|
Sinemaseverler Matrix’in ikincisini bekliyor.
Ekranlara; daha doğrusu dünya çapında oluşturulan oyun
sanayiinin de etkisi ile savaşı ve ölümü “oyun” olarak
gören gözlere “akıllı bombalar” altında Bağdat görüntüleri
düşmeye başladı. Dünya, birinci “Matrix’in” yıkılışında
(1991’le başlayan ve önümüzdeki 10 sene boyunca sürecek
süreç) son dönemece girilirken, ikinci “Matrix”’in kuruluşuna
dair ipuçları da “görebilen” gözlerin önüne seriliyor.
Dünyanın görüntülerden ibaret
olduğu ve bu görüntülerin arkasında “gerçeğin” bulunduğunu,
“ibranice şifre”lere gönderme yaparak senaryolaştıranlar,
bu senaryonun ikincisini dünya sinemalarına tam da Ortadoğu
senaryosu için düğmeye basılmışken hazırlanıyor. Film
endüstrisinin bu senaryosu ile dünyadaki gelişmeler
arasındaki paralellik, Bush’un şahsında kişiselleşen
dinamiğin dünyaya yeni bir “Matrix” sunmaya hazırlanması
ile bağlantılı.
Önümüzdeki on senelik süreçte
tedavülden kalkacak olan Eski “Matrix” ‘te;
·
Birleşmiş Milletler görüntüsü altında
ve ABD’nin liderliğinde aynı hedefe ve ideale doğru
yakınlaşan bir “dünya”
·
NATO görüntüsü altında benzer
güvenlik stratejilerine doğru odaklaşmaya başlayan “hegemon
güçler”
·
WTO, GATT, IMF, Dünya Bankası,
AB gibi kurumlar nezdinde ortak oyun kuralları ile (kendi
istisnalarını yaratsalar da) oynamayı kabul eden sermaye
odakları ve kabuk olarak kullandıkları ulus devletler
·
Internet, TV, film, oyun
kanalları aracılığı ile “benzer” düşünme, hareket etme
ve tüketme kalıplarına yönlendirilen kitleler
·
Benzeşen ve etkileşen bilgi ve işlem altyapıları
aracılığı ile modern çağın totemi haline getirilen “bilgi”
çevresinde uyutulan ve uyutulurken, bütün bilgi altyapılarının
belli mekanizmalarla kontrol altına alınmasını engelleyemeyen,
bilgi akışında kürek çekmeye zorlanan uluslar
Ana görüntü kaynaklarını teşkil ediyordu.
1990’lar boyunca yeni Matrix’i kurmanın teorik (Samuel
Huntington, “Yeni Dünya Düzeni, v.s.) , teknolojik (silah,
ilaç, bilgi-işlem, v.s.) ve sosyal altyapısını (ulusal
güçleri uluslararası bürokrat haline getiren eğitimsel/doktrinel
süreçler, Pokemon, bilgisayar oyunları, Harry Potter,
v.s.) hazırlayan hegemon güçler, hazır olduklarını
hissettikleri anda eski Matrix’in aynasını 11 Eylül’de
kırdılar ve camcı dükkanına giren “Bush” misali aynayı
paramparça etme sürecini başlattılar. Dünya kamuoyu
bir anda, “ya bizimlesiniz, ya düşmanla” şeklinde bir
retorikle “şer ekseni” çizen bir ABD ile karşılaştı.
“Akıllı füzeleri” ile hedefin penceresini ayırtetme
yeteneği ile övünen bir gücün, bir aşiret liderinin
hezeyanı ile dünya düzenini parçalamaya girişmesi ilk
bakışta çelişki gibi görünse de, ABD yönetiminin mevcut
dünya düzenini kırmada bir balyoz olarak kullanılacağını
görenler açısından bu süreç hiç de şaşırtıcı sayılmaz.
Ortadoğu ve ardından başlayacak olan
Avrasya operasyonları eski Matrix’i kırıp, yeni Matrix’i
oluşturma yönünde atılan bir ara adımdır. Önce “kemikler”
kırılacak ve daha sonra yeniden kaynaması için dünyaya
yeni bir “alçı” sunulacaktır.
Yeni Matrix;
·
Gaz maskesi ile haber sunan
spikerler; birbirleri ile küfretme derecesinde atışan
hegemon güçlerin dışişleri bakanları; “haçlı seferleri”nden
sözeden devlet başkanları; Yahudi askerleri tarafından
kuşatılan kiliseler gibi görüntülerin eşliğinde yeniden
yoğrulacak bir “kavramlar” dizisi;
·
Çatlayan ve ayrıştırılan NATO, BM ve AB
gibi kurumların (Bunu IMF ve Dünya Bankası izleyecektir)
enkazı üzerine inşa edilecek, yeni mekanizmalara (örnek
: BM’de veto hakkının kaldırılması) ve sınırlı çerçeveye
sahip daha modüler kurumlar;
·
Finans hegemonyasındaki
kaymayı dengelemek için, Bretton Woods benzeri bir yapı
üzerinden, dünya finans sistemini değerli bir madene
endeksleyen ve dolayısı ile dünya maden/enerji piyasalarının
kontrolünü “egemen para” dinamiklerine bağlayan yeni
bir finans sistemi;
·
“Terör” korkusu ile , ABD’nin
uzay hakimiyetini küresel patronaja dönüştüreceği bir
küresel yapının (Bush yönetiminin “Star Wars”
projesi ile Türkiye’den Japonya’ya kadar füzelere geniş
bir alanı kapsayacak güvenlik şemsiyesi oluşturma çabası)
çatısı altında bir yandan kendi bölgesel güvenlik
yapılarını oluşturan bölgesel koalisyonlar, diğer yandan
asimetrik savaş yolu ile kendi coğrafyaları dışındaki
coğrafyalarda birbirleri ile çatışan küresel güçler
ve uzantıları;
·
Harry Potter’dan, uyuşturucuya, yeni dinlerden,
modaya, etnik hareketlerden “global söyleme” kadar
bir çok kanalla, 1800’lerin başından beri sanayii toplumunun
oluşturduğu değerler ve toplumsal alışkanlıklar sisteminin
yerine , ulus – aile – maneviyat kavramlarını ikame
edecek yeni bir değerler sistemi;
·
Ordu-İstihbarat-Sermaye
yapılarının içiçece geçeceği ve bunun bütün toplumu
etkileyecek yeni toplumsal ve yasal kılıflar dikmek
için bahane olarak kullanılması;
Yeni ve kaotik Matrix’in belirleyici
unsurları olacaktır.
Burada özellikle vurgulamak isteriz
ki eskiden yeniye geçişte, Bush ve yönetimi; ölçüsü
ve aklı olmayan bir balyozdan başka bir şey değildir.
Eski Matrix’in aynasının darmadağın olmasından sonra,
bu yapıyı yenisi ile değiştirmek için Bush ve ekibi
ikame edilerecektir. (Zamanın arka plandaki dinamikleri farklı olsa
da, bu ikamenin J.F. Kennedy benzeri bir süreçte gerçekleşmesi
şaşırtmamalı. Özellikle Bush’un yerini alacak kişinin
Dick Cheney olacağı gözönüne alınırsa)
Ayrıca, okuyucumuz hiç bir zaman unutmamalıdır
ki, kumarda oynayanlar değil, oynatanlar kazanır. Dünyadaki
görüntü üzerinde gördüğünüz hiç bir oyuncu (Bush, Fransa,
Almanya, Rusya dahil) kumarı oynatan değil, kumarı oynayan
taraftır. Kısa vadeli kazançları
uzun vadeli varlıklarının garantisi olmadığı gibi, onları
oraya getiren hegemon güçlerin amaçları doğrultusunda
çizilmiş sınırları ve misyonları bulunmaktadır.
Açık İstihbarat olarak mevcut süreçin üç ana
dönemden oluştuğunu düşünmekteyiz :
a)
Yeni
Matrix’e Hazırlık(1980-1999) :
1980’lerden (Dünyada
ender rastlanan bir uygulama ile gizli servis kadrolarının
siyasete hakim olduğunun görülmeye başlanması – Reagan,
Bush, Cheney, v.s.)
başlayarak şişirilmiş liderlerin arka planında, teolojik
argümanlarla desteklenmiş ve “Yeni Dünya Düzeni” gibi
sloganlarla haplaştırılmış teorik altyapıların oluşturulurken,
bir yandan da, enerji, sermaye, mal, para ve bilgi akışını
serbestleştirecek mekanizmaların oluşturulması. Hegemon
güçlerin kaos yönetme ve simule etme becerilerini en
üst düzeye taşıyacak teknolojik ve teorik bilgi birikiminin
belli bir eşiğe getirilmesi.
b)
Eski
Matrix’in Kırılması (2001-2015) :
Hegemon güçlerin Rusya’da Gorbaçov, Türkiye’de Özal
gibi liderlerle denemelerini yaptığı “statükoyu kırma”
operasyonlarını, “Bush” gibi bir kukla lider kişiliğinde
dünya çapına yayacak dönem. Hazırlık döneminde gerçekleştirilen
her türlü birikimin, genel geçer teoriler ve kavramlar
üzerinden akıtılarak, coğrafyaların, kurumların ve kitlelerin
parçalanacağı ve eski matrix kurumlarının parçalanarak
ya da işlevsiz kılınarak tarih sahnesinden silineceği
süreç. (İçinde denge unsurları barındıran kontrollü
kaos dönemi)
c)
Yeni
Matrix’in Oluşturulması (2000 – 2025) :
Kırılma sürecinin başlaması ile birlikte tohumları atılacak
bu sürecin, soğuk savaş dönemini aratacak bir aktif
dengeye sahip olması beklenebilir. Bu sürecin belirleyici
unsuru, kumarı oynayan tarafların, kumarı oynatan taraflarla
ilişkisi olacaktır. Eski yapının kurumları ve kurulları,
kullanıldıklarını hissedip direnmeye başladıkları noktada
küresel sistem kaosa doğru çözülecektir. Kumarı oynayanların
kumarı oynatanlara karşı yenilgiyi kabul etmesi ise,
bugünkü dünyadan farklı mekanizmalarla işleyen yapılara
sahip yeni bir dünya düzeni geçiş demektir ki; bu yapı
bünyesinde bilgi ve işlem gücü[1] en fazla olan güç yapıyı yönlendirecektir.
(İçinde kaos unsurları bulunan kırılgan denge dönemi)
Türkiye bu yeni milenyum dönemine, tam
bir stratejik ve taktik körlükle girmektedir. Kendi
Matrix’inde sıkışıp kalmış bir ülkenin insanları, sözkonusu
Matrix’in aynalarının kırıldığını görmekte ve yerine
konulacak alternatif olmadığı gibi kırılmayı engelleyecek
karşı süreçleri de harekete geçirememektedirler.
Sürekli önkabullerle yetiştirilen nesiller, bu ön kabullerin
dış güçlerin baskısı ile çatırdadığını gördükçe toplum
üstü kurumların ülkenin önüne yeni bir misyon ve vizyon
kurmasını beklerken, Türkiye Cumhuriyeti bütün vizyonunu,
“Kürdistan’ı kurdurmama”, gibi tek ve ne yazık ki ters
ayak üzerine kurmuştur. Türk toplumu yaşamsal alanda
“aç kalmamak”(burjuva sınıflar için bu arabasını kaybetmemek,
alt sınıflar için işini kaybetmemek olarak okunabilir)
, dış siyaset alanında ise “Kürdistan’ı kurdurmamak”
gibi iki negatif hedef üzerinden Ortadoğu sürecine girmektedir.
Bunun ötesinde, Türkiye Matrix’ini parçalama süreci
medya üzerinden kamuoyuna sokulan balyozlar aracılığı
ile en son hızla devam etmektedir.
Ekranları süsleyen yorumcular; Stratejik
Araştırma Merkezi Başkanı’ndan emekli generaline kadar,
yaptıkları yorumlar ile sözkonusu Matrix’in gerisini
açıklama değil, görüntüsünü meşrulaştırma işlevinden
başka bir işlev görmemektedir. “Üzerinde
tek bir Türk’ün yaşadığı kara parçası bütün Avrupa’dan
daha değerlidir” diyebilen bir stratejik araştırmalar
merkezi başkanı’ndan, “Süveyş Kanalı’nı işgal etmeyi
düşünmüyorsak Kıbrıs’ın stratejik önemi kalmamıştır”
diyebilen Deniz Kuvvetleri’nin eski bir üst düzey komutanına;
“stratejist” diye ekrana çıkarılınca, yaptığı her yorumu
“ben Genelkurmay’dayken...” cümleleri ile süsleyen emekli
albayından- Oramiral’ine kadar herkes bu Matrix aldatmacısının
gönüllü propagandacısı konumundadırlar.
Dünyadaki Matrix’i yıkıp, yerine yenisini
koymaya hazırlanan hegemon güçler bu süreçte Türkiye’nin
de Matrix’ini değiştirmeye soyunmuşlardır. Bu Matrix
değişimi sonrasında Türkiye’nin mevcut hali ile kalabilmesi
için, herkesin “gerçeklik” gözlüklerini takıp görüntüye
çok iyi bakması gerekmektedir.
Web
sitemizde dünyanın oyuncuları ve bölgesel hedeflerine
dair sunduğumuz tablo, Ortadoğu’da galası verilecek
olan Matrix 2’de Türkiye’nin bir bütün olarak varolabilmesi
için Cumhuriyet tarihinde hiç yapmadığı kadar karmaşık
bir denklemi yönetmesi gerektiğini göstermektedir. Bu
ancak toplumun önüne bir vizyon ve misyon konması ile
mümkündür ki; bu ne karizmatik bir kişiliğin Meclis’te
iddialı ve vizyoner bir hükümet programı okuması, ne
de “milliyetçilik” maskesi altında Türkiye’nin hevesli
ve kısa ömürlü bir piyona dönüştürülmesi ile olanaklı
olacaktır.
Gelecek, elini görüntünün içine uzatıp
arkadaki gerçeği kavrayabilenlerin geleceği olacaktır.
Türkiye’de karşısına konulan ABD, İngiltere, IMF, para
piyasaları, v.s. gibi “görüntülerin” arasına eline sokup,
arka plandaki gerçekleri bütün ayrıntıları ile kavrama
becerisini göstermelidir.
Güç, gücü uygulayandan çok güce direnmeyenden;
otorite otoriteye sahip olandan çok otoriteyi sorgulamayandan
kaynaklanır. Dünyanın birinciden ikinci Matrix’e geçişi sırasında yaşanacak ara kaotik
dönem, akıllı ve cesurca kullanıldığı takdirde, Türkiye
bir dünya gerçeği olarak tarihteki yerini alacak; aksi
takdirde bir görüntüden ibaret kılacaktır.
[1] Nihai tespitte, hegemon güçler ister
Ortadoğu çöllerinde, ister dünya piyasalarında savaşlarını,
rakiplerinden daha fazla bilgiye daha once sahip olup,
bu bilgiyi daha hızlı ve anlamlı işleme yeteneğine sahip
oldukları için kazanmaktadır. Bu trend yükselerek devam
edecektir. Atılan bombanın daha fazla tahrip gücüne
sahip olması, o bombayı düşmana daha isabetli ve düşmana
görünmeden yollama yeteneğinden daha önemli konuma gelmiştir.
|