<%@language=vbscript codepage=1254%> <% Response.Expires = -1000 Response.Buffer = TRUE Response.CacheControl ="private" %>
   
JEO-KRİTİK 
26 Haziran 2004

"KERKÜK'ÜN NATO İŞGALİ ve JANDARMA TÜRKİYE"
SENARYOSU DERİNLEŞİRKEN
GAZA GETİRİLEN TÜRKİYE

 

RAPORUN ÖZETİ

 

İstanbul'da gerçekleştirilecek NATO zirvesinin amblemine dikkatlice baktığınızda; köprünün altında resmedilen boğazın bir kartalın gölgesi olarak dizayn edildiğini göreceksiniz. İstanbul'un üzerine NATO'nun gölgesinin düştüğü şu günlerde yayınladığımız raporun amacı tabiki bu sembolik ayrıntıya dikkat çekmek değil.

Kimsenin görmediğini ve saf bir şekilde önlerine sunulan tabldot gündemi tüketmeye başladığını görünce; Açık İstihbarat olarak; NATO zirvesi öncesinde sistematik olarak başlatılan bir kamuoyu mühendisliği çalışmasına dikkat çekmek gereğini duyduk. Bu mühendisliğin ismi; "tek başına hareket etmeye hazırlanan onurlu Türkiye" 'dir.

Açık İstihbarat olarak biliyoruz ki; kurgulamak istenilen sahne hiç bir ciddi sorgulamaya karşı ayakta durmayacak kadar sahte bir sahnedir :


1) Ne Kürt peşmergeler çapulcu ordusu iken bizzat bu Kürt peşmergelere subaylık eğitimi vererek Kürdistan ordusunun temelini kendi elleri ile atacak kadar stratejik miyop bir kurumun şimdi İsrail'in "komando eğitiminden" rahatsız olması

2) Ne Belediye başkanlığı günlerinden bu yana Musevi lobileri ile çok kapsamlı ilişkiler kurmuş bir Başbakan'ın "anti-İsrail" söylemi

3) Ne İsrail'in bugüne kadar Filistinlilere yönelik katliamlarını çok seçici olarak gören ve Yahudi sermayesi ile içli dışlı olan Türk medyasının birden İsrail'i "suçlu" sandalyesine oturtması

inandırıcıdır.

Aşağıda ayrıntılarını bulacağınız analiz; Türkiye'yi Irak kaosuna dahil etmek isteyen küresel güçlerin bunu "ABD imgesi üzerinden" yapamayacaklarını bildiği için ortaya "ABD ve İsrail'e rağmen Irak'a müdahale eden Türkiye" senaryosunu ortaya koydukları tezini işliyor ve bu tezi

1) ABD Büyükelçiliğinden, Türkiye Cumhuriyeti devleti birimlerine kadar bir çok unsurun çelişkili davranış ve tutumlarına

2) Pentagon/CIA kontrolündeki uyuşturucu güzergahlarındaki; Türkiye'deki Karadeniz ve Kürt mafya altyapılarını da etkileyen makro değişimler ile PKK'nın yeniden hareketlenmesinin eşzamanlılığına

3) Başbakan'ın AKP üzerindeki kontrolü kaybetmeye başlaması ile doğru orantılı başgösteren iç hizipleşmelere; Tayyip Erdoğan'a karşı, kumar baronlarından, Berlusconi'ye kadar ciddi bir destek arayışına çıkan rakip büyükşehir belediye başkanlarına

4) ve aylar önce Harp Akademileri'nde gerçekleştirilen "etnik çatışmaya sahne olan bir adaya NATO nasıl müdahale eder" başlıklı 2000 NATO personelinin katıldığı harp oyununa gönderme yaparak destekliyor.

İlk olarak 7 Ocak tarihli Jeo-Kritik'te ortaya koyduğumuz ve TSK'nın Kuzey Irak'a ancak NATO'nun türevi bir kuruluş olarak müdahale edebileceğine dikkat çeken; "Kerkük'ün NATO İşgali Senaryosu hazır" başlıklı analizimizdeki senaryonun derinleştiğini gözlemliyoruz. Bu derinleşmenin; toplumu ve tabanı nezdinde inandırıcılığını yitiren devlet aygıtları ve AKP'nin, kaybettikleri inandırıcılıklarını yeniden kazandıracak şekilde inşa edildiğini görünce, salak yerine konulan Türk milletini net bir şekilde uyarmak istedik :

Sakın ola; bugüne kadar ne başına geçirilen Amerikan çuvalını, ne de üstüne giyidirilen Yahudi cüppesini çıkarmak yolunda tek adım atmayanların birden canlarına tak ettiğini düşünmeyin.

"Çuvalın intikamı alındı" haberleri ile ön psikolojik zemini hazırlanan ve topluma "üzerimizdeki ölü toprağını silkeliyoruz" ümidi veren gelişmeler; Türkiye'yi tam da ihtiyaç duyulan bir zamanda Irak kaosuna Kerkük üzerinden dahil etme senaryosundan başka bir şey değildir. NATO zirvesi öncesinde, "Kerkük'ün NATO işgali ve bu yolda jandarma Türkiye" senaryosu derinleştirilmektedir. Düşünen beyinlerin dikkatine.

 

Türk Milleti'nin gözünün içine baka baka oynanan oyunu birilerinin göreceğini bekledik ama kimse görmeyince özel bir Jeo-Kritik çıkarma gereğini duyduk. Ekranın ve sayfaların kurulu yorumcularının "Türkiye-İsrail ilişkileri gerginleşiyor mu?", "Türkiye tek taraflı olarak müdahil olacak mı?" şeklinde tartışmaya başladığını gördükçe aşağıda ortaya koyacağımız tablonun ne kadar doğru olduğuna bir kez daha kanaat getirdik.


Bize söylenenlere ve gösterilenlere inanmaya kalkarsak şöyle bir tablo görürüz :

1) Türkiye ile İsrail ilişkileri , İsrail'in Kürtlere komando eğitimi verdiği için gerilmeye başladı

2) Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı'nın İsrail'in hem Ortadoğu'daki , hem Kuzey Irak'taki politikalarından sabrı taştı ve İsrail'e karşı "cesurca" (nedense İsrail'i eleştirmek hep "cesurca" diye nitelenir) ve sert çıkışlar yapmaya başladı

3) Türkiye'nin çıkarlarının her çiğnendiği yerde sert ve tavizsiz tutum vermesi ile ün yapan askeri bürokrasinin de canına tak etti ve İsrail'e mesafeli davranmaya başladı

4) ABD'deki düşünce kuruluşları; İsrail-Türkiye ilişkilerinin gerildiği, tehlikeli bir noktaya doğru gittiği ve hatta Türkiye'nin tek taraflı müdahale etmek zorunda kalacağı yorumlar yapmaya başladılar.

5) İsrail'in "işgal" ve "katliamlarına" seyirci kalmayı istediği zaman çok iyi beceren ve Yahudi lobisi ile arasından su sızmayan medyamız birden İsrail'in ne kadar "küstah" bir devlet olduğunun farkına vardı.

Dikkat ederseniz her şey "birden" oldu.

Açık İstihbarat olarak uyarıyoruz ;

Yukarıda madde madde özetlemeye çalıştığımız bu tablo çok kapsamlı bir "kamuoyu algılamasını yönlendirme" operasyonunun dışa vurumudur ve Türk Milleti'nin gözünün içine baka baka, NATO zirvesi öncesinde başlayan ve NATO zirvesi sonrasında derinleşecek bir komedya sahnelenmektedir.

"TÜRKİYE MİLLİ ÇIKARLARINI TEK BAŞINA DA OLSA KORUR" TABLOSUNUN SAHTELİĞİ

Yukarıda özetlediğimiz ve kamuoyunun önüne serilen bu tablonun Türkiye-İsrail ve ABD üçgeninde bir gerginliğin dışa vurumu olduğu ve Türkiye'nin her an milli çıkarları için tek başına hareket etmeye hazırlandığının göstergesi olduğuna inanmak için beş şey gerekir :

1) Saf olmak

2)Uluslararası ilişkiler yumağının dehlizlerinden haberdar olmamak

3) Türkiye'de devlet yapısının geldiği noktayı bilmemek

4) Türkiye'de medya ve arkasındaki sermaye ağını iyi etüd etmemiş olmak

5) Birden "anti-İsrail" ve "bağımsız Türkiye" naraları atanların ilişkiler ağını bilmemek

Açık İstihbarat olarak bu beş özellikten hiç birine sahip değiliz.

Aksine biliyoruz ki;

1) Bugün İsrail'e karşı aslan kesilen ve daha bir kaç ay önce Yahudiler tarafından sadece Yahudilere verilen özel bir nişanla ödüllendirilecek kadar Musevi lobileri ile sıkı ilişkilere sahip olan Tayyip Erdoğan'ın bu lobilerle ilişkilerinde en ufak bir pürüz olmadığı gibi , sahne arkasında her türlü maddi ve manevi ilişkiler ağı güçlenerek sürmektedir.

2) İsrail'e kafa tutar gibi yapan Erdoğan'ın bu cesaretinin sınırı; "İran'a gideceğim" deyip sonra vazgeçmesi ile bir kez daha çizilmiştir.

3) Kürt peşmergelerin silahlı çapulcular güruhu olduğu günlerde, bu peşmergelere bizzat subaylık eğitimi verip Kürdistan ordusunun temellerini atan askeri bürokratların ve Barzani-Talabani henüz aşiret reisi iken duvarlarına Kürdistan'ın haritası asmasına ses çıkarmayıp bu ikili ile pazarlık eden kadroların bugün İsrail'i "Kürtlere komando eğitimi veriyorsunuz" diye suçlaması kadar komik bir şey olamaz. Bu oyun ancak soru sormayı bilmeyen; daha doğrusu "doğru soru sormadığı" için bugünlere gelen Türk medyasının sahnesinde oynanabilecek bir komediden ibarettir.

4) TSK ile İsrail arasındaki "stratejik işbirliğinin" zorlandığını düşünenlere; bir kaç ay önce Genelkurmay İkinci Başkanı Başbuğ'un beraberindeki 45 kişilik kurmay heyeti ile İsrail'e gittiğini ve bu görüşmede İsrail'le ilişkilerin daha da nasıl derinleştirileceğini ele aldıklarını hatırlatırız. Genelkurmay'ın 45 kişilik bir heyetle başka nerelere ziyaret yaptığının listesini çıkardığınızda ise karşınıza boş bir küme çıkar. Basına sızdırılan "ortak mühimmat deposu" haberi doğrudur ve Türkiye-İsrail askeri ilişkilerinin; Türkiye'nin İsrail'e teknolojik, lojistik ve eğitimsel olarak daha fazla bağlanarak sürdüğünün nispeten önemsiz göstergelerinden biridir.

5) Türkiye'nin güvenlik bürokrasisinin; Türk devletinin çıkarları için, İsrail-ABD eksenine karşı Suriye-İran'la özel ilişkiler geliştirmeye başladığını düşünecek kadar saf olanlara; İran'ın bir tümgeneralinin Ankara'yı ziyaretinin "ABD yanlış anlar" bahanesi ile Genelkurmay tarafından daha geçenlerde iptal edildiğini hatırlatırız.


6) Türkiye ile İsrail'in ilişkilerinin gerildiği ve Türkiye'nin özellikle Kerkük'teki gergin durumu nedeni ile gerekirse Irak'a tek taraflı müdahale edebilecek konuma geldiği yorumunu yapan yerlere baktığımızda ise karşımıza ilginç bir tablo çıkıyor. "Türkiye tek taraflı müdahale edebilir" yorumunu yapanların hepsi; Irak işgali öncesinde "Türkiye ABD ile hareket etmelidir aksi takdirde ...." şeklinde yorum ve hatta lobi yapan merkezlerdir. Bu merkezlerin birden "Türkiye'nin tek taraflı müdahalesini" dile getirmeye başlamaları hayra alamet değildir. Yeni oyun Türkiye'yi Irak'a çekme oyunudur.


İNŞA EDİLEN "KERKÜK'ÜN NATO İŞGALİ ve JANDARMA TÜRKİYE" SENARYOSUDUR


07 Ocak 2004 tarihli Jeo-Kritik bültenimizde; "Kerkük'e NATO Müdahalesi Senaryosu Hazır" başlıklı analizde şunları söylemiştik :


İstanbul Saldırılarının gerçekleştiği hafta sırasında Harp Akademilerinde 2000 NATO mensubunun katıldığı ve NATO'nun yeni güvenlik konsepti çerçevesinde oynadığı Harp Oyunu sırasındaki senaryonun ne olduğunu hatırlayalım. Senaryo; NATO güçlerinin etnik çatışma yaşanan bir adaya müdahale ederek taraflar arasında tampon bölge oluşturmasını ve tarafları uzlaştırmasını içeriyordu. Kerkük'ün Irak içinde etnik bir adaya dönüştüğü ve çatışmaların müdahaleyi meşrulaştırdığı noktada, NATO bu iş için biçilmiş kaftan olarak sahaya sürülecektir.

NATO bünyesinde TSK kuvvetleri de yeralacağı için, Türk milletinin gururu okşanacak ve TSK'nın yıpranan görüntüsü bir ölçüde telafi edilirken; Kerkük'ün Brüksel gibi uluslararası bir koloni olması yolunda ilk askeri ve hukuki temel atılmış olacaktır. Kerkük; ne Kürtlere, ne Türklere yar edilecek ve Irak'ın petrol rezervlerinin %40'ını bünyesinde barındıran bu bölge, "uluslararası maske" altında Irak'ın içinde yeni çağın Kıbrıs'ı olarak yerini alacaktır. Bir Kıbrıs sorununu çözülürken, bölgede Türkiye'nin yine bir taraf olduğu yeni bir "Kıbrıs" adası yaratacaktır : Adı Kerkük.


Yukarıda bir parçasını verdiğimiz senaryonun son gelişmelerle birlikte iyice derinleştiğini görüyoruz. Bu noktada Açık İstihbarat olarak; son gelişmelerin ışığında tezimizi daha da ayrıntılandırmadan önce
Türk medyasında pek rastlayamayacağınız cinsten bazı noktalara dikkat çekelim :

1) Türkiye'nin siyaset kadrolarından, devlet bürokrasisine ve hatta medyasına kadar İsrail'e karşı tutumu, şüphe çekici derecede koordineli bir şekilde sertleşmektedir. İçerik ve alt metin analizlerini nasıl yaparsanız yapın karşınıza; olasılık teorisi ile açıklanamayacak kadar sistematik bir tablo çıkmaktadır. Bir ilişkinin derinliği ancak böyle perdelenebilir.

2) ABD Büyükelçiliği, Edelman'ın vali tavırlarındaki rahatsızlık had safhaya vardığı ve ABD'nin imajının ve güvenilirliğinin Türk toplumu nezdinde dibe vurduğu zamanda milletin gözünün içine baka baka "PKK'ya karşı operasyon yapılmayacağını" açıkça beyan etmiştir. Bu fütursuzluk; "ABD Dışişleri Bakanlığında Türkiye hakkında gizli toplantı yapıldı" haberlerini yalanlayacak kadar toplum nezdindeki imajına dikkat etmeye çalışan ve ABD'nin Türkiye'nin çıkarlarına hassas olduğu imajını vermeyen çalışan bir ABD Büyükelçiliği için dikkat çekicidir. Buradaki çelişki dikkatle not edilmelidir. ABD'nin bir dayatması ile mi yoksa nitelikli bir karartma ile mi karşı karşıyayız sorusu sorulmalıdır.

3) PKK'nın faaliyetleri; Türkiye'deki uyuşturucu yollarının ciddi anlamda yer değiştirmeye başladığı; Alaattin Çakıcı'nın yurtdışına "çıkarıldığı" ve Karadeniz mafyası ile Kürt uyuşturucu baronlarının uyuşturucu güzergahları üzerindeki çatışmasının yoğunlaştığı bir dönemde artmaya başlamıştır. Birileri; Türkiye üzerinden geçen uyuşturucu yollarında değişiklik yapmak istemekte ve bunun için üst düzey konseyler toplanmaktadır. Dikkatinizi bu noktaya yoğunlaştırdığınızda diğer olayların asıl olayı saklayıcı fonlar olduğunu göreceksiniz.

4) ABD'nin üs talepleri tam bu noktada yeniden kamuoyunun önüne ısıtılıp servis edilmiştir. ABD'nin üs istediği noktaların; Kuzey'de Karadeniz'den, Güney'de ise Güneydoğu üzerinden geçen iki uyuşturucu yolunu kontrol edecek şekilde yoğunlaşması dikkat çekicidir. Pentagon'un bir de Kıbrıs'tan üs istediği düşünüldüğünde; Pentagon-CIA ve dünya uyuşturucu güzergahları ilişkisinin Türk derin devletinin deşifre etmesi gereken en önemli denklemlerden biri olduğu ortaya çıkacaktır. Bu denklemi çözmek için şu sorular yardımcı olabilir :

a) Acaba, uyuşturucu uzmanları tarafından "Pentagon'un kara yolu" olarak adlandırılan Urfi Çetinkaya'ya patronlarının, "yolu Türkiye'nin Güneydoğusundan, Kuzey Irak'a kaydır" emrini verdiği, Çetinkaya'nın bu emre uymakta direnmesi üzerine mallarının yakalatılmaya başladığı tezi ne kadar doğrudur?

b) Türkiye üzerinden geçen uyuşturucunun büyük bir kısmı deniz üzerinden aktarılsa da; Türkiye'de yıllardır denizde uyuşturucu yakalanmaması tesadüf müdür?

c) Mazot kaçakçılığı için legal (bakınız AKP'nin mazotta ÖTV indirimi icraatı ile birilerine açılan rant kapısına dair ayrıntılı analizimize) ve alegal platform oluşturma çabalarının, uyuşturucu trafiğindeki rota değişikliği nedeni ile rant kaybına uğrayan Karadeniz mafyasının kaybını telafi etmek ile bir bağlantısı olabilir mi?

5) Başbakan Erdoğan'ın son günlerde kendi milletvekillerine karşı hayli sinirli olduğu gözlemlenmektedir. AKP üzerindeki kontrolü kaybetmeye başladığı herhalinden belli olan Başbakan'a yönelik AKP içinde ciddi karşı dinamiklerin başgösterdiğini gözlemlemekteyiz. Medya tarafından "AK-Türkler" (ANAP kökenlilere AK-ANAP'lılar dendiğini hatırlayınız)olarak adlandırılarak başından itibaren sulandırılan ve dolayısı ile önemsizleştirilen 10 tane milletvekilinin çıkışı Başbakan'ın başetmesi gereken en önemsiz sorun. Esas sorunun nerede yattığını net olarak görebilmek için aşağıdaki soruların da cevaplarını bilmek lazım :

a) Büyükşehir Belediye Başkanları'ndan biri; arka planda Tayyip Erdoğan'a karşı ciddi bir ilişkiler ağı kurmaya başlamış mıdır? Bu çerçevede; Berlusconi'nin de dahil olduğu odaklar zinciri ile; "AKP'nin yeni lideri" için zemin görüşmeleri yapılmakta mıdır?

b) Beraberinde 100 milletvekilini taşıyabileceğini söyleyen bir AKP milletvekili geçenlerde; iş dünyasının ünlü isimlerinden biri ile görüşmüş müdür? Bu görüşmede, sözkonusu iş adamı Başbakan'a küstahça laflar etmiş midir? Sözkonusu milletvekili bu görüşmede; a maddesinde ismi geçen şahıs için kumar baronunun destek verip vermeyeceğini yoklamış mıdır?

c) Karadenizli odaklara yakın AKP lideri ile; Güneydoğulu odaklara yakın İçişleri Bakanı Aksu arasında bir kara kedi sürüsü dolaşmakta mıdır?


6) PKK'lılara af getiren yasa kadar; ABD büyükelçiliğinin fakslarındaki toneri, e-postalarındaki kotayı tüketen bir başka Türkiye Cumhuriyeti yasası olmamıştır. Bu yasa ABD'nin Türkiye'de yaptığı, yaptırdığı ilk yasa değildir ama Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı'nın ABD Büyükelçiliği ile koordineli çalışması ile ilk defa bir devlet, kendisine yönelik bir kalkışmaya girişen örgüte yönelik bu çapta bir af getirmiştir. İliklerine kadar uyuşmanın belirtisinden başka bir şey olmayan bu yasa çalışmasının en hararetli savunucularından biri olan Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in nedense Leyla Zana şova yönelik en sert tepkiyi veren kişi olması hayli dikkat çekicidir. Buradaki tezat da dikkatle not edilmelidir.

7) Türkiye devletinin özgüvenininin bir tuzak olarak inşa edildiği günlerde bir de İran Cumhuriyeti'nin benzer bir görsel terapiye sokulduğu görülmektedir. Belkide dünya tarihinde ilk defa İngiltere bu kadar medyatik bir aşağılanma ile karşı karşıyadır. İngiliz askerlerinin elleri bağlı, gözleri kapalı kameralar önünde tek sıra geçirilişi ile; İran devlet aygıtına çok ciddi bir aragazı verilmiş ve İran bölge halkları nezdinde, "kafir ve işgalci İngilizlere karşı" manevi lider konumuna bir intikam sahnesi ile oturtulmuştur. Kısacası; Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendi toplumu; İran Cumhuriyeti devletine ise bölge toplumları nezdinde ciddi bir imaj kampanyası yapılmıştır.

8) İstanbul'a ikiz bombalı saldırıların yapıldığı günlerde, İstanbul Harp Akademileri'nde 2000 NATO personelinin katıldığı özel bir harp oyunu oynanmıştır. Bu harp oyununun konusu etnik çatışmalara sahne olmaya başlayan bir adaya, uluslararası bir güç olarak NATO'nun nasıl müdahale edeceğinin provasıdır. "Ada" olarak senaryo masasına konulan kara parçası ile, etnik bir kazana çevrilmeye çalışılan Kerkük birebir uymaktadır. Kerkük'ün NATO işgali ve uluslararası bir koloni haline getirilmesi çok önceden prova edilmiştir.

Yukarıdaki maddeler; Türkiye'de kamuoyuna sunulan komedinin sahteliğine dair çok ciddi ipuçları içermektedir.

Açık İstihbarat olarak biliyoruz ki; ortada ne İsrail-ABD-İngiltere üçlüsü ile Türkiye Cumhuriyeti devlet aygıtı arasında ciddi bir sorun; ne birden milli haysiyetlere önem vermeye başlayan ve bağımsız hareket etmenin yollarını aramaya başlayan bir bürokrasi kadrosu sözkonusudur.

Sorulması gereken tek soru şudur :

"Siz ABD'nin yerinde olsanız ve hem bölgedeki kaosu derinleştirip, hem de perde önünde sizin yerinize ölecek bir güç olsun diye bölgeye Türkiye'yi sokmak isteseniz; toplumsal hassasiyetleri bu kadar
artmış ve emperyal güçlere karşı güveni iyice sarsılmış, devlet aygıtı çatlamış Türkiye'yi Irak kaosunun içine tekrar nasıl sokarsınız?"

Yaşanan bütün gelişmeler bu sorunun cevabına verilen yanıtın ürünüdür.

Kısaca özetlemek gerekirse :

1) Türkiye ABD toplumu gibi ıslak Bush'a basacak kadar uyutulmuş olmadığından (bütün herşeye rağmen); Türkiye'nin gerçekleştireceği her hareketin arkasında asgari ve reel bir kamuoyu desteğinin
inşa edilmesi şarttır.
Neticede Türkiye herşeye rağmen; eski CIA başkanlarının Başbakan, eski Genelkurmay başkanlarının Dışişleri Bakanı, holding yönetim kurulu üyelerinin de bakan olabileceği kadar "demokrasi süsü verilmiş polis devleti" değil; "polis devleti süsü verilmeye çalışan içsel bir demokrasidir"

2) Bu kamuoyu desteğinin; sözkonusu hareketin herhangi bir şekilde mevcut egemen güçlerle ilişkilendirilmesi durumunda inşa edilmesi imkansızdır. Yüzü kızarmadan ABD'yi savunabilenlerin kümesi artık Çengiz Çandar ile sınırlı kaldığından; Mehmet Barlas gibi isimlerin bile kaybedildiği bir ortamda "ABD" imgesi üzerinden hiç bir moral platform inşa edilemez.

3) Türkiye'yi gaza getirmenin en kolay yolu, "milliyetçilik" damarını kaşımaktır.

4) Kendi toplumu önünde; hükümetinden askeriyesine, toplumuna karşı ciddi mahcubiyetler yaşayan bir devlet aygıtının prestijini kurtarması ve toplumu nezdinde; "beni bugüne kadar çoçuğunuzun kanı, alnınızın teri ile boşuna desteklemediniz; ben istersem sizin çıkarlarınız uğruna tek başıma da hareket edebilirim" mesajını vermesi artık bir zaruriyet haline gelmiştir. Aksi takdirde; başına çuval
geçirilen birimlerin, spor müsabakalarında ABD'lileri geçtiği gibi haberlerin "halkla ilişkiler" tadında kamuoyuna sunulması artık kimsenin karnını doyurmamaktadır. Devletin inandırıcılık krizi biran önce
aşılmalıdır.

5) Devlet birimlerinin toplum nezdinde inandırıcılık sorunu olduğu gibi; AKP kadrolarının da tabanları nezdinde ciddi bir inandırıcılık sorunu bulunmaktadır. İslamcı portresi ile iktidara getirdikleri bir başbakanın
türban sorununu çözemediği gibi; kendi mülkiyet sorunlarından çok kiliselerin mülkiyet sorunu ile ilgilendiğini, hem Anadolu'da, hem Ortadoğu'da Yahudiliğin ve Hristiyanlığın alanının genişlemesi için çok kritik
lojistik destek verdiğini görenlerin yaşadığı içsel travmanın tedavi edilmesi şarttır. AKP gibi inşa edilmesi bu kadar zaman ve emek alan, birileri için çok yararlı bir platformun bu kadar çabuk heba edilmesini kimse
beklememeli. Başbakanlığı öncesinde de, sonrasında Musevi lobileri ile hayli içli dışlı olan Başbakan'ın birden İsrail'e karşı "aslan" kesilmesi; en çok "AKP'nin inandırıcılık krizinin" giderilmesine yardımcı olmaktadır.

Dolayısı ile;

Son zamanlarda yaşanan olaylar; Türkiye'yi tekrar Irak kaosuna dahil etmeye ve bunu yaparken de aynı anda hem devletin, hem AKP'nin inandırıcılık krizini çözmeye yarayacak çok yönlü bir kamuoyu
algılamasını yeniden inşa etme operasyonundan başka bir şey değildir. Türk milletini tekrar "ABD'nin ve İsrail'in yanında" Irak'a sürmek mümkün olmayacağından; Türkiye güya "ABD ve İsrail'e rağmen" Irak'a dahil olacaktır ve bunun sonucunda aynı zamanda devletin ilgili birimlerinin ve AKP'nin milleti ve tabanı nezdinde zedelenen inandırıcılığı tamir edilmiş olacaktır. Fakat bu oyunun kurgusu ilkokul müsamereleri kadar beceriksizce olmamalı idi.

Düşünen beyinlerin dikkatine sunulur.

 

Açık İstihbarat