<%@language=vbscript codepage=1254%> <% Response.Expires = -1000 Response.Buffer = TRUE Response.CacheControl ="private" %>
   
JEO-KRİTİK 
Sayı : 4
Haftalık Analitik Bülten
(www.acikistihbarat.com.tr)
17 Şubat 2003
ORTADOĞU ve ATOM BULUTU

(Alternatif bir senaryo çalışması)

Havada sürekli bir çözümsüzlük ve belirsizlik havası mevcut. Uluslararası arena, soğuk savaş döneminde bile rastlanmayan, ancak 1. Dünya Savaşı öncesinin hayli tanıdık manzaraları ile dolu. Paylaşım savaşlarının tipik göstergelerini , Orta Asya'dan Güney Amerika'ya kadar her noktada görmek, gözlemlemek mümkün. 1. Dünya Savaşı öncesi ile mevcut çalkalanmaların arasındaki en önemli farklardan bir tanesi olayların planlayıcılarının (ve bazen planlayalım derken sürüklenenleri) teorik altyapısı.

Gündemdeki gelişmelerle ilgili yapılan her türlü yorum iki temel varsayıma dayanıyor. Bunlar :

1) Olaylar bir "çözüm" doğrultusunda yönlendiriliyor - olayların aktörlerinin hedefi bir türlü "çözüm"

2) Bu olayların ana aktörü "ulus devletler"'dir.

Açık İstihbarat olarak, tarihi bir dönemeçte olan dünya tarihinin mevcut dinamiklerini bu iki varsayımdan yola çıkarak yorumlamanın temel hataları beraberinde getirdiğini düşünüyoruz. Bu varsayımlardan yola çıkılarak yapılan yorumlar; Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesinden tutun da, enerji politikalarına kadar bir çok alanda egemen devletlerin hedefleri doğrultusunda bir gidişatı açıklamaya çalışıyor.

Açık İstihbarat olarak , egemen devletler açısından, küresel çapta gerçekleştirilmeye çalışılanın, yıllardır ulus devletler ve coğrafyalar üzerinde test edilen "kontrollü kaos" projesinin küreselleşerek, dünya genelinde uygulanmaya sokulması olduğunu düşünüyoruz. Ve bu sürecin ana aktörlerinin görünüşte ulus devletler olmasına rağmen, arka planda uluslararası sermayeyi de kontrol eden (uluslararası sermaye arkasındaki güç odaklarının sadece bir tezahürüdür, tek başına bir güç değildir) baron kartelleri olduğu değerlendirmesini yapmaktayız.

Önümüzdeki tabloya baktığımızda :

1) 11 Eylülün üzerinden yaklaşık 17 ay geçmesine rağmen, "terör" kavramının herkesin heryerde işine yarayacağı şekilde genişletildiği ve bundan yola çıkılarak, ABD başta olmak üzere egemen devletlerin bu kavram üzerinden harekat alanının dünya çapında bir yandan yayılırken, bir yandan derinleştiğini; alt-egemenlerin de bu kavram üzerinden kendi bölgesel çıkarları peşinden daha agresif bir şekilde hareket ettiklerini;

2) Dünya kamuoyunun dikkati sürekli bir bölge üzerinde tutulurken, diğer bölgelerdeki gelişmelerin maskelendiğini; ( ABD yönetimini ele geçiren kadroların yakın olduğu sermaye çevreleri - "derin enerji" - dünya kamuoyu Ortadoğu ile uğraşırken, Afrika Sahara'sında çok ciddi petrol alanlarını ele geçirmekle meşgul)

3) Temel uluslararası kurumların, (BM, AB ve NATO) Atlantik ekseni üzerinden ayrışmalarını ve dünya kamuoyuna 1. ve 2. Dünya Savaşını anımsatan bloklaşmaların yaşandığını;

4) Rusya ve Çin'in, daha önceki paylaşım savaşlarının aksine keskin bir taraf almak yerine, iki tarafa da oynayan görünüşte ikircikli ama arka planda mikro pazarlıklarla makro dengeler kurdukları anlayış içinde olmaları; (bu iki ülkenin büyük sermaye yapıları incelendiğinde, ABD, Almanya ve İsrail ile eklemlenmiş bir çok unsur, bu dinamiğin ana açıklayıcısı durumundadır. En son BP'nin Rusya'da gerçekleştireceğini açıkladığı devasa yatırım bu dinamiğe güzel bir örnektir.)

5) Dünya kamuoyunda hızlı bir "anti-Amerikan"cılık yükselirken, Ortadoğu'daki bütün gelişmelerin hem etken, hem edilgen olarak bizzat ortasında bulunan İsrail'e yönelik kamuoyu yönlendirmelerinin minimumda tutulduğu; İsrail'in bizzat Ortadoğu'nun gündemde olduğu bir anda Filistin'e yönelik her türlü vahşet ve terör ötesi operasyonu büyük bir perdeleme altında gerçekleştirdiği;

6) "Nükleer silah kullanımının", "Saddam" olarak kişiselleştirilen ve şeytanlaştırılan tehdit üzerinden bir tabu olmaktan çıkarılıp, savaşın "taktik" seçenekleri arasına sokulduğunu; (Geçenlerde Hindistan'ın Pakistan'ı gerekirse dünya haritasından sileceklerini açıklaması, dünya tarihinde uzun zamandır rastlanmayan bir tarz olarak kayıtlara geçti)

7) ABD'nin önümüzdeki seneler içinde savunma bütçesini mevcut 367 milyar dolarlık rakamdan 500 milyar dolara taşımayı hedeflerken, rekor açıklar vermeye başladığı ve bu gelişmelerin ABD'nin derin devletinin tarihinin en ciddi ayrışmalarından birini (FBI, CIA ve Pentagon'un bu ülkenin istihbarat kanallarını ellerinde tutma savaşı en son İç Güvenlik Yasası ve Departmanının kurulması ile iyice depreşti) yaşadığı dönemde süregeldiğini;

görmekteyiz.

Bu tablo içinde ABD'nin silah gücü, petrol fiyatları, NATO'daki "patriot" tartışmaları, Türkiye'nin bir piyon, diğerlerinin şah ve vezir oldukları satranç tahtası üzerindeki ayrıntı hamlelerdir.

Açık İstihbarat olarak, egemen devletlerin şahsında tezahür eden küresel güçlerin ana hedefinin çözüm değil çözümsüzlük olduğunu, bu güçlerin ister çatışma, ister uzlaşma anında olsun "uzun vadeli kontrol mekanizmalarını garanti altına almak" hedefini güttüğünü ve bunu en iyi sürekli kaos ortamı içinde yürütebileceklerini; projenin adının "kaosu süreklileştirmek" olduğunu düşünüyoruz.

ABD'nin IRAK STRATEJİSİ : ÜRDÜN ÜZERİNDEN ORTADOĞU'NUN YENİ HARİTASI

Bu açıdan bakıldığında, aşağıdaki senaryonun önümüzdeki dönemde ciddi olasılıklar arasında değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Bu senaryonun kilidi, geçen hafta içinde, "Filistin'i yönetmeye hazır olduklarını açıklayan Hamas" 'tır.

1) ABD'nin Irak operasyonuna başlaması ve İsrail'in bulmakta fazla zorlanmayacağı bir bahane ile hem Filistin, hem Irak üzerindeki operasyonlarını derinleştirmesi ile birlikte, nüfusunun %70'i Filistinlilerden oluşan Ürdün karışır.

2) Ürdün'ün karışması ile paralel olarak, ABD operasyonunu, "Ürdün kralını korumak" bahanesi ile Ürdün yönünde de genişletir ve Ürdün, bir kısmında Filistin'lilerin yaşayacağı, bir kısmı ise Orta Irak'la entegre olacak şekilde ayrışır.

3) Hamas ve İslami Cihad gibi örgütlerin kontrolünde, Ürdün'den koparılan topraklarda yeni bir "Filistin" yaratılır ve gerçek Filistin'deki Filistinliler, İsrail'in yardımı ile bu topraklara sürülerek, Ortadoğu'nun göbeğinde yeni bir "kaos pivotu" ülkecik yaratılır. İran'ın göreceli sessizliğinin arkasında bu ülkenin yatıyor olma olasılığı yüksektir.

4) ABD kuvvetleri, Irak'taki operasyonunu Bağdat dışında her yerde egemenlik sağlayacak şekilde derinleştirir ve Bağdat dört bir yandan ablukaya alınır. Afganistan'da uygulanan Kabil'i kontrol et, çevresine dokunma modelinin tam tersi Irak'ta uygulanarak, Irak Bağdat dışında işgal edilir ve ABD, bir şehir savaşı riskine girmeden hem Saddam'ı etkisiz kılmış, hem Irak'a istediği gibi derinlemesine üstlenmiş, hem de Saddam'la olası bir arka plan pazarlığının hakkını vermiş olur. (Zamanla Saddam'ın devrilip devrilmemesi, Bağdat'ın düşüp düşmemesi, Saddam'ın Arafatlaştırılıp, Arafatlaştırılmayacağı bundan sonraki konjoktürde sadece bir ayrıntıdır)

5) Irak'ın işgalinin derinleşmesi ile birlikte, Irak, kuzeyinde petrol cepleri dikkate alınarak federatif bir yapıya sürüklenirken, Orta Irak, Ürdün'den kopan parça ile birleştirilerek, Haşimi Krallığı'ndan bir ismin sembolik olarak başta durduğu ve bölgedeki aşiret liderlerinin güç dengeleri içinde sahnedeki yerlerini aldığı bir şekle büründürülür. (bakınız Afganistan Karzai modeli)

6) Ortadoğu'da yaşanan bu gelişmelere paralel olarak, Kıbrıs'ta, Makedonya'da ve Pakistan'da iç karışıklıklar çıkar. Türkiye, Sabiha Gökçen Havaalanının gerçek amacını bu dönemde görmeye başlar ve ABD'nin taşeronu konumundan çıkıp çıkmayacağı Türkiye için hayati önem taşıyan Türk Silahlı Kuvvetleri bir yandan Kuzey Irak ve bir yandan Kıbrıs'taki gelişmelerle lojistik sınırlarını zorlarken, Güneydoğu'ya yapılan sevkiyat ile lojistik boşluk doğan Trakya, Balkanlar'daki yeni bir ABD operasyonunun üssü haline gelir. Bu operasyon, FransAlmanya "birleşmesi" ile dengesizleşen Avrupa Coğrafyası'nı çevreleme yönünde yıllar önce atılan adımların son ayağını teşkil edecektir.

7) Dünya, Hiroşima'dan bu yana ilk atom bulutunu Pakistan-Hindistan sınırında yeniden görür. Bu Ortadoğu'da ki atom bulutunun teorik altyapısını hazırlar. Batı şehirlerinde gerçekleşen ve kitle imha silahlarının (biyolojik, kimyasal, v.s.) bir türevi kullanılarak gerçekleştirilen bir terör saldırısı, ABD, İsrail ve İngiltere'ye, "Ortadoğu bizimdir" mesajını tartışılmaz şekilde beyinlere kazımak için bulunmaz bir fırsat verir ve nasıl Hiroşima'ya çakılan atom bulutu, Rusya-Çin ve Hindistan'dan oluşan ana karayı güneyden çevrelemenin işaret fişeği olarak kullanıldıysa, Ortadoğu üzerinde kullanılan bir atom bombası, Avrupa'yı da güneyden çevrelemenin (daha doğrusu Avrupa ile Asya'nın bağını koparmanın) işaret fişeği olarak kullanılır.

Türkiye mi?

 


 

SÖZEL GÖSTERGELER
 
Gösterge
Gösterdiği
   
  • Afganistan'daki ISAF gücünün komutasının Türkiye'den Almanya'ya geçmesinin hemen ardından, Kabil'e iki füze saldırısı düzenlenmesi

  • ABD'nin Afganistan'ın Bagran bölgesinde gerçekleştirdiği bombalama sonrasında 17 sivilin hayatını kaybetmesi
ABD'nin NATO ve AB üzerinden kendisine kafa tutan Almanya'yı kürenin diğer coğrafyalarında zor durumda bırakmak için alternatif planlarının hazır olduğunu
  • ANAP'ın yeni bir başkan seçmesine rağmen, gerekli hareketliliği göstermemesi ve gündem konusundaki sessizliği

  • DYP'nin , DTP ile flörtünü arttırması
Merkez sağın gündemden çok, kendi iç dinamiklerini toparlamak konusunda hala zamana ihtiyacı olduğu ve eski başkanların ellerini hala parti altyapılarından çekmediklerini
  • AKP lideri Erdoğan'ın, yapılan tüzük değişiklikleri ile, AKP üzerindeki kontrolünü, MKYK'dan gelen tepkilere rağmen iyice arttırması

  • Başbakan Gül ve AKP lideri Erdoğan'ın uzun süredir aynı kare içinde yeralmamaları.

  • Erdoğan'ın tatilini gözlerden uzak Rize'de geçirmesi
Erdoğan'ın , bazı iç odakların ağırlığını daha fazla Gül'den yana koyması eğilimi karşısında parti içinde kontrollerin elinden gitmesinden iyice endişe etmeye başladığı ve güç tabanını konsolide etmek için özel görüşmeler yaptığı
  • IMF'nin masalarda "unutulan" gizli belgeler aracılığı ile, "hem IMF, hem Bush yönetiminin" , Türkiye'nin ek destek için acil ekonomik tedbirler alması gerektiği mesajını iletmesi (Türk basınında, International Herald Tribune aracılığı ile yeralan haber, IMF'nin masada unuttuğu gizli belgelere dayandırılıyordu)

  • Bütçenin henüz hazırlanamamış olması

 

AKP'nin tabanı ve tavanı arasında ekonomik politikaların gidişatı konusunda yaşanan gerginliğin sürdüğü; henüz gündeme getirilmeyen bir ana ekonomik politika değişikliğinin sözkonusu olduğu
  • BDDK'nın Karamehmet'e Pamukbank'ı satma şartı getirmesi

  • Erdoğan'ın Davos'ta George Soros ile görüşme yapması

  • BDDK'nın projeksiyonuna göre yabancı bankaların pazar paylarının önümüzdeki beş yıl içinde %2.5'tan %25'e çıkacak olması
George Soros'un temsil ettiği Yahudi sermaye baronlarının Türkiye'nin finans sektöründe önemli bir kale elde etmek için harekete geçtiklerini
  • MİT'in Kamhi'ye suikast girişiminin sanıklarından Yaşar Polat'ın yakalandığını, basın merkezlerine elden dağıtılan bir basın bülteni ile duyurması ve olayın basına özellikle MİT'in başarısı olarak yansıması
MİT Başkanı Şenkal Atasagun'un, kendisini görevden alma girişimlerine ciddi şekilde direndiğini
  • ABD'deki Ermeni Diasporasının vakfı olan Dökmeciyan Vakfı'nın desteği ile kurulan Bahçeşehir Üniversitesi'nin "Hükümet ve Liderlik" okulunun açılışına AKP lideri Tayyip Erdoğan ile birlikte, DYP lideri Ağar ve Yurt Partisi lideri Saadettin Tantan'ın katılması
Önümüzdeki dönemde ağırlığını hissettirmesi olası DYP lideri Ağar ile AKP lideri arasındaki koordinasyonu sağlamak için gerekli dış mekanizmaların yerli yerinde olduğunu
 

 

ALTERNATİF BİR YOL

"STRATEJİK TARAFSIZLIK"

Türkiye, hızla gelişen gündem içerisinde bir fındık kabuğu gibi sallanmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri'nden, hükümetine kadar bir çok üst ve altyapı, ulusal bir stratejiye ve bunu gerçekleştirme iradesine sahip olamamanın getirdiği boşluk içerisinde, kötüler arasından en iyiyi seçmenin ötesinde bir hareket vektörü geliştirememektedir.

- Savaşa karşı duruyoruz derken, Anadolu coğrafyasında ABD'nin ancak Hiroşima'dan sonra Japonya ve İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'da gerçekleştirdiği çapta bir yapılanmaya yeşil ışık yakan;

- Bir yandan "Türk askeri Gurkha değildir" mesajı verip, diğer yandan yanıbaşındaki topraklarda mülteci kampı açmak için bile ABD ile koordinasyon ihtiyacı duyan; basın aracılığı ile gerçekleştirilen "İngilizlerden Lozan'ın rövanşını aldık" doldurmalarının etkisi ile Kerkük-Musul'u İngilizlerin değil ama doğrudan ABD'nin kontrolüne bırakarak, kazanım elde ettiğini sanan;

- Yıllardır üyesi olduğu NATO'daki ön istişare mekanizmalarını hiç bir şekilde devreye sokmadan, ABD Dışişleri Bakanı'nın ağzı ile "Biz yıllarca Soğuk Savaş'ta sizi koruduk, bizi koruma sırası sizde" şeklinde hamasi nutuklar ile, ABD'nin Avrupa'yı bölme operasyonuna taşeronluk yapan

zihniyetler işte bu hedefsizliğin ve şaşkınlığın emareleridir.

Dünya eksenler arasında ayrışırken, Türkiye mevcut kadrolarının miyopluğunun da etkisi ile seçmeye zorlanacaktır. İşte bu noktada Türkiye'nin ciddi olarak düşünmesi gereken bir alternatif vardır : Seçmemeyi seçmek.

Diğer bir deyişle; Stratejik Tarafsızlığa Geçiş

Stratejik tarafsızlık; Türkiye'nin en az 50 yıllık bir perspektifle, geleceğe yönelik olarak dünyanın merkezinde kendini herkese eşit olarak konumlandırmasını gerekmektedir.

Bu eşitliği bir yandan ABD'nin küresel planlarının taşeronluğunu yaparken, bir yandan AB kapılarında taviz üstüne taviz vermekle sağlayamayacağı apaçık ortadadır. Bir yandan İsrail'le stratejik ortaklık içinde bulunup, diğer yandan Ortadoğu'nun liderliğine soyunmak; bir yandan Rusya ile "enerji"k ilişkiler kurup diğer yandan Kafkaslarda bağımsız politikalar izlenemeyeceği Türkiye'nin içinde bulunduğu çelişkili duruma bir diğer örnektir.

Türkiye'nin bir diğer şansızlığı; mevcut konumunda uygulaması gereken çok yönlü politikaları etkin ve sürekli bir şekilde icra edecek iç bütünlükten yoksun olmasıdır. Ülke, bütün kurumları ve unsurları ile iç polemikler ile çalkalanmaktadır. Bunun tek parti iktidarının olduğu bir dönemde bütün açıklığı ile yaşanması, ülkenin kadrolarındaki dış kaynaklı yapılanmanın derinliğini göstermesi açısından ibret vericidir.

Stratejik Tarafsızlık ;

1) Ülkenin AB üyeliğinden ve NATO'dan belli bir takvim çerçevesinde vazgeçmesini ve sadece gerçek anlamda uluslararası kurumlar bünyesinde üyeliklerini sürdürmesini (BM, GATT, v.s.)

2) ABD ve İsrail gibi ülkelerle yapılan stratejik işbirliklerini sona erdirerek, bu ülkeler ve diğerlerinin ülke toprakları üzerindeki "derin" konuşlanmalarını aktif olarak sona erdirmesini

3) Öncelikle komşuları ve daha sonra genişleyen bir çember içinde dünya ülkeleri ile ikili ve kapsamlı ticaret anlaşmaları yapmasını

4) Ülkesi üzerindeki her türlü yabancı askeri varlığı (üs, dinleme istasyonu, nükleer silah,v.s.) iptal etmesini

5) Komşuları ile saldırmazlık anlaşmaları imzalamasını

6) Dünya sahnesindeki düğüm noktalarında aktif arabuluculuk yapmasını sağlayacak kadrolaşmaları ve altyapıyı hazırlamasını

ve en önemlisi

7) Ülke içinde kurum ve toplum içi fay hatlarını giderici kapsamlı uzlaşma süreçleri uygulamasını

gerektirmektedir.

İlk bakışta radikal gibi gözüken bu değişiklikler, Türkiye'nin gittikçe kaotik bir hal alması hayli muhtemel bir dünya gündeminde tek bir kutuba doğru sürüklenerek, o kutubun aracı haline gelmesini ve Anadolu coğrafyasının bir savaş coğrafyasına dönüşmesini önlemek açısından ciddi bir alternatif olarak düşünülmelidir.

Açık İstihbarat olarak, Türkiye'nin ayrışan dünyada tek bir kutupla aşırı angajmanının, en iyi ihtimalle başka ülkelerin periferisinde hareket eden kolonyal bir ülke, en kötü ihtimalle ise parçalanmış (federatif bir görüntü altında olsa bile) ve içi boşaltılmış bir devlet olacağını öngörmekteyiz. Ülkemizin, bu gidişata yönelik alternatifleri ciddi şekilde ele alması zamana gelmiştir.

(Konu ile ilgili yayınlanacak raporun size de yollanmasını istiyorsanız lütfen bizimle bağlantıya geçin)

TAKTİK TAKVİM
14 ŞUBAT Silah denetçilerinin raporu BM'ye sunuluyor.
15 ŞUBAT PKK-KADEK'in, KADEK'in kuruluş yıldönümü ile paralel olarak, Öcalan'ın hapis şartlarının iyileştirilmemesi durumunda başlatacağını iddia ettiği "savaş süreci" için son tarih
16 ŞUBAT Kıbrıs Rum kesiminde başkanlık seçimleri yapılıyor.
17 ŞUBAT AB Liderler Zirvesi, NATO krizi de dahil olmak üzere son gelişmeleri görüşmek üzere Fransa'nın isteği üzerine toplanıyor.
18 ŞUBAT Bayram tatilinin sona ermesi ile birlikte, hükümetin Irak operasyonu ile ilgili tezkereleri de bu tarihten itibaren Meclis'e getirmesi bekleniyor.
22 ŞUBAT Necmettin Erbakan'ın siyasi yasağı kalkıyor. Recai Kutan'ın bir gün sonra istifa ederek, SP'nin başına Erbakan'ın geçmesi bekleniyor.
28 ŞUBAT BM'nin Kıbrıs Planı uyarınca, tarafların Annan planı ismi verilen anlaşma taslağını müzakere edip sonuçlandırmaları için son tarih
9 MART Tayyip Erdoğan'ı Meclise sokması beklenen Siirt seçimleri
14 NİSAN AB ile Kıbrıs Rum Kesimi arasında üyelik /katılım anlaşması imzalanarak, Kıbrıs Rum Kesimi resmen AB üyesi oluyor.