<%@language=vbscript codepage=1254%> <% Response.Expires = -1000 Response.Buffer = TRUE Response.CacheControl ="private" %>
   
JEO-KRİTİK 
Sayı : 8
Haftalık Analitik Bülten
(www.acikistihbarat.com.tr)
19Mart 2003

MATRIX II

(Küresel Dönüşümün Galası Ortadoğu'da Başlıyor)

Sinemaseverler Matrix’in ikincisini bekliyor. Ekranlara; daha doğrusu dünya çapında oluşturulan oyun sanayiinin de etkisi ile savaşı ve ölümü “oyun” olarak gören gözlere “akıllı bombalar” altında Bağdat görüntüleri düşmeye başladı. Dünya, birinci “Matrix’in” yıkılışında (1991’le başlayan ve önümüzdeki 10 sene boyunca sürecek süreç) son dönemece girilirken, ikinci “Matrix”’in kuruluşuna dair ipuçları da “görebilen” gözlerin önüne seriliyor.

            Dünyanın görüntülerden ibaret olduğu ve bu görüntülerin arkasında “gerçeğin” bulunduğunu, “ibranice şifre”lere gönderme yaparak senaryolaştıranlar, bu senaryonun ikincisini dünya sinemalarına tam da Ortadoğu senaryosu için düğmeye basılmışken hazırlanıyor. Film endüstrisinin bu senaryosu ile dünyadaki gelişmeler arasındaki paralellik, Bush’un şahsında kişiselleşen dinamiğin dünyaya yeni bir “Matrix” sunmaya hazırlanması ile bağlantılı.

            Önümüzdeki on senelik süreçte tedavülden kalkacak olan Eski “Matrix” ‘te;

·        Birleşmiş Milletler görüntüsü altında  ve ABD’nin liderliğinde aynı hedefe ve ideale doğru yakınlaşan bir  “dünya”

·        NATO görüntüsü altında benzer güvenlik stratejilerine doğru odaklaşmaya başlayan “hegemon güçler”

·        WTO, GATT, IMF, Dünya Bankası, AB gibi kurumlar nezdinde ortak oyun kuralları ile (kendi istisnalarını yaratsalar da) oynamayı kabul eden sermaye odakları ve kabuk olarak kullandıkları ulus devletler

·        Internet, TV, film, oyun kanalları aracılığı ile “benzer” düşünme, hareket etme ve tüketme kalıplarına yönlendirilen kitleler

·        Benzeşen ve etkileşen bilgi ve işlem altyapıları aracılığı ile modern çağın totemi haline getirilen “bilgi” çevresinde uyutulan ve uyutulurken, bütün bilgi altyapılarının belli mekanizmalarla kontrol altına alınmasını engelleyemeyen, bilgi akışında kürek çekmeye zorlanan  uluslar

Ana görüntü kaynaklarını teşkil ediyordu.

1990’lar boyunca yeni Matrix’i kurmanın teorik (Samuel Huntington, “Yeni Dünya Düzeni, v.s.) , teknolojik (silah, ilaç, bilgi-işlem, v.s.) ve sosyal altyapısını (ulusal güçleri uluslararası bürokrat haline getiren eğitimsel/doktrinel süreçler, Pokemon, bilgisayar oyunları, Harry Potter, v.s.)  hazırlayan hegemon güçler, hazır olduklarını hissettikleri anda eski Matrix’in aynasını 11 Eylül’de kırdılar ve camcı dükkanına giren “Bush” misali aynayı paramparça etme sürecini başlattılar. Dünya kamuoyu bir anda, “ya bizimlesiniz, ya düşmanla” şeklinde bir retorikle “şer ekseni” çizen bir ABD ile karşılaştı. “Akıllı füzeleri” ile hedefin penceresini ayırtetme yeteneği ile övünen bir gücün, bir aşiret liderinin hezeyanı ile dünya düzenini parçalamaya girişmesi ilk bakışta çelişki gibi görünse de, ABD yönetiminin mevcut dünya düzenini kırmada bir balyoz olarak kullanılacağını görenler açısından bu süreç hiç de şaşırtıcı sayılmaz.

Ortadoğu ve ardından başlayacak olan Avrasya operasyonları eski Matrix’i kırıp, yeni Matrix’i oluşturma yönünde atılan bir ara adımdır. Önce “kemikler” kırılacak ve daha sonra yeniden kaynaması için dünyaya yeni bir “alçı” sunulacaktır.

Yeni Matrix;

·        Gaz maskesi ile haber sunan spikerler; birbirleri ile küfretme derecesinde atışan hegemon güçlerin dışişleri bakanları; “haçlı seferleri”nden sözeden devlet başkanları; Yahudi askerleri tarafından kuşatılan kiliseler gibi görüntülerin eşliğinde yeniden yoğrulacak bir “kavramlar” dizisi;

·        Çatlayan ve ayrıştırılan NATO, BM ve AB gibi kurumların (Bunu IMF ve Dünya Bankası izleyecektir) enkazı üzerine inşa edilecek, yeni mekanizmalara (örnek : BM’de veto hakkının kaldırılması) ve  sınırlı çerçeveye sahip daha modüler kurumlar;

·        Finans hegemonyasındaki kaymayı dengelemek için, Bretton Woods benzeri bir yapı üzerinden, dünya finans sistemini değerli bir madene endeksleyen ve dolayısı ile dünya maden/enerji piyasalarının kontrolünü “egemen para” dinamiklerine bağlayan yeni bir finans sistemi;

·        “Terör” korkusu ile , ABD’nin uzay hakimiyetini küresel patronaja dönüştüreceği bir küresel yapının (Bush yönetiminin  “Star Wars” projesi ile Türkiye’den Japonya’ya kadar füzelere geniş bir alanı kapsayacak güvenlik şemsiyesi oluşturma çabası)  çatısı altında bir yandan kendi bölgesel güvenlik yapılarını oluşturan bölgesel koalisyonlar, diğer yandan asimetrik savaş yolu ile kendi coğrafyaları dışındaki coğrafyalarda birbirleri ile çatışan küresel güçler ve uzantıları;

·        Harry Potter’dan, uyuşturucuya, yeni dinlerden, modaya, etnik hareketlerden “global söyleme”  kadar bir çok kanalla, 1800’lerin başından beri sanayii toplumunun oluşturduğu değerler ve toplumsal alışkanlıklar sisteminin yerine , ulus – aile – maneviyat kavramlarını ikame edecek yeni bir değerler sistemi;

·        Ordu-İstihbarat-Sermaye yapılarının içiçece geçeceği ve bunun bütün toplumu etkileyecek yeni toplumsal ve yasal kılıflar dikmek için bahane olarak kullanılması;

Yeni ve kaotik Matrix’in belirleyici unsurları olacaktır.

Burada özellikle vurgulamak isteriz ki eskiden yeniye geçişte, Bush ve yönetimi; ölçüsü ve aklı olmayan bir balyozdan başka bir şey değildir. Eski Matrix’in aynasının darmadağın olmasından sonra, bu yapıyı yenisi ile değiştirmek için Bush ve ekibi ikame edilerecektir. (Zamanın arka plandaki dinamikleri farklı olsa da, bu ikamenin J.F. Kennedy benzeri bir süreçte gerçekleşmesi şaşırtmamalı. Özellikle Bush’un yerini alacak kişinin Dick Cheney olacağı gözönüne alınırsa)

Ayrıca, okuyucumuz hiç bir zaman unutmamalıdır ki, kumarda oynayanlar değil, oynatanlar kazanır. Dünyadaki görüntü üzerinde gördüğünüz hiç bir oyuncu (Bush, Fransa, Almanya, Rusya dahil) kumarı oynatan değil, kumarı oynayan taraftır. Kısa vadeli kazançları uzun vadeli varlıklarının garantisi olmadığı gibi, onları oraya getiren hegemon güçlerin amaçları doğrultusunda çizilmiş sınırları ve misyonları bulunmaktadır.

  Açık İstihbarat olarak mevcut süreçin üç ana dönemden oluştuğunu düşünmekteyiz :

a)      Yeni Matrix’e Hazırlık(1980-1999) : 1980’lerden (Dünyada ender rastlanan bir uygulama ile gizli servis kadrolarının siyasete hakim olduğunun görülmeye başlanması – Reagan, Bush, Cheney, v.s.) başlayarak şişirilmiş liderlerin arka planında, teolojik argümanlarla desteklenmiş ve “Yeni Dünya Düzeni” gibi sloganlarla haplaştırılmış teorik altyapıların oluşturulurken, bir yandan da, enerji, sermaye, mal, para ve bilgi akışını serbestleştirecek mekanizmaların oluşturulması. Hegemon güçlerin kaos yönetme ve simule etme becerilerini en üst düzeye taşıyacak teknolojik ve teorik bilgi birikiminin belli bir eşiğe getirilmesi.

b)      Eski Matrix’in Kırılması (2001-2015) : Hegemon güçlerin Rusya’da Gorbaçov, Türkiye’de Özal gibi liderlerle denemelerini yaptığı “statükoyu kırma” operasyonlarını, “Bush” gibi bir kukla lider kişiliğinde dünya çapına yayacak dönem. Hazırlık döneminde gerçekleştirilen her türlü birikimin, genel geçer teoriler ve kavramlar üzerinden akıtılarak, coğrafyaların, kurumların ve kitlelerin parçalanacağı ve eski matrix kurumlarının parçalanarak ya da işlevsiz kılınarak tarih sahnesinden silineceği süreç. (İçinde denge unsurları barındıran kontrollü kaos dönemi)

c)      Yeni Matrix’in Oluşturulması (2000 – 2025) : Kırılma sürecinin başlaması ile birlikte tohumları atılacak bu sürecin, soğuk savaş dönemini aratacak bir aktif dengeye sahip olması beklenebilir. Bu sürecin belirleyici unsuru, kumarı oynayan tarafların, kumarı oynatan taraflarla ilişkisi olacaktır. Eski yapının kurumları ve kurulları, kullanıldıklarını hissedip direnmeye başladıkları noktada küresel sistem kaosa doğru çözülecektir. Kumarı oynayanların kumarı oynatanlara karşı yenilgiyi kabul etmesi ise, bugünkü dünyadan farklı mekanizmalarla işleyen yapılara sahip yeni bir dünya düzeni geçiş demektir ki; bu yapı bünyesinde bilgi ve işlem gücü[1] en fazla olan güç yapıyı yönlendirecektir.  (İçinde kaos unsurları bulunan kırılgan denge dönemi)

Türkiye bu yeni milenyum dönemine, tam bir stratejik ve taktik körlükle girmektedir. Kendi Matrix’inde sıkışıp kalmış bir ülkenin insanları, sözkonusu Matrix’in aynalarının kırıldığını görmekte ve yerine konulacak alternatif olmadığı gibi kırılmayı engelleyecek karşı süreçleri de harekete geçirememektedirler.

Sürekli önkabullerle yetiştirilen nesiller, bu ön kabullerin dış güçlerin baskısı ile çatırdadığını gördükçe toplum üstü kurumların ülkenin önüne yeni bir misyon ve vizyon kurmasını beklerken, Türkiye Cumhuriyeti bütün vizyonunu, “Kürdistan’ı kurdurmama”,  gibi tek ve ne yazık ki ters ayak üzerine kurmuştur. Türk toplumu yaşamsal alanda “aç kalmamak”(burjuva sınıflar için bu arabasını kaybetmemek, alt sınıflar için işini kaybetmemek olarak okunabilir) , dış siyaset alanında ise “Kürdistan’ı kurdurmamak” gibi iki negatif hedef üzerinden Ortadoğu sürecine girmektedir. Bunun ötesinde, Türkiye Matrix’ini parçalama süreci medya üzerinden kamuoyuna sokulan balyozlar aracılığı ile en son hızla devam etmektedir.

Ekranları süsleyen yorumcular; Stratejik Araştırma Merkezi Başkanı’ndan emekli generaline kadar, yaptıkları yorumlar ile sözkonusu Matrix’in gerisini açıklama değil, görüntüsünü meşrulaştırma işlevinden başka bir işlev görmemektedir. “Üzerinde tek bir Türk’ün yaşadığı kara parçası bütün Avrupa’dan daha değerlidir” diyebilen bir stratejik araştırmalar merkezi başkanı’ndan, “Süveyş Kanalı’nı işgal etmeyi düşünmüyorsak Kıbrıs’ın stratejik önemi kalmamıştır” diyebilen  Deniz Kuvvetleri’nin eski bir üst düzey komutanına; “stratejist” diye ekrana çıkarılınca, yaptığı her yorumu “ben Genelkurmay’dayken...” cümleleri ile süsleyen emekli albayından- Oramiral’ine kadar herkes bu Matrix aldatmacısının gönüllü propagandacısı konumundadırlar.

Dünyadaki Matrix’i yıkıp, yerine yenisini koymaya hazırlanan hegemon güçler bu süreçte Türkiye’nin de Matrix’ini değiştirmeye soyunmuşlardır. Bu Matrix değişimi sonrasında Türkiye’nin mevcut hali ile kalabilmesi için, herkesin “gerçeklik” gözlüklerini takıp görüntüye çok iyi bakması gerekmektedir.

Web sitemizde dünyanın oyuncuları ve bölgesel hedeflerine dair sunduğumuz tablo, Ortadoğu’da galası verilecek olan Matrix 2’de Türkiye’nin bir bütün olarak varolabilmesi için Cumhuriyet tarihinde hiç yapmadığı kadar karmaşık bir denklemi yönetmesi gerektiğini göstermektedir. Bu ancak toplumun önüne bir vizyon ve misyon konması ile mümkündür ki; bu ne karizmatik bir kişiliğin Meclis’te iddialı ve vizyoner bir hükümet programı okuması, ne de “milliyetçilik” maskesi altında Türkiye’nin hevesli ve kısa ömürlü bir piyona dönüştürülmesi ile olanaklı olacaktır.

 Gelecek, elini görüntünün içine uzatıp arkadaki gerçeği kavrayabilenlerin geleceği olacaktır. Türkiye’de karşısına konulan ABD, İngiltere, IMF, para piyasaları, v.s. gibi “görüntülerin” arasına eline sokup, arka plandaki gerçekleri bütün ayrıntıları ile kavrama becerisini göstermelidir.

Güç, gücü uygulayandan çok güce direnmeyenden; otorite otoriteye sahip olandan çok otoriteyi sorgulamayandan kaynaklanır. Dünyanın birinciden ikinci Matrix’e geçişi sırasında yaşanacak ara kaotik dönem, akıllı ve cesurca kullanıldığı takdirde, Türkiye bir dünya gerçeği olarak tarihteki yerini alacak; aksi takdirde bir görüntüden ibaret kılacaktır.


[1] Nihai tespitte, hegemon güçler ister Ortadoğu çöllerinde, ister dünya piyasalarında savaşlarını, rakiplerinden daha fazla bilgiye daha once sahip olup, bu bilgiyi daha hızlı ve anlamlı işleme yeteneğine sahip oldukları için kazanmaktadır. Bu trend yükselerek devam edecektir. Atılan bombanın daha fazla tahrip gücüne sahip olması, o bombayı düşmana daha isabetli ve düşmana görünmeden yollama yeteneğinden daha önemli konuma gelmiştir.


 

 

ROCKY'İN ÖNCE DÜŞTÜĞÜNÜ UNUTMAYALIM (KALKIP KALKMAYACAĞINI ZAMAN GÖSTERECEK)

2000 yılında, ABD Hint Okyanusu’nda sürekli olarak iki denizaltı konuşlandırdı. Bu denizaltıların görevi Usame Bin Ladin’in yeri tespit edildiğinde ani bir füze saldırısı gerçekletirmekti. Nitekim ABD istihbarat birimleri bu sene boyunca bir kaç kez Ladin’in yerini ve kalacağı süreyi tespit edip ABD Başkanlığına bildirdiğinde, Clinton’un “vurun” emrini bizzat CIA Başkanı Tenet, “elimizde yeterli istihbarat yok, riskli olur” gerekçesi ile iptal etmişti. ABD Başkanı’nın emrini uygulamama gücüne sahip Tenet’in bu sefer Ortadoğu’da farklı bir anlayışa sahip olduğunu görüyoruz. Daha önce “istihbarat yetersiz ve riskli” diye Ladin’in vurulmasını engelleyen CIA Başkanı’nın bu sefer Bush’a  daha harekat başlamadan, “Saddam’ın yerini tespit ettik, bu fırsatı kaçırmayalım” diye etki ettiği ve savaşın başlangıcı olarak görülen füze saldırılarını başlattığı belirtiliyor.

CIA Başkanı’nın savaş başlangıcını cephedeki komutanların insiyatifinden alıp, Virginia-Langley’e taşıyan bu girişim, mevcut krizi yönetme konusunda CIA ile Pentagon arasında bir uçurumun varlığına işaret ediyor. ABD derin devletinin içindeki ayrışmalara bir de Dışişleri Bakanlığını (Powell ekolü) eklediğinizde, kendi içinde bir koalisyona dönüşen ABD yönetiminin, Bağdat’a yönelik temiz bir operasyon gerçekleştirme olasılığı gittikçe azalıyor.

ABD’nin Irak’ı işgal operasyonu alışık olduğumuz medyatik görüntülerin ötesinde, sürecin ABD açısından tahmininden çok daha sancılı geçebileceğini gösteren görüntülerle dolu. Açık İstihbarat olarak, mevcut küresel  sürecin (bakınız yandaki Matrix değerlendirmesi)  ana mimarlarının küresel çapta planlarına ulaşabilmeleri için, ABD’nin temiz bir zafer kazanmasının sözkonusu olamayacağını, nihayetinde mevcut ABD düzeninin  de kumarı oynatanların masasında kaybetmesi gerektiğini vurgulamak istiyoruz. (ABD’de Matrix geçişi demokratik-çoğulcu bir toplumdan polis devletine doğru olacaktır. Kurulan İç Güvenlik Departmanı bu geçişin ana enstrümanlarındandır)

                Daha savaşın ilk dakikalarında CNN (Uluslar arası CNN)’in ekranlarına düşen görüntü, “Armageddon” savaşının ana mimarlarının bu savaşın içine ABD’nin yenilgisinin unsurlarını da kattığını gösteriyordu. CNN muhabiri Kuveyt sınırında genç bir ABD askerine, “Kimyasal saldırı ikazı verildiğinde korktun mu?” diye sorduğunda, toyluğu yüzünden belli genç ABD askeri “Evdeki ailemi düşündüm ve çok korktum tabi” diyordu. Bu görüntü, ABD yönetimi için, Bağdat semalarındaki ışıklardan çok daha önemli bir ipucu içeriyordu. Bu görüntüye, ABD’nin cepheye sürdüğü birlikler arasında, ilk kez savaş ortamına girecek olan “çaylak”lardan oluşan birlikler olduğu yolunda haberler de eklendiğinde bu görüntü ABD yönetiminin saplanabileceği bataklıği fazlası ile gösteriyor.

                Irak’ın savaşın başlaması ile birlikte Kuveyt sınırındaki birliklerin hemen yanına fırlattığı füze, savaşın hemen başlarında kaybedilen iki helikopter ve ABD’nin “Irak’ın bir tümen askeri teslim oluyor” gibi dezenformasyonu hayli acemi olduğu anlaşılan “bir iki kişinin teslim olma” görüntüleri ile destekleme ihtiyacı duyması, savaşanların psikolojik savaş konusunda da nefeslerini iyi ayarlayamadıklarının göstergesi. Ayrıca, ABD'ye karşı cephe oluşturan Almanya-Fransa-Rusya ve Çin'in bu karşıtlığı sadece sözde tutacaklarını ve Irak'a el altından ABD işgaline karşı ciddi lojistik destek sağlamayacaklarını düşünmek saflık olacaktır.

                Açık İstihbarat olarak, kamuoyunu, ABD’nin kesin zaferinin sözkonusu olamayabileceği konusunda uyarmak istiyoruz. Bunun nedeni ulusal analiz düzeyinde; ABD’nin, dünyaya,  Saddam’a karşı savaşma gerekçelerinde haklı olduğunu “zorlanarak” gösterme isteğinde bulunabilir. Küresel güçler düzeyinde ise, “zorlu bir Pirus zaferi” küresel kaos projesi için çok daha kullanışlı kulvarlar açacaktır. ABD’nin “kesin zaferi”, küresel planları olanlar açısından, ABD’nin yeniden dizaynında  işe yaramadığı gibi, sadece “akılsız ve ölçüsüz bir balyoz” görevi gören Bush yönetiminin kumar masasında gözünü kumarı oynatanın yerine dikmesi gibi istenmeyen sonuçlara da yolaçabilir. Ayrıca Ortadoğu’da Bağdat’ın düşmesi ile sonuçlanan temiz bir operasyon, bölgede  kaos  planlayanların hiç de  işine gelmeyecektir. Savaş rüzgarlarının, hem Irak coğrafyasında, hem de dünya kamuoyunda Tersine dönmesi için küçük bir ABD birliğinin Irak askerlerine rehin düşmesinin yaratacağı etkinin yeterli olacağını hatırlatmak isteriz.        

                Açık İstihbarat, düğmesine basılan sürecin, bir ara denge konumuna ulaşması, düğmeye basanların işine yaramayacağını  ve sürecin düğmesine basanların küresel planları açısından, ABD’nin kesin ve temiz bir zaferinin yetersiz olacağını vurgulamak istiyoruz. “Lider” Bush’un kulağına “düğmeye bas” diye fısıldayanlar, Bush’un kendi sonunu hazırlayan düğmeye de bastığının bilincinde olarak, ABD ve dünya için çok çalkantılı bir dönemin başlangıcını  tetiklediklerini biliyorlar.


NATO’NUN “FUNDAMENTALİST İSLAM” TEHDİDİ ALGILAMASI BAĞLAMINDA ABD’ NİN İSLAMI ÇÖZME TAKTİĞİ : Şİİ’LİK

                Ortadoğu’nun cetvelle çizilen haritasının mevcut savaş süreci sonunda değişip değişmeyeceği, değişirse nasıl değişeceği en büyük tartışma konularından bir tanesi. Harita-loto tartışmaları süredursun, Açık İstihbarat olarak bölgede haritaların çizgilerinden daha önemli olan konunun, bölge aracılığı ile İslam üzerinde oynanacak oyun olduğunu düşünüyoruz. Oyunun adı : Sünni – Şii çatışması.

                ABD’nin “İslam terörü” derken kastettiğinin daha çok “Sünni” terör olduğunu , terörle mücadele bahanesi ile odaklandığı coğrafyalar ortaya koyuyor. (Pakistan, Sudan, v.s.). Keza İran’ın, Irak topraklarına Şii Bedr Tugayları’nı sokmasına sessiz kalan ABD, bölgede Şii’liği İslamı çözmek için kullanacağını açıkca ortaya koyuyor. Şii’liğe yönelik operasyonunun bir kolunu da Türkiye’de gözlemek mümkün. Son olarak, Habertürk’ün Kerbela şehitlerini anma yıldönümü bahanesi ile Türkiye’deki Caferileri bir açık oturumla ekrana taşıması ve Kerbela törenlerinde artık insanların kendilerini zincirle dövmeyip yerine Kızılay’a kan bağışı yaptıklarının medya aracılığı ile kamuoyuna duyurulması, bu operasyonun ilk tezahürleri olarak dikkat çekici.

                Şii’liğin bölgede vurgulanması ile dünyada İslam adına ön plana çıkarılacak  şehirler (Kum, Necef, Kerbela) Batı’nın alternatif veya kontra-İslam algılamasını oluştururken, Sünni İslam’ı Kontra-İslam anlayışı ile dengelemek isteği ve kendi içinde çatıştırma hedefi belirginleşecektir.

                Bölgede oynanacak bu oyun, ülkelerin değil şehirlerin ön plana çıkacağı bir sürecin ağırlık kazanacağını gösteriyor. Irak sonrasında Musul, Bağdat, Necef, Kerbela  ve Kum şehirlerinin daha sık telafuz edilmesiyle başlayacak sürecin, Anadolu’daki eski kutsal Hristiyan şehirleri ve İstanbul’u ön plana çıkaracak süreçlerle takip edilmemesi en büyük dileğimiz.