<%@language=vbscript codepage=1254%> <% Response.Expires = -1000 Response.Buffer = TRUE Response.CacheControl ="private" %>
   
JEO-KRİTİK 
Sayı : 13
Haftalık Analitik Bülten
(www.acikistihbarat.com)
27 Mayıs 2003
"DARBE" TARTIŞMASININ GİZLEDİĞİ
"TSK'NIN SİNİR MERKEZİ NERESİ OLACAK?" ÇEKİŞMESİ
("REVOLUTION IN MİLİTARY AFFAİRS")

(TSK'nın çekirdeğini Kara'dan Havaya Kaydırma Operasyonu)


Aylardır Türkiye'deki bürokrasi içinde; üst ve alt kadrolar arasındaki ayrışmaya dikkat çekiyor ve bunun ülke siyasetinde bir çalkalanmayı beraberinde getireceğin vurguluyoruz. En son 10 Nisanda yayınladığımız savaş raporunda; "üst kadrolara alt kadrolardan gelen baskı artmaktadır. Bürokrasi bünyesindeki bu ayrışmanın Türk siyasi hayatı üzerinde katalizör işlevi görmesi beklenmelidir" tespitinde bulunmuştuk.

Keza Süleyman Demirel ile Mart ayında gerçekleştirdiğimiz röportajda; Demirel kendi üslubu ile Türkiye'yi bekleyen süreç konusunda uyarmış ve "ABD fitneyi işletecektir" demişti.

Yaşanan gelişmeler bir fitnenin işletildiği konusunda şüphe bırakmayacak kadar ortada. Sorun bu fitnenin ne maksatla işletildiği.

Açık İstihbarat Türkiye'de şu anda yaşanan sürecin hükümet ve TSK arasında fitne sokmak ve bir "darbe" kışkırtıcılığından çok; özellikle TSK ve Polis bünyesine fitne sokmak maksatlı yürütüldüğünü ve bunun savunma politikalarını belirleyen kurumlar bünyesinde dengeleri; Türkiye'nin savunma politikasını küresel güçlere eklemlenerek yürütmesi gerektiğine inananlar lehine değiştirmek olduğunu öne sürüyor.

Daha da derin bir tahlil; ABD'deki derin kadrolar arasında yaşanan "Revolution in Military Affairs" (Askeri Konularda Devrim) tartışmasının Türkiye'ye de ihraç edildiğini ve Pentagon'da bu tartışmayı kazanan güçlerin aynı savaşı Türkiye'deki yandaşlarının da kazanmasına yardımcı olmak için harekete geçtiğini gösteriyor. (Bu bağlamda Wolfowitz'in demeci TSK'ya değil; Kara Kuvvetleri'ne yönelik bir eleştiri olarak okunmalıdır.)

Özellikle TSK'ya yönelik başlatılan "fitne süreci" gözönüne alındığında; son günlerde yaşanan gelişmeleri sadece hükümet - TSK dengeleri açısından okumak yeterli olmayacaktır. MGK Başkanı Tuncer Kılıç'ın şahsında yaşanan tablo; Tuncer Kılıç paşanın uzun yıllardan beri MGK'nın başına geçen ilk Kara Kuvvetleri kökenli komutan olması (bundan önceki bütün MGK başkanları Hava Kuvvetleri kökenli idi) nedeni ile ayrı bir önem arzetmektedir. Hele bu tablonun hemen ertesinde Türkiye'nin manşetlerine "Türk F-16'sının Yunan uçakları tarafından düşürüldüğünü kamuoyundan saklayan Türk Hava Kuvvetleri" haberlerinin taşındığı gözönüne alınırsa.

Önce bazı gelişmeleri yanyana koyup sizler için bir gündem tabağı oluşturalım

  • ABD Savunma Bakanı Yardımcısı Wolfowitz'in "ordu"'yu eleştiren sözleri Türkiye gündemine oturtuluyor fakat daha sonra aynı Wolfowitz bu sözlerin dumanı tüterken Saray-Bosna'da bir Türk birliğini ziyaret ediyor.

  • Hava Kuvvetleri Komutanı Asparuk; Genelkurmay Başkanı Özkök'e bir F-16 ile "medyatik" bir tur attırdı. Özkök ile Asparuk'un bu hava turu sırasında ne konuştuğu merak konusu ama Özkök'ün F-16'dan indikten hemen sonra "İstikbal göklerdedir ama havada ve karada birlikleriniz olduğu sürece" şeklinde sözleri dikkatli gözlerden kaçmadı

  • Eskişehir'deki 1. Taktik Hava Kuvveti'nde, Hava Kuvvetleri Komutanı Asparuk'la birlikte bazı bürokratların da katıldığı üç gün süren toplantılar gerçekleştirildi. Basına kapalı gerçekleştirilen toplantılarında ne görüşüldüğü konusu bir yana toplantıların NATO'nun Türkiye'deki sinir merkezlerinden birinde gerçekleştirilmesi önemliydi. (Eskişehir'de yerin altındaki tesislerin niteliğini bilen

  • Sokaktaki çocukların bile "darbe loto" oynadığı bir ortamda; kritik zamanlarda manşetine ihtiyaç duyulan bir gazete olarak bildiğimiz Cumhuriyet'te (Sivas olaylarından beri Cumhuriyet'in manşeti hiç böyle kullanılmamıştı) yayınlanan kaynağı belirsiz bir haberde; "Genç Subaylar tedirgin" manşeti atıldı. Türkiye'de manşetleri kontrol eden güçler Cumhuriyet'in manşeti ile yaptıkları ortaya yine kendileri koştular ve Milliyet'in bir sonraki gün yaptığı değerlendirme haberinde; "Özkök'e alttan baskı yapan komutanlar" listesi yayınladılar. Türkiye'de belli gazetelerin manşetleri ve istihbarat örgütleri arasındaki bağı bilenler açısından bu paslaşma şaşırtıcı olmasa da; önemli olan Milliyet'te yayınlanan ve "Özkök'e alttan baskı yapan komutanlar listesinde" bir tek Hava ve Deniz Kuvvetleri komutanı olmamasıydı. Anlaşılan Türkiye'de hava ve deniz kuvvetlerindeki genç subaylar durumlarından hayli memnundu; tek rahatsızlığı Kara Kuvvetleri subayları duyuyordu.

  • Türkiye'de "Genç Subaylar" tedirgin manşetleri; Harp Akademilerinde gerçekleştirilecek "Küreselleşme ve Uluslararası Güvenlik" başlıklı ve açılış konuşmasını Genelkurmay Başkan Yardımcısı Yaşar Büyükanıt Paşanın yapacağı sempozyumun hemen öncesinde atıldı. Genç subayların ve genç subaylığın mabedi olan bu kurumda düzenlenen sempozyumun başlığının "ulusal güvenlik" değil de, "uluslararası güvenlik" kaygısı taşıması ayrıca not edilmelidir.

  • Gazetelerde Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın "Uzay Kuvvetleri Komutanlığı" taslağı hazırladığı haberleri yeraldı. Kuzey Irak'a bir helikopterini dahi sokma insiyatifini kaybeden bir ordunun uzaydan olsa olsa ülke topraklarındaki "irtica kamplarını" gözetleyebileceği yolundaki tartışmanın geçerliliği bir yana; bu gelişme Türkiye'nin 1.5 milyar doları hayli tartışmalı dört AWACS uçağına yatırdığı zamanda ortaya çıkmıştır. Açık İstihbarat; bu gelişmelerin amacının Türkiye'nin ordusunun sinir merkezini yerden havaya taşımak ve dolayısı ile Türkiye'nin savunmasının küresel güçlerle eklemlenmesini kolaylaştırmak olduğunu düşünmektedir.

  • Vakit gazetesi "İslamcı" etiketi ile bilinir fakat Vakit'in "İslamcı"lıktan öte belli istihbarat mutfakları ile ilişkisini bilenler bu gazeteyı ayrı bir gözle takip ederler. İşte bu gazetenin son günlerde "TSK karşıtlığını" üst noktalara taşıması ve Mir Dengir Fırat'ın "Kılınç suç işledi" gibi sözlerini manşete taşıdığı günlerde ana sayfadan aynı zamanda Bursa'da yıkım gerçekleştiren Jandarma Generaline yönelik "bu komutanın sekreteri ile ilişkisi olduğu doğru mu?" şeklinde belden aşağı salvalor savurması; Türkiye'de uzun zamandır TSK ve kadrolarına yönelik biriktirilen dosyaların artık yavaş yavaş kullanılmaya başlanılacağını ve Türkiye'deki belli istihbarat odaklarının TSK'ya karşı aktif olarak cephe aldığını gösteriyor.

  • TSK ile ilgili her türlü spekülasyon yapılırken Yeni Çağ'da Arslan Bulut; "Eğer silahlı kuvvetlerde Avrupa'nın eyaleti olma yönünde ikna olmuşsa, ki bunu Harp Akademileri'ndeki sempozyumda anlayacağız, geride sadece sivil direnişin özü olarak Türk Milliyetçileri kalacak" ; Milliyet'te Erdelhun ve Aydemir paşa örneklerini veren Güneri Cıvaoğlu; "Bu satırlar bir ihtilal varsayımı ve Orgeneral Özkök'ün de devrilecek bir Genelkurmay Başkanı olmamak kaygısı olarak algılanmasın" ; Hürriyet'te Emin Çölaşan "Herhalde bu iktidarla şiir gibi uyumluyuz, orkestra gibiyiz demeyecektir. TSK'nın duyarlı konulardaki kesin tavır ve düşüncelerini yarın mertçe ve olduğu gibi açıklaması gerektiğine inanıyorum. Bunun zamanı çoktan geldi de geçiyor" şeklinde yazılar yazıyor.

  • Star ile Zaman'ın manşetleri yanyana okunduğunda; polis bünyesinde de çatışmanın yoğunlaştığı gözönüne alınıyor. Star ; "Polis'te terfi skandalı" manşeti ile; Başbakanlık Takip Kurulu'nun "irticacı" olarak damgaladığı kişilerin nasıl İçişleri Bakanı Aksu'nun baskısı ile Polis Yüksek Değerlendirme Kurulu'nun kararlarına rağmen terfi ettirildiğini kamuoyuna duyururken; aynı günlerde Zaman ardarda yayınladığı manşetlerle Türk Emniyeti'nin narkotikte elde ettiği başarıyı ve "domates ısırığından suçluyu bulma" yeteneğini manşete taşıyordu.

  • MGK'da uzun yıllardan sonra ilk kez bu koltuğa oturan Kara Kuvvetleri kökenli Kılınç Paşa nezdinde MGK ve TSK kamuoyu önünde yıpratılırken ve bu yıpratma kampanyası; işlerine geldiğinde TSK'yı kendi gündemlerine kalkan yapmaktan çekinmeyen kalemler tarafından bizzat yapılırken; birden gündeme Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın Yunan uçakları tarafından düşürülen F-16 gerçeğini gizlediği ortaya çıkıyor.

  • Ertuğrul Özkök'ün bir başka yazısında; - "yeni imparatorluk çağını kabul etmenin gerekliliği" tezini savunarak; "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yeni bir konsept geliştirmesi gerekiyor" demesi ve "...Bir anlamda PKK zaferi ile kazanılan prestij en azından psikolojik olarak yara almıştır...İkincisi ise ne yazık ki son zamanlarda Türk ordusunun komuta kademesi içinde bazı görüş ayrılıklarının bulunduğu yolundaki söylentilerdir...Türkiye'nin güçlü ve komuta kademesi homojen bir orduya ihtiyacı vardır...Türkiye'nin "yeni imparatorluklar çağında" güçlü ve etkileyici bir biçimde ayakta kalmasının vazgeçemeyeceğimiz koşulu budur" şeklinde yazması

  • ABD yeni savunma bütçesinde; "Yıldız Savaşları" isimli projesi için 10 milyar dolar ayırdı.

  • Türkiye - ABD İşadamları Derneği Başkanı M. Akif Işık; "Türkiye'nin gelecek 50 yılda mal ve enerji kaynaklarının dolaşımı ve bunlar için gerekli güvenliği sağlamak açısından dünyanın en önemli stratejik noktalarından biri olacak" şeklinde konuştu. Bu cümlede kilit kelime ne "enerji" , ne de "stratejik noktadır". Bu cümlenin kilit noktası ; "gerekli güvenliğin sağlanması" olup; ABD'deki lobilerin Türkiye'deki uzantılarının kulağına şimdiden önümüzdeki dönemin kilit sözcüklerini fısıldamaya başladıklarını göstermektedir. Boru hatlarının "güvenliğinin sağlanması" acaba ortaklaşa bir proje olarak mı düşünülmektedir; acaba alınan AWACS'lar v.s. gibi savunma yatırımları "ortaklaşa mı kullanılacaktır; acaba Harp Akademileri'ndeki sempozyumun isminin "Küreselleşme ve Uluslararası Güvenlik" olması bu bağlamda mı ele alınmalıdır?



    Birinci Körfez Savaşı'nı ayrıntılı okumasını gerçekleştirenlerin ilk gözüne çarpan şey; bu savaş sırasında ABD Silahlı Kuvvetleri bünyesinde yaşanan "kim ordunun iktidarını elinde tutacak" savaşının; Saddam'la yaşanan savaştan çok daha belirgin ve şiddetli olduğudur. Bu savaş sırasında Pentagon'daki güçler arasında kıyasıya bir savaş yaşanmış ve Hava Kuvvetleri'nin ülkenin savunma doktrini bünyesindeki rolü ciddi bir tartışma konusu olmuştur.

    İkinci Körfez Savaşı'na ABD içindeki bu tartışmayı az çok sonuçlandırmış ve Hava Kuvvetleri'ni önceki "destek konumundan" daha stratejik bir konuma taşıyarak girmiştir. Türkiye'de ise; her zaman "müttefikleri" ile hem psikolojik, hem düşünsel, hem de teknoloji olarak daha uyumlu ve entegre konumda bulunan Hava Kuvvetleri'nin TSK içindeki rolünün arttırılması; ordu pratiğinden çok bir siyasi dinamiğe yapılan ciddi bir müdahaledir. Bu bağlamda yakın bir gelecekte Türkiye'de "Genelkurmay Başkanı neden bir Hava Kuvvetleri Generali olmasın?" tartışması yaşanırsa şaşmamak gerekir.

    ABD Silahlı Kuvvetleri'nin çekirdeği olan Hava Kuvvetlerinin başlattığı "Revolution in Military Affairs" tartışması belli bir olgunluğa gelmiştir. Türkiye'de ise bu tartışma yeni ithal edilmiş ve sadece bir ordu pratiğine yönelik tartışma olmaktan öte; Türk Sİlahlı Kuvvetleri'nin Türk siyasetindeki yeri gözönüne alındığında; Türkiye'nin savunma politikalarını küresel güçlerin çıkarları doğrultusunda yeniden şekilendirme operasyonu olarak düğmeye basılmıştır.

    Bu arada Türkiye'deki kurumsal ve toplumsal ayrışmaya dair başlatılan makro süreçe bir kaç çentik daha atılırsa; bu da bu operasyonu başlatanların kar hanesine ayrıca yazılacaktır.

    Okuyucularımızı ordudaki genç subaylara değil; yaşlı kurtlara dikkat etmeleri gerektiği konusunda uyarıyoruz.

    1.5 milyar dolara semalarımıza çakılan AWACS'larla ilgili yapılan anlaşmanın metinlerindeki maddelerde; havada Genelkurmay Başkanı ile yapılan sohbetler de; Eskişehir'deki yeraltındaki gizli tesislerde Hava Kuvvetleri Komutanı'nın başkanlığında yapılan "bürokratik" toplantılarda; Türkiye'de "genç subay" polemiği arkasında çok daha kapsamlı bir tartışmanın gizlendiğini göstermektedir.

    Türkiye'de silahlı kuvvetlerin sinir merkezi yerden havaya kayarken; küresel hegemonların Türkiye'yi küresel savunma politikalarına entegre etmeleri de gittikçe kolaylaşacaktır.

 

 

SÖZEL GÖSTERGELER
 
Gösterge
Gösterdiği
   
  • ABD Büyükelçisi Pearson'un; "Türkiye ile ABD aynı görüşlere sahip olursa, Türkiye bölgenin ekonomi ülkesi olabilir. Suriye ve İran, Türkiye ile aynı avantajlara sahip olmayacak" demesi
  • Erdoğan'ın İTO'daki konuşmasında; "ABD Türkiye'nin Irakın yeniden yapılandırılmasından pay almasını engellemeye cesaret etmemeli" demesi.
ABD ile AKP arasındaki "tüccar" siyasetinin sürdüğünü
  • Tayyip Erdoğan'ın İTO'nun Olağanüstü Meclis Toplantısında, TİM Başkanı Oğuz'un doviz kurları ile ilgili şikayetinin hatırlatılması üzerine; "Önceki gün 450 milyon dolarlık alım yaptı ama bu bir yerde sanal müdahale oldu. Olay geliyor bir yerde faizle ilintili. Yani faizin de bu arada belini kırmak gerekiyor...Merkez Bankası Başkan ve ekibi de bu konudaki hassasiyetleri zannediyorum duyuyorlar. Onlar da gerekli değerlendirmeleri yapacaktır." şeklinde konuşması

  • Sabancı Üniversitesi'nde, "Dilek Sabancı
    Araştırma Ödülleri" törenine katılan Unakıtan'ın; "Merkez Bankası bağımsız. Daha önceki hükümet zamanında bunun temelleri atıldı. Hükümetimiz buna devam ediyor. Para politikalarını bağımsız bir şekilde Merkez Bankası tayin ediyor. Faizleri de gelecek beklentilerine göre tayin ediyor. Geçmişe bakmaz geleceğin beklentilerine bakar. Merkez Bankası beklenti anketleri de iyi çıktı. Bunun manası faizler yakında düşecek. Bütün sanayicilerimize, bilhassa ihracatçılarımıza müjde veriyorum" demesi

  • Mir Dengir Fırat'ın ; darbe söylentisi yayanlara 12 Martı hatırlattığı Vakit'e verdiği röportajda satır arasında
    ; "Merkez Bankası'nda devalüasyon gecesi 11:30 - 12:00 arası 12 milyar doların nasıl gittiğini biliyoruz" demesi
  • AKP'nin elinde Merkez Bankası'nın faaliyetlerine dair; içerden alınan çok hassas bilgiler olduğu ve Serdengeçti'yi ekonomik programlarına ikna etmek konusunda bu bilgilerden aktif şekilde yararlandıklarını
  • Financial Times gazetesinde yeralan bir haberde, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın pragmatik yaklaşımı nedeni ile Özal'a benzetilmesi

  • Gazetenin Unakıtan'ın kendisini Petkim ve Tüpraş özelleştirmeleri ile kendisini göstereceğini; Unakıtan'ın yükselmesini Başbakan Erdoğan'ın özelleştirme programını kendisine bağlamasına borçlu olduğunu yazması

  • Şu sıralarda TÜPRAŞ'ın satışı ile ilgilenen Rus TNK'nin BP ile ortaklık kurması
  • Tüpraş'ın İngiltere merkezli bir sermaye gitme olasılığının daha fazla olduğunun ve İngilizler'in; Unakıtan'ı bu konuda ikna etmek için her yolu denediklerini

  • TÜPRAŞ ve Petkim'in "doğru" adreslere gitmemesi durumunda Unakıtan'ın medyadaki "sempatik" imajının hızla yıpranma sürecine gireceğini
  • Merkez Bankası'nı faizleri yüksek tutarak Hazine'yi yüksek faizle borçlandırmaya neden olmakla; dolara gereki müdahaleyi yapmayıp kendi cam fanusları içinde yaşamakla suçlayan Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Oğuz Satıcı'nın aynı toplantıda Soros'u da överek; "Türkiye'nin de böyle Soros'lara ihtiyacı var. Vatanı, memleketi, bayrağı için gerektiğinde şereflice spekülasyon, manipulasyon yapacak para
    piyasasında oyunculara ihtiyaç var"
    demesi

  • Soros'un Türk medyasında daha fazla yeralmaya başlaması ve Bush'a kızdığı için dolardan Euroya geçtiği iddia edilen Soros'un; Wolfowitz'in demeçlerine karşı Türkiye'yi savunduğunun Türk kamuoyuna özellikle duyurulması
  • TİM Başkanı'nın ciddi bir tahlil yetersizliği çektiğini

  • Türk medyasında Soros'un arka planlarını bilmeyenlerin Soros haberlerini yazmamaları gerektiğini

  • Soros'un Türkiye'den bir yada bir kaç banka almak için temaslarını yoğunlaştırdığını
  • Ertuğrul Özkök'ün köşesinde: "İzmir'in işgalinden hemen önce Yunan, İngiliz, Fransız gemileri Körfez'in girişindeki Kumkale'ye kadar gelip oradan şehri bombardımana başlamışlar. O sırada İzmir Valisi Rahmi Bey'miş. Hemen düşman gemilerine şu haberi göndermiş. 'İzmir'de ne kadar Ermeni tebaası varsa, hepsini Türk
    mahallelerine taksim ettim. Bu suretle atacağınız her mermi kendi kardeşlerini öldürmüş olacaktır' Düşman gemileri bu mesajı alınca çekip gitmişler...Bu düpedüz bir canlı kalkan olayı"...."O dönemde Türkiye'de 27 vilayet varmış. İzmir kaza, Aydın ise vilayet merkeziymiş. İzmir, Manisa, Denizli ve Muğla, Aydın'a bağlıymış. Anlayacağınız bir tür eyalet sistemi varmış. Bugün bazılarının tartışmasını bile kabullenemediği bu idari yapılanma, demek ki o zamanlar yürürlükteymiş".
    şeklinde yazması.

  • Ertuğrul Özkök'ün bir başka yazısında; - "yeni imparatorluk çağını" kabul etmenin gerekliliği tezini savunarak; "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yeni bir konsept geliştirmesi gerekiyor" demesi ve "...Bir anlamda PKK zaferi ile kazanılan prestij en azından psikolojik olarak yara almıştır...İkincisi ise ne yazık ki son zamanlarda Türk ordusunun komuta kademesi içinde bazı görüş ayrılıklarının bulunduğu yolundaki söylentilerdir...Türkiye'nin güçlü ve komuta kademesi homojen bir orduya ihtiyacı vardır...Türkiye'nin "yeni imparatorluklar çağında" güçlü ve etkileyici bir biçimde ayakta kalmasının vazgeçemeyeceğimiz koşulu budur"..şeklinde yazması
  • Özkök'ün dünya çapında bir siyaset spekülatörü olduğunu ve Türkiye'nin üzerine gelmeye başlayan yeni dalgaya göre kendisini yavaş yavaş konuşlandırmaya başladığını
  • Tayyip Erdoğan'ın İTO toplantısında sürekli İtalya'dan örnekler vermesi; İtalya'dan üçüncü köprü ile ilgili proje istediğini söylemesi.

  • AKP'nin Bilderberg'e Babacan'ı göndermesi ve Tayyip Erdoğan'ın Rotaryenlerin toplantısına katılması
Birilerine Tayyip Erdoğan'a; MOSSAD'ın aşağıdaki sözünün arkasındaki mantığı derinliğine anlatması gerektiğini

"Biz hep masada dostlarımızla otururuz ama onlar asla"
  • Sibneft şirketi ile birleşerek hammadde rezervi açısından dünyanın en büyük petrol şirketi haline gelen Rus Yukos'un sahibi Hodorskovski'nin "Rusya'nın dış politikada tümü ile ABD yanlısı bir çizgi izlemesi gerektiğini çünkü ülkenin asıl sorunu olan ekonomik kalkınmanın bunu gerektirdiğini" söylemesi
  • Türkiye'de petrol piyasasının özelleştirilmesi ile birlikte; ABD güdümlü politikaların daha da koyulaşması yönündeki baskıların artacağını
  • Oğuz Satıcı'nın "kısa vadeli sermaye hareketlerine mutlaka ve mutlaka bir vergi getirilmeli" sözüne yer vermeyen Hürriyet'in; Satıcı'nın Serdengeçti'yi eleştiren sözlerini manşete çekmesi. (Serdengeçti'nin bu sözlerine sadece Akşam yer verdi)

  • Derviş'in sıcak paranın Türkiye'de vurgun yapmasının önlenmesi için, "sıcak para hareketlerine hiç değilse girişte makul ve cuzi bir vergi konulması gerektiğini" söylemesi
  • AKP'nin; ekonomi bürokrasisine yönelik yapacağı operasyonlarda belli alanlara dokunmaması karşılığında Doğan grubunun desteğini aldığını

  • Derviş'in Ecevit'in sandığının aksine havayı çok iyi koklayan ve sisteme yönelik ağır talepleri önceden sezerek tedbirlerini alma yoluyla hafifletme konusunda hayli usta olduğunu
Erdoğan'ın Özkök'le görüşmesinde Genelkurmay Başkanına; "medya aracılığı ile değil, sık sık biraraya gelip yüzyüze görüşelim" demesi Türkiye'de temel kurumlar arasında diyalog kopukluğunun son gaz devam ettiğinin ve Özkök'ün Irak savaşı başlangıcında sarfettiği; "hükümetle şiir gibiyiz" sözlerinin gerçeği yansıtmadığını
İTO Başkanı Yıldırım'ın; Erdoğan'ın da katıldığı toplantıda İstanbul Belediye Başkanı Gürtuna'ya yönelik dile getirdiği; "Başbakan Erdoğan'ın ziyaretini bir ay öncesinden kendisine bildirdim. Ama sayın Başkan İstanbul'a fotoğraf çektirmeye geliyor. Senenin 200 günü yurtdışında" şeklindeki eleştirinin sadece Yeni Şafak'ta yeralması Gürtuna'nın AKP dışında bir partiden yerel seçimlere girme olasılığının iyice arttığını
  • Hürriyet ve Star'ın SİT alanları ile ilgili yasaya negatif yaklaşırken,Sabah'ın yasayı Hürriyet ve Star gibi "Erkan Mumcu'yu karalama kampanyasına" dönüştürmemesi

  • Mumcu'nun Aydın'da yaptığı incelemeler sırasında, "Türk toplumunun kumarhanelerle bir daha çöküntüye uğramasına izin veremeyiz. Bu konuda kesinlikle bir girişim yok. Hükümetimizin de bu konuda bir çalışması ve düşüncesi de yok. Bu tür söylentiler eski kumarhaneciler tarafından çıkarılıyor" demesi ve demecinin bu kısmının medyada sadece Vakit'te yeralması
  • Türkiye'de belli grupların AKP hükümetine kumarhanelerin yeniden açılması konusunda ciddi baskı yaptığını ve Erkan Mumcu'yu bu konuda engel olarak gördüklerini

  • Sabah'la bağlantılı grupların bu alanda bir bezlerinin olmadığını
  • Aycell'in Aria ile birleşmesinin gündeme gelmesinin ardından "kurumsal abonelik" planı altında Hava Kuvvetleri komutanlığı ile görüşmeler yapması ve TSK üyelerine kurumsal abonelik karşılığında bedava cep telefonu verilebileceğinin gündeme gelmesi

  • Polisler, Aycell'in GPRS hizmetinden istifade ederek her türlü veri iletişimini sağlıyor

  • Microsoft'un Seattle'da düzenlediği "Hükümet Liderleri Zirvesi - 2003" toplantısına katılan AKP Genel Başkan Yardımcısı Murat Mercan'ın Washington'daki "düşünce kuruluşu" CIS'in toplantısında Bill Gates'i Türkiye'ye davet ettiklerini ve Microsoft'un bölge ofisi ile Türkiye'de e-devlet konusunda bir çalışma yapmayı planladıklarını açıklaması
  • Türkiye'de kritik bilgi altyapılarının yabancılarının eline geçmemiş kısmı varsa; o kısımlarında teslimi için gerekli altyapı çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunun

  • Türk Silahlı Kuvvetleri'nin "bedava cep telefonu" gibi kampanyalara prim vermemesi gerektiğini ve dünyada hiç bir şeyin "bedava" olamayacağını
  • IMF'nin, hükümetin Türk Telekom'un özelleştirilmesi ile ilgili sunduğu plana karşı çıkarak; özelleştirmenin zaman ve yönteminin seçiminin Türk Telekom ihale komisyonu tarafından yapılması konusunda ısrarlı olması (Türk Telekom'un bağlı olduğu Ulaştırma Bakanlığı buna itiraz ediyor)
Türk Telekom'un hala yurtdışındaki bazı odaklar için çok cazip bir yapı olduğunu ve kontrolü dışındaki yapılara kaptırmamak için herşeyi göze aldıklarını
Yavuz Donat'ın "istihbarat örgütleri arasındaki uyum nasıl? "şeklindeki sorusuna,İçişleri Bakanı Aksu'nun; istihbarat örgütleri arasındaki uyumla alakası olmamasına rağmen; "koordinasyon mükemmel...bilgi akışı iyi, sürekli istihbarat geliyor" şeklinde cevap vermesi Türkiye'deki istihbarat kurumları arasındaki bilgi akışının durma noktasına geldiğini
  • Cumhuriyet'in; "sürgünün 139. yıldönümünde Çerkesler" yazı dizisi hazırlayarak; bunu manşetten duyurması

  • "Genç subaylar tedirgin" manşetinin Cumhuriyet'te yeralması
Cumhuriyet'in manşetinin önümüzdeki süreçteki operasyonlarda aktif olarak kullanılacağını
  • Susurluk Davası'nda ifade veren eski milletvekili Sedat Bucak'ın mahkemede Leyla Zana ile ilgili verdiği ifadelerin Sabah dışında hiç bir gazetede yeralmaması (Leyla Zana'nın Bucak'a gelip PKK'nın Urfa-Siverek'e girmesini engellememesi yönünde istekte bulunması ve bunun üzerine Bucak'ın devlet yetkilileri tarafından üzerine dinleme cihazları yerleştirilerek Zana ile görüşmeye gönderilmesine yönelik ayrıntı)

  • Leyla Zana'nın her DGM'ye gelişinde "şıklığına" dair bir görüntünün gazetelerde yeralması
Leyla Zana çevresinde bir siyasi oluşum gerçekleştirmesi yolundaki planlarda bir değişiklik olmadığını ve bu zatın kamuoyu önünde belli bir olumlu profile kavuşturma çabalarının sürdüğünü
  • TBMM Dışişleri Komisyonu'nda iki uluslararası sözleşmenin imzalanması sırasında; Genelkurmay ile Dışişleri arasında; sözleşmelerin beyanlar bölümüne "sözleşmeden kaynaklanan hakların ülke bütünlüğü aleyhine kullanılamayacağı" yönünde madde konulması konusunda tartışma çıktı ve komisyon toplantısı ertelendi. Dışişileri metne böyle bir ifade konulmasına gerek olmadığını savundu.

  • Dışişleri Bakanlığı'nın bölgeye yolladığı heyetin Talabani ve Barzani ile kolkola, samimi pozlar çektirmesi
Dışişleri ile Genelkurmay arasındaki ön-koordinasyon mekanizmalarının koptuğunu
Erdoğan'ın "iş güvenliği" yerine "işyeri güvenliği" kavramını kullanması AKP liderinin Türkiye'deki sermaye birikim süreçleri açısından çok değerli bir noktada bulunduğunu
"Tarihi bir yanlışı düzeltip, sosyal demokrasiyi merkez yapıyoruz,merkezi sosyal demokrasiye çekiyoruz" diyen Baykal'ın daha sonra Fikret Bila'ya verdiği röportajda satır aralarında,"CHP'nin inançlara, etnik kimliklere de saygısı vardır" demesi CHP'nin "İslam"la birlikte; "Kürt" olgusuna da oynamaya başlayacağını
  • Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev'in ; Kürşat Tüzmen'in gezisi nedeni ile Türkmenistan'ın medya gündemine oturduğu bir anda, Cumhurbaşkanı, MGK Başkanı ve MHP liderinin özel ilgisi ile karşılanması

  • Nazarbayev'in ;"Türkiye'nin bölgedeki en iyi ortağının Kazakistan olduğunu" vurgulaması
Kazakistan ve Türkmenistan arasında; Türkiye'nin müttefikliği konusunda bir çekişme olduğu ve Nazarbayev'in bu konuda Türkmenistan ile dengeleri kurmaya çalıştığını
  • * Yarın - Habertürk gazetesinin önce Pera Palas oteldeki Atatürk'e hediye edilen ve Atatürk'ün ölüm tarihini ve saatini gösteren "gizemli" Hint halısını manşete çekmesi

  • Yalım Eralp'in köşesinde İstanbul Adalar ormanına musallat olan bir tür böceğe karşı verilen mücadeleyi köşesine taşıyıp; Orman Bakanlığı'nın bu AB çevre fonlarına konu ile ilgili başvurup destek almasını istemesi

 

"HaberTürk Operasyonu"'nun yeni gazetesinin spesifik operasyonlar için varlığını sürdürmeye devam edeceğini; kitlesel bir misyon iddiasını kaybettiğini
Ümit Özdağ'ın YeniÇağ'daki köşesinde, Türkiye'ye yönelik tehditleri iç,bölgesel ve küresel olarak üç düzlemde kategorilendirdikten sonra; "Türkiye Cumhuriyeti'nin 20. yüzyılın başında şekillenen devlet sistematiği ve bu sistemin üzerine kurulduğu toprakların muhafaza edilerek 21. yüzyılın içlerine taşınması oldukça hayli zor bir hal alıyor" demesi Türkiye'de milliyetçi olarak bilinen çevrelerin bile; Türkiye'nin bağımsız bir geleceğine dair entellektüel çerçeveyi kendi içlerinde oturtamadıklarını
  • Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın İskenderun'da "İskenderun Limanı ve Transit Taşımacılığın Sorunları" konulu toplantıda yaptığı konuşmada, Ankara-İstanbul arasını 3.15 saate indirecek demiryolu projesine 8 Haziranda start vereceklerini açıklaması

  • Hattın; Alarko'nun da içinde bulunduğu bir konsorsiyum tarafından yapılacağı
Ulusoy ailesinin sonunda Ankara-İstanbul arası ulaşım konusunda ikna edildiğini
Metin Münir'in yazısında "Türk halkının yöneticilerine karşı korumasız olduğunun farkında olan IMF ve Dünya Bankası, bir önceki hükümetin gırtlağına basarak sıkı bir Kamu İhale Yasası çıkarttı" Türkiye'de Türk'ün kendi insanına karşı derin kompleksinin sürdüğünü ve bu komplekse sahip olanların köşe yazarı olarak büyük prim yaptığını
"Bedelli askerlik" uygulamasının şu ya da bu vesile ile sürekli gündemde tutulması Her Türk'ün bu gidişle bedelli asker olarak doğmaya başlayacağını
  • AB Parlamentosu'nun gay parlamenteri Michael Cashman'in Kaos GL tarafından İstanbul'da düzenlenen sempozyumda; "AB parlamentosunda 20 kişi eşcinsel-lezbiyen olduğunu açıklamış durumda. Bu rakam az. Bu nedenle eşcinsel Türk politikacılar, sanatçılar da kendini açıklamalı. Böylece partiler de politika üretmek zorunda kalır" şeklinde konuşması

  • Rahmi Koç'un ATO'nun yıldönümü toplantılarında Kürşat Tüzmen'in gazetelerde çıkan mayolu resimlerine gönderme yaparak vücudunu övmesi

  • Her türlü skandala alışık olan yurdumuz topraklarının; "eşcinsel skandallara" doğru yolaldığını

  • Eşcinselliklerini açıklamaları gerekenler listesinde Cashman'in; Türkiye'de politika üretmede en etkili kesimlerin işadamları olmasına rağmen; nedense işadamlarını unuttuğunu

 


 

 

LİDER TEHLİKEDE!

SİYASET SİMSARLARI
ERDOĞAN'A KARŞI YILMAZ'I
"HEDGE" EDİYOR

Türkiye'ye yönelik senaryo analizi yapanların işini kolaylaştıran bir unsur; senaryoların mimarlarının
; Türkiye'nin sahipsizliği arttıkça gittikçe daha "laçka" davranmaya başlamaları ve "nasılsa burası Türkiye" mantığı ile "bir taşla iki kuş vurma" zaafına kapılmaları. Buna bir tür "psikolojik savaş tasarrufu" da diyebiliriz.

İşte bu zaaf; son zamanlarda Türkiye'deki siyasi tabloya yönelik yeni bir girişimi analiz etmeyi kolaylaştırıyor. Öyle ki; bu senaryonun yazarı ve uygulayıcısı kim ise; aynı anda hem CHP'nin; hem de merkez sağın yeniden yapılanmasını aradan çıkarmak istiyor olacak ki; birden medyada Derviş ve Mesut Yılmaz imgelerini aynı anda yoğun şekilde görmeye başlıyoruz.

TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu'nun hazırladığı dosyaların Çiller ve Yılmaz'ı Yüce Divan'a götürebileceği yolundaki haber çıkıyor önce medyanın manşetine. Bunun medyanın manşetine çıkmasından daha önemli olan bu haberin Aydın Doğan'ın Milliyet'inin manşetinde yeralması idi. Bu; Mesut Yılmaz ile Aydın Doğan arasındaki ilişkinin derinliği çerçevesinden bakıldığında; Beyaz Saray'da Bin Ladin'e ofis verilmesi kadar abes bir gelişmeydi. (Her ne kadar Aydınlık son zamanlarda Tayyip Erdoğan ile Aydın Doğan arasında özel bir anlaşmanın varlığından sözetse de; Aydın Doğan ile Mesut Yılmaz arasındaki ilişki iki tarafın da kolay kolay koparamayacağı cinstendir)

Bu haberlerin ardından TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu düzenlediği basın toplantısında Çiller ve Yılmaz ile ilgili haberlerin kaynağının kendileri olmadığını vurguladılarsa da; AKP'nin "Yolsuzlukla Mücadele" adına Mesut Yılmaz imgesine sarılabileceğini düşünmek ilk bakışta mantıklı geliyor.

Fakat bu noktada Açık İstihbarat olarak; AKP'yi ve kamuoyuna uyarmak durumundayız. Mesut Yılmaz'ın; bir TBMM Araştırma Komisyonu aracılığı ile "yolsuzlukla" suçlanması aslında eski ANAP liderinin yeniden siyasete dönüşünün ve bunun için gerçekleştirilecek siyasi ve psikolojik aklamanın ilk işareti olup; AKP farkında olmadan Mesut Yılmaz'ın siyasete yeniden ve eskisinden daha güçlü olarak dönmesi operasyonuna alet olmaktadır.

Açık İstihbarat;
AKP'nin toplumun önünde gittikçe meşruiyetinin yitirmesine yolaçacak bir konjenktürde; kendisi meşruiyet kaybına uğrayan bir parti tarafından suçlanan Mesut Yılmaz'ın otomatikman toplum önünde aklanır pozisyonuna düşeceğini ve AKP'nin düşüşünün Mesut Yılmaz'ın (ANAP) yükselişi ile hedge (finans piyasalarında bir enstrümanın düşüşünün aynı anda yükselecek bir başka enstrümanla ikame edilerek toplam net gelirin riskten korunmasını sağlayan yöntem) edileceğini düşünmektedir. Tayyip ve Yılmaz iki karşıt dinamiğin ucuna bağlanmış durumdadır.

Benzer bir şekilde Kemal Derviş de; Mesut Yılmaz ile aynı anda yeniden gazete sayfalarında boy gösterdi. Derviş'in; tam da CHP'nin parti meclisinde ciddi kavgaların yaşandığı sırada ortaya çıkması ve "Baykal'la birlikte CHP'yi %45 oy olacak noktalara taşıyabiliriz" şeklinde; kendisini Baykal'la aynı seviyede gören demeçler vermesi dikkat çekiciydi.

Bu demecin hemen ardından Baykal; hayli spekülasyona neden olan; "sosyal demokrasiyi merkez yapacağız" beyanatını verdi. Bu beyanatın; Erdoğan'ın "AKP DP'nin devamıdır" şeklinde meşhur DP demagojisi ile takip edilmesi ayrıca dikkat çekiciydi.

Sanki Türkiye'de birileri bir yandan "merkezi" bulandırırken; bir yandan da bu bulanıklıkta yeni ikame mekanizmaları yaratmak istiyordu.

Bu resme bir de DYP lideri Ağar ile ANAP lideri Ali Talip Özdemir'in yerel seçimler için başlattıkları ufak çaplı flörtü eklediğinizde; Türkiye'nin siyasetinde yeni bir hamleler serisi ile karşı karşıya olduğunu görmek hiç de zor değil.

Bu hamleler serisi;

a) Tayyip Erdoğan'ın devalue edilerek; "yalnız" olmadığını hissedeceği bir ortamın hazırlanmasını (tüccar bir siyaset anlayışı nın bu tuzaktan daha fazla taviz vererek kurtulmak isteyecek olması bu tuzağı hazırlayanlar için ayrı bir kazanç kapısıdır)

b) Mesut Yılmaz'ın "TBMM Araştırma Komisyonu" gibi bugüne kadar hedefe oturttuklarını aklamaktan başka işe yaramayan bir mekanizma aracılığı ile yeniden siyaset sahnesine ısındırılmasını

c) CHP ile "merkez sağın" flörtünü yoğunlaştırarak; AKP'den milletvekili koparma aşamasında, CHP'ye belli geçişleri sağlama ve bu şekilde CHP'yi iktidara hazırlama planını

d) CHP lideri Baykal'ın nezdinde sol siyaseti iyice yıpratarak; Türkiye'de "yeni sağ liberal anlayışı" Kemal Derviş ile CHP'nin başına geçirmeyi

içermektedir.

Açık İstihbarat; bu vesile ile Tayyip Erdoğan ve Baykal'ın liderliklerinin ciddi bir tehdit altında olduğunun altını çizmek ister.


"SATIŞIN" YENİ İDEOLOJİK ZEMİNİ "TESEV" DE KAVGA
KIZIŞIYOR

Türkiye'de ki yeni oyunun adı "federasyon" ve "federatif yapılar". İster bunu ülkenin değil; şehrin ağırlıklı olduğu siyasi dokular olarak görün; ister ordunuzun bölgesel jandarma olarak bir iç kuvvete dönüştüğünü düşünün; isterseniz ülkedeki ekonomik yapıyı "kurullar" başlığı altında birilerinin emrine verin. . Tabii olarak; Türkiye'yi bu kulvara sokmaya çalışanların bu konuda başarılı olabilmeleri için Türkiye'nin sermaye yapısını da buna göre dizayn etmeleri gerekiyor. (Ertuğrul Özkök'ün "Anlayacağınız bir tür eyalet sistemi varmış. Bugün bazılarının tartışmasını bile kabullenemediği bu idari yapılanma, demek ki o zamanlar yürürlükteymiş" şeklinde cümleler kurabiliyor olması; kalemşör altyapısının şimdiden hazır olduğunun göstergesi)

Türkiye'ye biçilen yeni rolü başarı ile oynayacak sermayenin altyapısı ise TUSİAD'da değil; TESEV'de kuruluyor.

Küresel düzenin yeni raconu; "bürokrasiye" bir iş yaptırmadan önce sözkonusu bürokrasinin "meşruiyet" zemininin "akademisyenler" tarafından oluşturulmasını öngörüyor. Böylece ; özellikle Türkiye gibi ülkelerde; "vatan"'ı satılığa çıkarmanın "meşru" zemini hazırlanmış oluyor.

Örnek vermek gerekirse; ABD'de ülkenin savunma politikasının İsrail'le paralel hale mi getirilmesi gerekiyor. Önce anlı şanlı bir "think-tank" kuruyorsunuz ve sonra bu "think-tank"lere ABD'nin Ortadoğu'daki çıkarlarına dair raporlar hazırlatıp; bürokrasinin buna göre şekillenmesini sağlıyorsunuz.

Türkiye'de bu yöntem henüz yeni olduğundan; bu tür meşrulaştırma süreçleri de hayli acemice yaşanıyor.

O yüzdendir ki; Türk Ordusu'nun ABD'nin jandarmalığına soyunması yolundaki süreç bir kaç emekli Paşa ve bir para spekülatörünün seslendirdiği "Türkiye'nin en büyük ihraç ürünü ordusudur" şeklinde garabet bir tez üzerinden oluşturulmaya çalışıyor. Böyle olunca da; bu süreçte kilit rol oynayacak bürokratik yapıların bu süreci içine sindirmesi hayli zor oluyor; bu lokmanın boğazdan geçmesini kolaylaştıracak onca teşvik sunulmasına rağmen.

Tabi bu "racon"un kritik unsurlarından bir tanesi yıpranan yapıların sürekli yenileri ile ikame edilmesidir. İşte bu yüzdendir ki; rapor üzerine rapor hazırlayarak bir ara Türkiye'yi raporlarla yönlendirmeye kalkan TUSİAD'ın son günlerde geri plana itildiği görülürken; aldığımız duyumlar TESEV'in Türkiye'nin RAND'ı olarak piyasaya hazırlandığı yolunda.

TESEV'deki kavga; Türkiye siyasetine yön verecek sermaye altyapısı açısından da ciddi ipuçları içeriyor.

TESEV'deki iktidar kavgasının özünde; TESEV'in çalışmalarının sponsorluğunun yabancı kuruluşlara yaptırılmak istenmesi ve "danışma konseyi" adı altında kuruma dışarıda monte edilecek bir kadro olması. Sözkonusu danışman kadroya baktığınızda 21 kişilik kadronun 8'inin emekli generallerden oluştuğunu görüyorsunuz. İsimler arasında Çevik Bir'in olduğunu söylemek Çevik Bir'in kim olduğunun deşifre edildiği bir ortamda artık gerekli mi bilmiyoruz. Hava Kuvvetleri eski komutanı Kılıç; Kara Kuvvetleri eski komutanı Ateş; MİT eski müsteşarı Köksal ve İ.Ü. Rektör Yardımcısı Nur Serter de bu danışma konseyinin üyeleri arasında.

Eski TESEV kadrosu bu değişime direnirken; arka planda TESEV'in yeni yönetim kurulunun çoktan atandığı gelen bilgiler arasında. Eski kadroyu bir iç darbe ile yerinden edecek bu kadronun içinde son zamanların popüler ismi Cüneyd Zapsu'nun da olduuğunu ve eski yönetim kurulundan sadece Eczacıbaşı ve Paker'in yeni kadroda yeralacağını söyleyebiliriz şimdilik.

Açık İstihbarat; Türkiye'de TESEV ile yapılmak istenenin sadece Türkiye ile sınırlı kalmadığını ve aslında Ortadoğu'nun yeni haritası çizilirken yeni sermaye dinamiklerine ihtiyaç duyulacağını ve bu dinamiklerin entellektüel arka planını TESEV gibi kuruluşların sağlayacağını düşünmektedir.

Cüneyt Zapsu'nun bir yandan TESEV'in yeniden oluşturulmasında kulis çalışmaları yürütürken; bir yandan Kuzey Irak'lı Kürt liderlerden birinin Türkiye'de banka alması için aracılık misyonu yüklenmesi bu çerçevede okunmalıdır.


"MATRİX"'VARİ BİR SORU :

EL-KAİDE NORVEÇ'İ NİYE TEHDİT ETTİ

Geçenlerde Usame Bin Ladin'in sağ kolu olduğu belirtilen Zevahiri; uzun bir aradan sonra tekrar El-Cezire'de boy gösterdi ve Irak'ta ABD ile birlikte hareket eden İngiltere ve Avustralya'nın yanısıra Norveç'i de hedef gösterdi.

İngiltere ve Avustralya'nın Zevahiri'nin listesinde olması şaşırtıcı olmasa da; Norveç'in durup dururken neden El-Kaide'nin öfkesini üzerine çektiğini anlamak hayli zor olsa gerek.

Açık İstihbarat olarak; bu anlaşılmazlığı çözmenize yarayacak bir kaç ipucuna dikkatinizi çekiyoruz.

Zevahiri'nin Norveç'i hedef listesine koyduğu gün; ülkenin etkin dergilerinden Christian ülkedeki 17 bin masonun ismini şeffaflık gereği açıkladı.

Keza Zevahiri'nin açıklamasının hemen ardından; ABD Norveç'teki büyükelçiliğini kapatma kararı aldı.

Bir de bunun üzerine; Norveç'in son zamanlarda "rejim karşıtı muhalifler" açısından Belçika'dan daha verimli bir toprak halini alması ve CIA gibi istihbarat birimlerinin bu topraklar üzerinde derinlemesine konuşlanma ihtiyacını koyarsanız bu resim tamamlanacaktır.

Bu dört olayı yanyana koyup; ulusal ve küre basınının size sunduğu "kötü adamlar", "iyi adamlar" şablonları ile bakarsanız ortaya Matrix'ten de beter; anlaşılması zor bir tablo çıkacaktır.

"Matrix"'in kodunu çözmeniz için bu resme farklı bir gözle bakmanızı tavsiye ederiz.

Bir an için; El - Kaide'nin üst düzey masonik yapıların küresel bir taşeronu olduğunu varsayın. Olmaz ya; siz yine de kendi içinde empirik bir çalışma yapın ve bu resme öyle bakın.

O zaman Hristiyanlıkla - Yahudiliğin ilginç bir sentezle iktidarı ele geçirdiği ABD'nin; El -Kaide sayesinde Norveç'teki büyükelçiliğini kapatmak için müthiş bir bahane bulduğunu (Norveç'in ABD'yi nasıl kızdırdığı ayrı bir tartışma konusu) ve tabi masonların tam listesini yayınlama gafletinde bulunan Norveç'in; El-Kaide aracılığı ile nasıl cezalandırıldığını görürsünüz. ABD'nin; iyice yerleşmek istediği ülke ile önce ilişkilerini koparıp; sonra tekrar daha sağlam bir geri dönüş için zemi hazırlama çalışması da size bir yerlerden tanıdık gelmeli.

Garip mi geldi?

Matrix'te "yeni" ile "tek'i birleştiren "Neo"; sistemi yaratan "mimar"; kurtarıcı "Anderson" ve ABD yapımı Nebukednazar isimli uzay gemisi (hani şu ABD ordularının karşısında durması gerektiği halde durmayan Irak tümeninin ismini taşıdığı ve tarihte Yahudileri Babil'e süren kralın ismi) ...bütün bunları sinema adına izliyorsanız; yukarıdaki resme şaşı da olsa bakmanızda fayda var.