|
İskenderun - 7 Kasım 1918 ! Mondros Mütarekesi
sonrasında Mustafa Kemal yapılan anlaşmaya rağmen İngiliz
ve Fransız subaylarının İskenderun'a ayak basmasına
direnme emri vermiş ve bunun üzerine Sadrazam Ahmet
İzzet Paşa Mustafa Kemal'in başında olduğu Yıldırım
Ordularını lağvedip, Mustafa Kemal'i İstanbul'a dönmeye
mecbur etmişti.
İskenderun - 19 Şubat 2003 : Meclisten tezkere
çıkmamasına rağmen, RO-RO gemileri ABD askeri teçhizatını
limana yığarken, Türk Silahlı Kuvvetleri limanın çevre
güvenliğini sağlıyor ve Başbakan, olayın ayrıntılarını
bilmediğine dair demeçler veriyordu.
Yanyana koyulduğunda bu iki tablo sadece hazin bir
tablo olmakla kalmayıp, önümüzdeki sürecin Türkiye Cumhuriyeti
Devleti'nin bütün kurumları ile lime lime olacağının
göstergesidir. Bütün duygusallıklardan sıyrılarak önümüzdeki
tabloya baktığımızda, bu noktaya kendi içinde bir
bütünsellik oluşturamayan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin
taktik kazanımlar için stratejik zeminlerden vazgeçmesi
gibi tarihi bir hata yaparak geldiğini görebiliyoruz.
Hükümet ve bağlı kurumların önünde dünya tarihinde
ve coğrafyasında çok az devlete nasip olan bir hareket
çeşitliliği/olasılığı var iken, ABD'ye karşı tek bir
vektör üzerinden hareket edilmiş ve sonuçta sadece "bugüne"
yönelik "daha fazla" ile yetinilirken, "yarına"
yönelik "daha az" hesaplanmamıştır. Tarihin
en önemli virajına, masaya sürülen strateji ve taktiklere
karşı kontra-taktik, kontra-strateji üretmek yerine,
sunulan strateji ve taktik üzerinden ancak "pazarlık"
edebilen kadrolarla girmek Türkiye'nin en büyük talihsizliğidir.
Türkiye'yi önüne konan yemin miktarını taktik kazanç
sayan ve her virajda daha fazla yem talep ederek çıkarlarını
koruduğunu zanneden bir tavuk misali stratejik bir mezbahaya
doğru taşıyacak öngörüsüzlük budur. Halbuki, dünyadaki
dinamiklere baktığımızda;
1) Görece bir sessizlik arkasında, İsrail'le
gerekli arka plan pazarlıklarını yaptığı her halinden
belli olan bir İran; (İran'ın Irak'lı Şiilerden oluşan
Irak İslam Devrim Konseyi'ne bağlı Bedr Tugayının 5-7
bin kişilik gücü Talabani bölgesinden Kuzey Irak'a girdiği
günlerde, İran dört senedir tutuklu bulunan ve İsrail
için casusluk yapmakla suçlanan 5 kişiyi serbest bıraktı)
2) AB'ye girmeye hazırlanırken, karasularındaki
petrol sahalarını birden keşfeden ve bu petrol sahalarının
işletilmesi ile ilgili Mısır'la protokol imzalayan ve
seçimlerle başına eski EOKACI, ABD'ye girişi yasak olan
bir lideri getiren Kıbrıs Rum Kesimi;
3) Ermenistan'da iç karışıklıkların hayli maniple
edilebilir bir safhaya ulaştığını gösteren ve uluslararası
gözlemciler tarafından şaibeli olarak nitelenen bir
seçim; (Koçaryan, seçilme şansını binde ikilik oy oranı
açığı ile ikinci tura bıraktı)
4) Çekirdek Avrupa'nın (Frans-Almanya), Ortadoğu'ya
karşılık ABD'ye karşı Afrika kartını ciddi şekilde oynamaya
başladığı; (Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, düzenlenen
Frans-Afrika zirvesine, ABD'nin insan hakları ihlali
ile suçladığı - yani ABD'ye yeteri kadar pay vermediği
anlaşılan - Zimbabwe lideri Mugabe'yi davet etmesi ve
bunun Belçika'ya yönelik ABD'nin elmas ambargosu yapacağı
haberlerinin hemen ardından gelmesi)
5) Derin Yahudi - Hristiyan odakların arasındaki
çatışmanın içten içe yandığı; (İngiltere Başkanı
Blair, barış gösterileri ile hayli bunaldığı bir dönemde,
Papa ile Vataikan kütüphanesinde 30 dakika başbaşa görüştü.
Vatikan kütüphanesi, Hristiyan kabalizminin en derin
eserlerini barındıran bir mekan olmakla beraber aynı
zamanda teolojik bir kaledir)
6) Suriye'nin 1976 yılından beri bulunduğu
Kuzey Lübnan'dan çekilmeye başladığını;
7) Bütçesi ve dış ticaret dengeleri rekor açıklar
verirken, dünya çapında meşruiyet krizi yaşayan ve sürekli
askeri gücünü yayarak çıkış yolu arayan bir ABD;
görüyoruz.
Yukarıda sadece bir kaç örneğini verdiğimiz bu dinamikler
tek başına Türkiye'nin değerlendirebileceği hamlelerin
çeşitliliğine dair ipuçları içerse de, Türkiye'nin IQ'sunu
bir aşiret devletinin IQ'suna çeken iç travmalar yaşamaktadır.
Omurgasını kaybetmiş, kültürel ve sosyal ögeleri ile
ayrıştırılmış, ekonomik olarak travma yaşamış bir toplum
üzerine oturtulmuş, görünüşte iki partili ama alt katmanda
çok ve dengesiz unsurlu bir siyasi yapı ve bu siyasi
yapıyla sürekli güç/alan çekişmesi yaşayan bürokratik
kurumları kontrolünde tutan iç ve dış odaklar; Türkiye'yi
satranç tahtası önünde paralize etmektedir.
Yapılan bütün "pazarlık" hatalarından öte;
hükümet ve bağlı kurumlar beş ana temel konuda elde
edilen bütün pazarlık kazançlarını bir günde geçersiz
kılacak temel anlayış hataları işlemektedirler :
1) Kendisinden yazılı taahhüt istenen taraf;
hem bölgeye bütün gücü ile yerleşecek olan , hem de
işine geldiğinde Kyoto Anlaşmasından, uluslararası nükleer
anlaşmalara kadar en ciddi anlaşmalarıa uymayacağını
açıkca beyan eden taraftır.
2) Yapılan pazarlığa uyulmadığı takdirde, her
sağlıklı anlaşmada olduğu gibi sorumluluğunu yerine
getirmeyen tarafa karşı bir cezai müeyyide uygulanması
gerekir. Türkiye içine 62 bin askeri ve bütün tesisleri
ile konuşlandıracağı bir ülkeye karşı hangi cezai müeyyideyi,
nasıl uygulayacaktır?
3) En basit tüccarın bile bilmesi gereken altın
kural, pazarlığa "tok tüccar" olarak oturmaktır.
Türkiye, başından beri "pazarlık" masasına
"aç ve sonuca muhtaç" olan taraf olarak oturmuş;
ne ABD'ye , ne de dünyaya isterse pazarlık masasından
kalkıp bütün görüşmeleri kesebileceği izlenimi verememiştir.
(bkz. Erdoğan'ın "ABD ipi germek için koşarsa,
biz de peşinden koşarız. İpin kopmasına izin vermeyiz"
şeklindeki demeci)
4) Pazarlığı yapan kadrolar psikolojik olarak
pazarlık yaptıkları tarafa muhtaç ve alttan bakan bir
tablonun ortasında bu pazarlığı yapmışlardır. Limanlarına
ABD asker ve araçları inerken, ABD ile pazarlık yapmak
olsa olsa stratejik ve taktik bir miyopluğun göstergesidir.
5) Yıllardır , toprakları üzerinde konuşlanmasına
izin verdiği dış güçlerin bir Kürdistan kurmasına izin
veren bir ülkenin, şimdi durup dururken aslan kesilmesi
ve bunu topraklarına aynı güçlerin daha da fazla yerleştirilmesine
izin verirken yapması hiç bir inandırıcılık taşımaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin; önünde bu kadar olası
hamle alanı varken, satranç tahtası üzerinde sadece
piyonlar ile oynayabilen ve piyon vererek şah-matı geciktiren
bir ülke konumundan çıkması için kararlı ve milli kadrolar
tarafından keskin tedbirler alınmalıdır. Bunlar;
1) Türkiye içindeki siyasi cepheleşmeleri acilen
uzlaştıracak, toplumsal fay hatlarını ortadan kaldıracak
ve en önemlisi Türkiye üzerinde yıllardır sürdürülen
psikolojik cephelerini yokedecek süreçlerin başlatılması.
2) Başta askeri kadrolar olmak üzere, devlet
kadrolarında stratejik ve taktik miyopluğu giderecek
ve özellikle ekonomi bürokrasisindeki dış kaynaklı lobileri
temizleyecek değişikliklerin gerçekleştirilmesi
3) İran, Rusya, Ermenistan,Suriye ve Azerbaycan
ile ortak çıkarların genişletilmesi ve aktif ve pasif
saldırmazlık paktı imzalanması.
4) NATO'dan ve Gümrük Birliği'nden çıkılması
ile AB üyeliğ başvurusunun askıya alınmasını; belli
şartlar yerine getirilmediği takdirde gerçekleştirilecek
süreçler olarak kamuoyunun gündemine getirilmesi ve
bu sürecin aktif olarak başlatılmasını sağlayacak sıcak
takibin yapılması
5) Türkiye'deki bütün yabancı üslerin kapatılarak,
bu bölgelerin serbest ticaret bölgesi ilan edilmesi
6) Önce komşuları ve daha sonra Avrupa ve Asya'nın
belli başlı ülkeleri ile ikili ticaret anlaşmaları imzalanması
7) Asya'daki Çin-Rusya-Hindistan bloklaşması,
Avrupa'daki Frans-Almanya bloklaşması ve AB Bloku arasında
köprü oluşturacak sermaye yapıları ve siyasi ve ekonomik
organizasyonları kurmak için uzun vadeli bir strateji
çerçevesinde harekete geçilmesi
8) Kuzey Irak'ta, İranve Suriye birlikte ortak
bir politika oluşturularak bölgedeki İsrail, ABD ve
İngiliz etkisini minimuma indirecek tedbirler alınması
9) Dünya finans piyasalarının kıskacından kurtulmak
için, kuzeyinde Rusya-Kıbrıs ekseni, doğusunda Orta
Asya'nın ve batısında Bulgaristan-Romanya hattının bütün
para transferi/akış potansiyelinin Türkiye üzerinden
geçecek şekilde her türlü açık ve gizli mekanizmaların
kurulması
10) KKTC'nin ilhak edilerek, adanın serbest
ticaret bölgesi haline getirilmesi
11) Devletin, büyük sermayedarlarla masaya oturarak,
Türkiye'nin önümüzdeki 15 yılına dair sermayeden beklediklerini
(Türkiye'nin sanayileşme ve teknoloji politikaları doğrultusunda)
ortaya koyan ve bunun karşılığında bu sermayeyi dış
odakların taşeronluğundan kurtaracak paylaşımlar sunan,
topluma açık, şeffaf bir mutabakat yapılması
Kulağa çok radikal olarak gelen bu tedbirlere benzer
tedbirler alınmadığı takdirde, Türkiye fazla değil 3
sene içinde, bu maddelerden çok daha radikal sonuçlarla
karşı karşıya kalacak ve dayatılan kaosu yönetemeyecek
konuma gelecektir. Bu tedbirleri almak için maddi kaynak
değil; önüne sunulan strateji ve taktiğe karşı kontra-strateji
ve kontra-taktik üretme zekası ve iradesi gerekmektedir.
Sorun kaynağı değil, zekayı ve iradeyi bulma sorunudur.
|