANAP'lılar
dendiğini hatırlayınız)olarak adlandırılarak
başından itibaren sulandırılan ve dolayısı ile önemsizleştirilen
10 tane milletvekilinin çıkışı Başbakan'ın başetmesi
gereken en önemsiz sorun. Esas sorunun nerede yattığını
net olarak görebilmek için aşağıdaki soruların da cevaplarını
bilmek lazım :
a) Büyükşehir Belediye Başkanları'ndan biri;
arka planda Tayyip Erdoğan'a karşı ciddi bir ilişkiler
ağı kurmaya başlamış mıdır? Bu çerçevede; Berlusconi'nin
de dahil olduğu odaklar zinciri ile; "AKP'nin
yeni lideri" için zemin görüşmeleri yapılmakta
mıdır?
b) Beraberinde 100 milletvekilini taşıyabileceğini
söyleyen bir AKP milletvekili geçenlerde; iş dünyasının
ünlü isimlerinden biri ile görüşmüş müdür? Bu görüşmede,
sözkonusu iş adamı Başbakan'a küstahça laflar etmiş
midir? Sözkonusu milletvekili bu görüşmede; a maddesinde
ismi geçen şahıs için kumar baronunun destek verip
vermeyeceğini yoklamış mıdır?
c) Karadenizli odaklara yakın AKP lideri ile;
Güneydoğulu odaklara yakın İçişleri Bakanı Aksu arasında
bir kara kedi sürüsü dolaşmakta mıdır?
6) PKK'lılara af getiren yasa kadar; ABD büyükelçiliğinin
fakslarındaki toneri, e-postalarındaki kotayı tüketen
bir başka Türkiye Cumhuriyeti yasası olmamıştır. Bu
yasa ABD'nin Türkiye'de yaptığı, yaptırdığı ilk yasa
değildir ama Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı'nın
ABD Büyükelçiliği ile koordineli çalışması ile ilk defa
bir devlet, kendisine yönelik bir kalkışmaya girişen
örgüte yönelik bu çapta bir af getirmiştir. İliklerine
kadar uyuşmanın belirtisinden başka bir şey olmayan
bu yasa çalışmasının en hararetli savunucularından biri
olan Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in nedense Leyla Zana
şova yönelik en sert tepkiyi veren kişi olması hayli
dikkat çekicidir. Buradaki tezat da dikkatle not edilmelidir.
7) Türkiye devletinin özgüvenininin bir tuzak
olarak inşa edildiği günlerde bir de İran Cumhuriyeti'nin
benzer bir görsel terapiye sokulduğu görülmektedir.
Belkide dünya tarihinde ilk defa İngiltere bu kadar
medyatik bir aşağılanma ile karşı karşıyadır. İngiliz
askerlerinin elleri bağlı, gözleri kapalı kameralar
önünde tek sıra geçirilişi ile; İran devlet aygıtına
çok ciddi bir aragazı verilmiş ve İran bölge halkları
nezdinde, "kafir ve işgalci İngilizlere karşı"
manevi lider konumuna bir intikam sahnesi ile oturtulmuştur.
Kısacası; Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendi toplumu;
İran Cumhuriyeti devletine ise bölge toplumları nezdinde
ciddi bir imaj kampanyası yapılmıştır.
8) İstanbul'a ikiz bombalı saldırıların yapıldığı
günlerde, İstanbul Harp Akademileri'nde 2000 NATO personelinin
katıldığı özel bir harp oyunu oynanmıştır. Bu harp oyununun
konusu etnik çatışmalara sahne olmaya başlayan bir adaya,
uluslararası bir güç olarak NATO'nun nasıl müdahale
edeceğinin provasıdır. "Ada" olarak senaryo
masasına konulan kara parçası ile, etnik bir kazana
çevrilmeye çalışılan Kerkük birebir uymaktadır. Kerkük'ün
NATO işgali ve uluslararası bir koloni haline getirilmesi
çok önceden prova edilmiştir.
Yukarıdaki maddeler; Türkiye'de kamuoyuna sunulan komedinin
sahteliğine dair çok ciddi ipuçları içermektedir.
Açık İstihbarat olarak biliyoruz ki; ortada ne İsrail-ABD-İngiltere
üçlüsü ile Türkiye Cumhuriyeti devlet aygıtı arasında
ciddi bir sorun; ne birden milli haysiyetlere önem vermeye
başlayan ve bağımsız hareket etmenin yollarını aramaya
başlayan bir bürokrasi kadrosu sözkonusudur.
Sorulması gereken tek soru şudur :
"Siz ABD'nin yerinde olsanız ve hem bölgedeki
kaosu derinleştirip, hem de perde önünde sizin yerinize
ölecek bir güç olsun diye bölgeye Türkiye'yi sokmak
isteseniz; toplumsal hassasiyetleri bu kadar
artmış ve emperyal güçlere karşı güveni iyice sarsılmış,
devlet aygıtı çatlamış Türkiye'yi Irak kaosunun içine
tekrar nasıl sokarsınız?"
Yaşanan bütün gelişmeler bu sorunun cevabına verilen
yanıtın ürünüdür.
Kısaca özetlemek gerekirse :
1) Türkiye ABD toplumu gibi ıslak Bush'a basacak
kadar uyutulmuş olmadığından (bütün herşeye rağmen);
Türkiye'nin gerçekleştireceği her hareketin arkasında
asgari ve reel bir kamuoyu desteğinin
inşa edilmesi şarttır. Neticede Türkiye herşeye
rağmen; eski CIA başkanlarının Başbakan, eski Genelkurmay
başkanlarının Dışişleri Bakanı, holding yönetim kurulu
üyelerinin de bakan olabileceği kadar "demokrasi
süsü verilmiş polis devleti" değil; "polis
devleti süsü verilmeye çalışan içsel bir demokrasidir"
2) Bu kamuoyu desteğinin; sözkonusu hareketin
herhangi bir şekilde mevcut egemen güçlerle ilişkilendirilmesi
durumunda inşa edilmesi imkansızdır. Yüzü kızarmadan
ABD'yi savunabilenlerin kümesi artık Çengiz Çandar ile
sınırlı kaldığından; Mehmet Barlas gibi isimlerin bile
kaybedildiği bir ortamda "ABD" imgesi üzerinden
hiç bir moral platform inşa edilemez.
3) Türkiye'yi gaza getirmenin en kolay yolu,
"milliyetçilik" damarını kaşımaktır.
4) Kendi toplumu önünde; hükümetinden askeriyesine,
toplumuna karşı ciddi mahcubiyetler yaşayan bir devlet
aygıtının prestijini kurtarması ve toplumu nezdinde;
"beni bugüne kadar çoçuğunuzun kanı, alnınızın
teri ile boşuna desteklemediniz; ben istersem sizin
çıkarlarınız uğruna tek başıma da hareket edebilirim"
mesajını vermesi artık bir zaruriyet haline gelmiştir.
Aksi takdirde; başına çuval
geçirilen birimlerin, spor müsabakalarında ABD'lileri
geçtiği gibi haberlerin "halkla ilişkiler"
tadında kamuoyuna sunulması artık kimsenin karnını doyurmamaktadır.
Devletin inandırıcılık krizi biran önce
aşılmalıdır.
5) Devlet birimlerinin toplum nezdinde inandırıcılık
sorunu olduğu gibi; AKP kadrolarının da tabanları nezdinde
ciddi bir inandırıcılık sorunu bulunmaktadır. İslamcı
portresi ile iktidara getirdikleri bir başbakanın
türban sorununu çözemediği gibi; kendi mülkiyet sorunlarından
çok kiliselerin mülkiyet sorunu ile ilgilendiğini, hem
Anadolu'da, hem Ortadoğu'da Yahudiliğin ve Hristiyanlığın
alanının genişlemesi için çok kritik
lojistik destek verdiğini görenlerin yaşadığı içsel
travmanın tedavi edilmesi şarttır. AKP gibi inşa edilmesi
bu kadar zaman ve emek alan, birileri için çok yararlı
bir platformun bu kadar çabuk heba edilmesini kimse
beklememeli. Başbakanlığı öncesinde de, sonrasında Musevi
lobileri ile hayli içli dışlı olan Başbakan'ın
birden İsrail'e karşı "aslan" kesilmesi; en çok "AKP'nin
inandırıcılık krizinin" giderilmesine yardımcı
olmaktadır.
Dolayısı ile;
Son zamanlarda yaşanan olaylar; Türkiye'yi tekrar Irak
kaosuna dahil etmeye ve bunu yaparken de aynı anda hem
devletin, hem AKP'nin inandırıcılık krizini çözmeye
yarayacak çok yönlü bir kamuoyu
algılamasını yeniden inşa etme operasyonundan başka
bir şey değildir. Türk milletini tekrar "ABD'nin
ve İsrail'in yanında" Irak'a sürmek mümkün olmayacağından;
Türkiye güya "ABD ve İsrail'e rağmen" Irak'a
dahil olacaktır ve bunun sonucunda aynı zamanda devletin
ilgili birimlerinin ve AKP'nin milleti ve tabanı nezdinde
zedelenen inandırıcılığı tamir edilmiş olacaktır. Fakat
bu oyunun kurgusu ilkokul müsamereleri kadar beceriksizce
olmamalı idi.
Düşünen beyinlerin dikkatine sunulur.
|