|
THY'nin İstanbul-Diyarbakır seferini yapan RJ-100 tipi
uçağı içindeki 80 kişi ile birlikte Diyarbakır Havaalanına
inişe geçtiği sırada düştü. 6 kişinin kurtulduğu kazada
yolcular yanarak can verirken, havaalanında ILS sisteminin
neden kurulmadığı, pilotaj hatası olup olmadığı, uçağın
yeterliliği gibi konular tartışma konusu oldu. Uçaktaki
yabancı yolcuların sayısı ve kimliği spekülasyon konusu
oldu. Düşen uçakta, kimliği açıklanmayan bir yabancı
olduğu öne sürüldü. Kaza ile yapılan açıklamada 9 yabancı
var denilirken, Emniyet'in Dışişleri Bakanlığı'na yolladığı
yazıda uçaktaki 10 yabancı hakkında bilgi yeraldığı
ve bu yabancılardan birinin kimliğinin gizlendiği belirtiliyor.
|
| Malatya Erhaç havaalanından kalkan iki keşif uçağı Malatya
Akçakale Yalınköyü semaları üzerindeyken iddiaya göre
"birbirlerine çarparak" düştü. Tam bir yıl önce
aynı tarihten bir gün sonra 10 Ocak 2001'de yine iki RF-4
uçağı "çarpışarak" düşmüş pilotlar atlayarak
kurtulmuştu. Türkiye'nin elindeki yaklaşık 150 RF-4 keşif
uçağının 54 tanesinin İsrail tarafından modernize edildiği
biliniyor. İki sene önce de, 16 Mayıs 2001 tarihinde içinde
34 kişilik Özel Kuvvet timi taşıyan CASA tipi uçak yine
aynı bölgede Akçadağ'a 10 kilometre uzaklıktaki Güzyurdu
ile Yağmurlu köyleri arasındaki boş alana düşmüştü. |
| ABD'nin Türkiye'ye konuşlandırmayı istediği askerlerle
ilgili hukuk protokolunda "uzlaşma" sağlandığı
belirlendi. Uzlaşmaya göre, ABD'li askerler görev dışında
suç işlerse Türk hukukuna göre yargılanacak, cezasını
ABD'de çekebilecek. Askerlerin görev sırasında veya birbirlerine
karşı işlediği suçlar ABD hukukuna tabi olacak. Başbakan
Gül, 150 kişilik heyetin 12 Ocak-23 Ocak tarihleri arasında
gerçekleştireceği inceleme için onayı imzaladığını belirtti. |
| Hükümet haftayı üst düzey gezilerle geçirdi. AKP lideri
Erdoğan, Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan'da üst
düzey temaslarda bulunurken, Başbakan Abdullah Gül; Ürdün
ve Mısır'ın ardından Suudi Arabistan'a geçti. Medyada
S.Arabistan'ın Gül'e tarih vermeyerek mesafe koyduğu haberlerine
rağmen, Başbakan Kral Fahd tarafından kabul edilerek üst
düzeyde karşılandı. Erdoğan'ın Azerbaycan'daki gezisinde
PKK'nın bölgedeki faaliyetlerinden sıkıntıları dile getirmesi
Türk medyasında fazla yer bulmazken, Azerbeycan medyasında
geniş yankı uyandırdı. |
| Erdoğan'a Siirt seçimlerinde milletvekili olma yolunu
da açan uyum paketi Sezer tarafından onaylanıp, Resmi
Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Paket ile siyasi
partilerin kapatılması zorlaştırılırken, siyasi partilere
üye olma şartları gevşetildi, işkence ve kötü muamele
suçlarının para cezasına çevrilmesi engellendi, cemaat
vakıflarının Bakanlar Kurulu kararı olmadan, Vakıflar
Genel Müdürlüğü'nün onayı ile taşınmaz mal edinmelerinin
önü açıldı. |
| ANAP Genel Başkanlığı'na Lütfullah Kayalar'ı 212 oyla
geçip 640 oy alan Ali Talip Özdemir seçildi. Kongre sönük
geçerken, Yılmaz, kongreye gelmeyerek tarafsızlık görüntüsü
verdi. |
| Köşesinde Necip Hablemitoğlu ile ilgili yeni iddialara
yerveren Enis Berberoğlu, Hablemitoğlu'nun yazdıklarından
değil yazamadıklarından dolayı vurulduğunu belirterek,
eline bir Türk Cemaatinin Kafkasya'da ABD gizli servisleri
çalıştığı yolunda belgelerin ulaştığını ve bunu açıklayamadan
öldürüldüğünü belirtti. |
| Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen başkanlığında Irak'a giden
350 işadamlık Türk heyeti Bağdat'ta Irak Ticaret Bakanı
tarafından karşılandıktan sonra ikili görüşmelerde bulundu.
Irak, BM'den Türk firmaları ile ilgili ihalelere öncelik
verilmelsini talep edilmesini isteyeceklerini belirtirken,
Tüzmen ve işadamları gezinin zamanlamasını eleştiren basını
kınayan açıklamalar yaptılar. |
| TBMM, 13-15 Ocakta KKTC'yi ziyaret edecek Arınç Başkanlığındaki
heyetin, 14 Ocakta gerçekleştirilecek "Annan Planı
lehine mitinge" katılacağı yolundaki haberleri yalanladı. |
| DHKP-C'li Yusuf Karataş Belçika'da yakalandı. Para ve
kadın yüzünden çıktığı belirtilen bir kavgada yakalandığı
öne sürülen Karataş'ın iadesinin gündeme gelip gelmeyeceği
merak konusu. |
| Hükümetten ve Dışişleri'nden "Kıbrıs politikasında
değişikliğe gidileceği" yolundaki beyanların ardından,
CHP lideri Baykal, "devlet politikası" olduğunu
vurguladığı Kıbrıs politikasının değişip değişmediğini
iştişare için seri ziyaretlere başladı. Sezer, TBMM Başkanı
Arınç ve Orgeneral Özkök ile görüşen Baykal, hükümetin
dış politikada sık sık U-dönüşü yapmasından şikayetçi
oldu. |
| Medyada yeralan Türk Silahlı Kuvvetleri aleyhine demeçleri
nedeni ile Ankara ile arasında soğuk rüzgarlar esen KDP
lideri Barzani 1 yıl aradan sonra Ankara'ya gelip, AKP,
CHP ve Dışişleri ile görüşmeler yaptı. Geçen ay Türkiye'de
bulunan IKYB lideri Talabani ise, Şii ağırlıklı Irak İslam
Devrim Konseyi ile işbirliği ile işbirliğini derinleştirdiği
bir İran ziyareti gerçekleştirdi. Talabani'nin İran'da
görüşmeler yaptığı sırada Barzani'nin temaslarında "siz
bizim hamimizsiniz" ifadesini kullandığı öne sürüldü. |
| Hükümet Diyanet İşleri Başkanlığı'nı Cumhurbaşkanlığına
bağlayacak ve Diyanet İşleri Başkanı seçimini kurumun
karar organı niteliğinde oluşturulacak Seçici Kurul'a
bırakacak bir yasa tasarısı hazırladı. Basında yeralan
haberlere göre hükümet Diyanet İşleri Başkanı'nı da değiştirmeye
hazırlanıyor. Yeni değişikliğin Diyanet bünyesinde cemaatlerin
etkisini arttıracağı eleştirileri yapılıyor. |
| Ak Parti İstanbul milletvekili Emin Şirin, Kuzey Irak'ta
yaşanan gelişmelerle ilgili Genelkurmay Yetkilileri'nin
Dışişleri Komisyonuna verdiği bilgilerin basına sızdırılması
üzerine, bu bilgileri sızdıran milletvekilinin deşifre
edilmesini isteyerek, komisyon üyeliğinden istifa etti. |
| Baykal'ın danışmanı İstanbul Milletvekili Bülent Tanla,
Merkez Yönetim Kurulu üyeliğine seçilemedi. |
| MHP'de parti içi muhalefet, tüm üye kayıtlarının silinmesi
sebebiyle genel merkez yönetimini mahkemeye verme kararı
aldı. |
| Başbakan Gül, 2003 bütçesine dair yaptığı basın toplantısında,
kaynak arayışında olan hükümetin mali disiplinin sağlanması
amacıyla aldığı yapısal tedbirlerden, 3.7 katrilyonu gelir
arttırıcı, 2.5'i ise harcamada tasarruf olmak üzere toplam
6.2 katrilyon ek gelir beklediğini açıkladı. Tütün mamülleri
ve alkollu içeceklerden alınan Özel Tüketim Vergisi'nin
de arttırılacağını belirten Başbakan, bütçede tespit edilen
rakamların hiçbir şekilde aşılmayacağını, sadece araç
alımı tasarrufundan 1 katrilyon gelir beklendiğini, vergi
barışı sayesinde borçların yeniden yapılandırılması sayesinde
2.4 katrilyon lira ek gelir beklendiğini söyledi. IMF
ile aralarında gerginlik olmadığını vurgulayan Gül, hükümetin
ekonomi politikalarından kimsenin kuşku duymaması gerektiğini
belirtti. |
| Gelen tepkiler üzerine ekonomik söyleminde ince ayar
yapan hükümetin Devlet Bakanı Ali Babacan, Türk-Amerikan
İş Konseyleri Genel Kurulları'nın öğle yemeğinde yaptığı
konuşmada, genel makro ekonomik çerçeve içerisinde başlıca
önceliklerinin %6.5 faiz dışı fazla hedefinin tutturulması
olduğunu söyledi. Bu açıklamalar, hükümetin emeklilere
yaptığı maaş artışlarının IMF politikalarından sapış olarak
yorumlanmaya başlaması, piyasalarda "tedirginlik"
psikolojisinin yayılması ve bunun üzerine IMF Genel Başkan
Yardımcısı'nın Türkiye'ye geleceği haberleri üzerine yapılmasının
hemen ardından geldi. Bu arada yatırım bankaları Merrill
Lynch, Deutsche Bank ve JP Morgan'da Türk piyasalarında
oluşan güvensizliğin hükümetin çelişkili açıklamalarından
kaynaklandığını belirtten raporlar yayınladılar. |
| AKP hükümeti, medyada yeralan baskılar üzerine, İhale
Yasası'nda yapmayı planladığı değişiklikleri yumuşattı.
Yeni değişiklik tasarısı ile emanet usulü ihale limiti
10 trilyondan 1 trilyona çekilirken, ödeneksiz ihaleye
çıkılmasından vazgeçiliyor. Değişiklik tasarısında Belediye
iştiraklerine ilişkin istisnai düzenlemeler korunurken,
istisnalar askeri alımları da kapsayacak şekilde genişletildi. |
| 2003 yılını değerlendiren bir açıklama yapan Merkez
Bankası, 2002 yılında enflasyon üzerinde sınırlayıcı bir
etki gösteren iç talebin 2003 yılında enflasyonist bir
baskı oluşturacak şekilde canlanma olasılığına dikkat
çekilerek, Irak harekatı, doviz kuru ve petrol fiyatları
dışsal olumsuz etkenler olarak sıralandı. |
| AKP İstanbul milletvekili Emin Şirin'in Başbakan Abdullah
Gül'ün cevaplaması istemiyle verdiği TSMF'ye devredilen
bankalarla ilgili soru önergesini yanıtlayan Başbakan
Yardımcısı Abdüllatif Şener, "Çukurova Grubu'nun
20 milyar dolar ulaştığı iddia edilen değeri konusunda
Grup tarafından sunulmuş gerçekçi bilgi, belge yoktur.
Çukurova Grubu bunca varlığına rağmen borçlarının faizini
dahi ödememektedir. Çukurova Grubu elindeki gazete ve
televizyon kanallarını kullanarak gerçeği saptırmaktadır"
şeklinde ifadeler kullandı. |
| Maliye Bakanı Unakıtan, yeni "Vergi Affı Yasa Tasarısı"
ile kendisinin de af kapsamına girdiği yolundaki haberleri
yalanlayarak, kendisi ile sözkonusu davanın tasarı kapsamında
olmadığını vurguladı. |
| Sabah gazetesinde yeralan, "Dışbank'ın Aydın Doğan'ın
şirketlerine bankalar kanunu limitleri üzerinde kredi
kullandırdığı" yolundaki haberler üzerine Dışbank
Yönetim Kurulu ve Aydın Doğan Grubu'ndan haberlere yalanlama
geldi. |
| Samsun'daki Balıkçılardan, İstanbul'da sivil toplum
örgütlerine kadar bir çok sivil toplum örgütünün gerçekleştirdiği
savaş karşıtı gösterilere büyük medyanın yervermediği
gözlendi. |
| AKP iktidarının hükümete gelmesinin ardından benzine
8. kez zam geldi ve kurşunsuz benzinin fiyatı 1 milyon
756 bin liraya, süper benzinin fiyatı 1 milyon 759 bin
liraya yükseldi. |
| Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener hükümetin yeni
özelleştirme politikasına dair paketi açıkladı. Pakete
göre şirketler, başarı kriterleri çerçevesinde aylık ve
üçer aylık değerlendirmelere tabi tutularak, bu şirketlerin
yöneticileri bu kriterler çerçevesinde ödüllendirilecek.
Zarar eden kuruluşlar için iki kez ihaleye çıkılacak.
Her iki ihalede de satışı olmayan kurum ve kuruluşlar
en kısa sürede kapatılacak fakat çalışanlar mağdur edilmeyecek.
|
| Mali Milat ile "Nereden Buldun" uygulamasını
kaldıran yasa Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
Yasanın devreye girmesi ile , özel işlem vergileri ile
Özel İletişim Vergisi yarın yeniden yürürlüğe girdi. |
| 57. hükümet ile memur sendikaları arasındaki anlaşmazlık
nedeni ile AKP iktidarına kalan toplusözleşme sürecinin
ilk toplantısında, KSK ve Kamusen, AKP'nin önerilerinin
dikkate almaması halinde haklarını sokakta arayacaklarını
vurguladı. Sendikalar en düşük memur maaşının 672 milyona
çıkarılmasını istiyor. |
| Almanya'nın en yüksek tirajlı gazetesinin "Türkiye'nin
AB üyeliği için halkoylaması yapılsın mı, yapılmasın mı"
anketinde, ankete katılanların %74'ü Türkiye'nin AB üyeliğinin
halkoylaması ile belirlenmesi gerektiği yönünde oy kullandı. |
| Yeni Şafak'ta Taha Kıvanç kod adı ile yazan Fehmi Koru,
köşesinde 2 milyar dolara malolmasına rağmen atıl durumda
bulunan Sabiha Gökçen havaalanının ABD için Irak harekatında
kullanılmak üzere yapıldığı iddiasını ortaya attı. |
| KKTC'de Asil Nadir'e bağlı gazetenin Denktaş aleyhine
yayınlara ağırlık verdiği gözlenirken, Kofi Annan planına
destek mitingi yapan çevrelere Kıbrıs Rum Kesimi'nden
bir siyasi parti kanalı ile 100 bin Euro yardım gönderildiği
iddia edildi. |
| AB Dönem Başkanı Simitis'le birlikte bir basın toplantısı
düzenleyen AB Komisyonu'nun Başkanı Prodi, Yunanistan'ın
AB dönem başkanlığı sırasında Balkan ülkelerinin birlik
ile ilişkilerinin gelişeceğini umduğunu, balkan ülkelerinin
tümünün ileride AB üyesi olabileceklerini kaydederken,
Türkiye'nin Balkan ülkesi olmadığını vurguladı.
|
| Türkiye'deki yeni yönetime çağrıda bulunan Ermenistan
Dışişleri Bakanı Oskanyan, "Türkiye ile istenilen
zamanda koşulsuz olarak diplomatik ilişki kurmaya hazırız"
dedi. |
| Kuzey Kore, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşmasından
(NPT) çekildiğini açıklayıp, ABD'ye meydan okurken; Rusya,Japonya'nın
hak ilan ettiği Kuril Adaları'ndan dördünün aidiyetinin
tartışmalı olduğunu kabul etti. Taraflar barış anlaşması
için enerjik görüşmelerin yapılması gerektiği konusunda
uzlaştı. |
| Otomotiv Sanayii Derneği verilerine göre, iç pazarda
yıllık toplam satışlar 2001'de %11, 2000'e göre ise %74
azalırken, ihracat 2001'e göre %30 arttı. |
| Telekom piyasasının 2003 yılı sonunda rekabete açılacak
olmasına hazırlanan Sabancı Holding, Ali İsmail Sabancı
başkanlığında 500 milyar lira sermaye ile telekom şirketi
kurdu. |
| Eskişehir'de McDonalds'a, kapalı olduğu saatlerde pompalı
tüfeklerle ateş edildi. |
|
| TSK
ile AKP'nin GÖLGE DANSI |
|
AKP
ve TSK, benzer güçler tarafından yıpratıcı bir
psikolojik arenanın tam ortasına yerleştirilmişlerdir.
Birbirine karşı şartlandırılmış bu iki odak kendi
iç çelişkilerini görmezden gelip, "diğeri"ne
karşı dış güçleri dengeleyici unsur olarak kullanmaktadır.
Bu iki odağı psikolojik arenanın ortasına çeken
güçlerin amacı, iki tarafı da yıpratarak kendi
manevra alanlarını maksimize etmektir.
|
"Türk liderler, kamuoyu ile,
yeni bir hükümetle, yeni bir parlamentoyla ve henüz
başbakan olmamış bir kişi ile mücadele ediyor. Bu
yüzden adımlarının hızını kendileri belirlemek zorunda"
Yukarıdaki sözler Colin Powell'e ait.
ABD Dışişleri Bakanı, Washington Post'un Türkiye'nin
"kararsızlığı" ile ilgili yaptığı haberde
yeralan sözlerinde, Türkiye'de, hükümet ve parlamento
ötesinde bir "Türk liderler" grubuna dikkat
çekiyor. Bu sözlerin sarfedildiği hafta içerisinde AKP
hükümetine yönelik medya presi, Genelkurmay'ın "akredite"
gazetecileri çağırdığı kokteylde açtığı yeni psikolojik
cephe ile iyice güçleniyor.
SESAR olarak; Türkiye üzerindeki egemen
güçlerin geçen hafta içerisinde, kafası hayli karışık
olduğu bütün eylemlerine yansıyan iki farklı yapıyı
(TSK ve AKP) psikolojik savaş arenasının tam ortasına
çekip, iki kurumu da kamuoyu önünde yıpratarak en geniş
harekat alanını sağlama operasyonunu hızlandırdığını
tahlil etmekteyiz.
İlginçtir ki, bir tarafta her olasılığa karşı "Z
Planının" dahi olduğunu belirten köklü ve derinlikli
bir kurum içine düşürüldüğü çelişkili denklemin parametrelerini
okumakta zorlanmakta; diğer tarafta genç ve tecrübesiz
kadroların başında bulunduğu bir "iktidar koalisyonu"
iki başlı yapısı ile benzer çelişkiler içerisinde, sözkonusu
kurum ile cepheleşmeye doğru gitmesinin önünü alamamaktadır.
Genelkurmay; "Cumhuriyetin temel prensiplerine"
aykırı bulduğu gazetecileri davet etmediği basın kokteyline,
haklarında her türlü iddialar bulunan basın patronlarını
davet etmekte bir beis görmezken, kokteylden bir kaç
gün önce "sakıncalı" gazeteden "sakıncasız
gazeteye" geçiş yapan bir yazarı davet listesine
almaktadır. Başbakanı "şeriatçı güçleri cesaretlendirmek"
gibi ağır bir dille eleştirmekten çekinmeyen ve "türban"
konusunda siyasi alanı direk müdahale alanı olarak belirleyen
askeri bürokrasi, nedense sözkonusu Irak operasyonu
olunca topu siyasilere atmaktadır. "Türbanın"
Cumhuriyet ilkeleri metrajında gayrimeşruluğunu Anayasa
mahkemesi ve Danıştay kararlarına dayandıranlar, Anayasa
Mahkemesi Başkanı Bumin'in, YAŞ kararlarına Anayasa'nın
125. maddesi gereği yargı yolunun açık olması gerektiği
yolundaki demeçlerini ve Danıştay Başkanı Nuri Alan'ın
Danıştay'ın 134. kuruluş yıldönümünde benzer yönde yaptığı
konuşmayı görmezden gelmektedirler.
127 bin kişilik subay ve astsubay kadrosu içerisinden
iki sene süresince sadece 7 kişinin ihraç edilecek konuma
gelmesi, bir yandan TSK'nın bu konuda uyguladığı süreçlerin
titizliğinin göstergesi iken, diğer yandan TSK personelinin
yaklaşık 18.000'de birini kapsayan bir yapılanmanın,
nasıl olur da kamuoyunun gündemine "tehlike"
olarak taşındığı sorusunu beraberinde getirmektedir.
Topraklarında ABD'nin 80.000 askeri ile yaklaşık 10
üste konuşlanmasını "Körfez Krizine göre bizden
istedikleri daha az" şeklinde değerlendiren bir
komutanın, 127 bin kişilik kadrosundaki 7 ismin ihracını,
kamuoyunun önüne bir "rejim sorunu" olarak
taşıması bünyesinde ciddi ikilemler barındırmaktadır.
Medyanın Genelkurmay basın kokteylini sayfalarına taşıyış
tarzı, dünya basın tarihinde örneği az görülür bir ikiyüzlülük
abidesidir. AB üyelik sürecinde, ordunun toplumdaki
rolünü eleştiren ve sivilleşmeden sözeden kalemlerin,
Genelkurmay Kokteylini, "zarif bir balans ayarı"
şeklinde tanımlamalarla okuyucularına duyurup, askeri
"siyasi güç" olarak sivil kadroların karşısına
oturtmaları, askeri bürokrasinin kör noktasını derinleştirecek
bir gözboyamadır. Bunun en çarpıcı örneği, sözkonusu
KKTC'nin Türkiye'den koparılması olunca adadaki Türk
askerine bağlı radyonun yayınlarını işgalci gücün propagandası
gibi göstermekte beis görmeyen Metin Münir gibi isimlerin,
Genelkurmay'ın kokteyli sonrasında köşesinde kullandığı
, "Asker oldukça Türkiye bir İran veya Suudi
Arabistan'a çevrilemez" tarzı cümlelerin, medyanın
askeri AKP iktidarına karşı bir silah olarak kullandığının
en çarpıcı örneğidir.
Özkök, Genelkurmay Kokteylinde, basının sorumlu davranmasından
bahsederken, Fransa medyasının Cezayir'de yakalanan
Fransız ajanın öldürülmesini moral bozmasın diye nasıl
yayınlamadığını örnek vermiş ve Türk medyasından Kuzey
Irak'taki gelişmeleri gazetecilik aşkı ile değil sorumlulukla
yansıtmalarını istemiştir. Gazetecilik refleksi, Özkök'ün
uyarılarına ihtiyaç kalmayacak kadar körelmiş olan Türk
medyası Özkök'e, Kuzey Irak'ta yabancı gazeteciler cirit
atarken niye Türk gazetecilere izin verilmiyor sorusunu
yöneltme cesaretini gösteremezken; mayınsız düşün tarlasından
gezinmenin rahatlığı ile komutanlar,
"AB'ye herşeye rağmen değil, onurla, eşit şartlarla,
milli ve coğrafi bütünlüğümüzü koruyarak girmenin"
öneminden dem vurmuşlardır. Bu sözler, AB'ye girme yolunda
askeri ana engellerden biri olarak gösteren basın mensuplarının
ve AKP iktidarına karşı cephaneye ihtiyaç duyan patronların
bulunduğu salonda söylenmiştir.
Genelkurmay Başkanı Özkök, YeniÇağ gazetesinden Arslan
Bulut'un, Irak harekatı ile ilgili ABD'nin psikolojik
harekatına dair soruya : "Amerika böyle bir olaya
iki üç sene önceden başlıyor. Belli yazarları maaşa
bağlıyor, belli yazarlara yazılar yazdırıyor, kitaplar
yazdırıyor, medya kuruluşları vasıtası ile psikolojik
harekat yaptırıyor" demiş ve kokteylde geçen bir
başka sohbette, ABD'nin Irak'a müdahalesinin Türkiye'yi
ekonomik, politik ve sosyal yönden etkileyeceğini, iç
ve dış güvenliğinin tehlikeye gireceğini vurgulamıştır.
Bu sözler ile durumun en azından yüzeysel olarak farkında
olduğu anlaşılan Genelkurmay'ın, ABD'nin özellikle Irak
savaşı sonrası politikalarına karşı elini güçlendirmeye
çalıştığı herhalinden belli olan Gül hükümetine, ABD
yetkililerinin ağzı ile "karar verin, herhangi
bir karar kararsızlıktan daha iyidir" şeklinde
baskı yapması tutarlılık içermemektedir. Eğer gerçekten
denildiği gibi askeri bürokrasinin Z politikası var
ise, bu politikalardan bir tanesinin de, hükümetin olası
oyalama taktiğine hazırlıklı olmayı gerektirdiği apaçık
ortadadır. Ayrıca, ABD'nin gazetecilere para ile yazı
yazdırdığından şikayetçi olan bir Genelkurmay Başkanı'nın,
kokteyline davet ettiği bu gazetecileri Cumhuriyetin
temel parametreleri açısından sakıncalı bulmaması dikkat
çekicidir.
Daha önce Kuzey Irak'a onlarca kez binlerce asker sokan,
buralarda çeşitli noktalarda konuşlanan Türk Silahlı
Kuvvetleri'nin "göçmen akınını önlemek maksadı
ile bölgeye asker sokulması için" Meclis kararına
ihtiyaç duyulduğunu ısrarla vurgulaması, siyasi iktidarı
köşeye sıkıştırmaktan ve politika alanını daraltmaktan
başka bir işe yaramamaktadır.
Ringin AKP köşesinde ise, geçen günlere göre daha uyumlu
bir tablo çizilse de, hala ciddi koordinasyon eksikliği
taşıyan bir ekibin izleri görülmektedir.
Öncelikle AKP, Kıbrıs konusunda, dakika birden itibaren
kendini tek ayak üzerinde konuşlandırmanın sıkıntısını
yaşamaktadır. Kamuoyu önünde Kıbrıs politikası konusunda
yaratılan kafa karışıklığı, Türkiye'nin ve KKTC'nin
dış güçler karşısında pazarlık gücünü zayıflatmakla
kalmamakta, aynı zamanda AKP'nin iç politikadaki manevra
alanını da daraltmaktadır.
Dikkat çekilmesi gereken unsur, türban gibi sosyolojik
bir konuda hayli kalın kırmızı çizgiler çeken TSK, ne
Kıbrıs, ne Kuzey Irak konusunda hükümete, en azından
kamuoyu önünde kalın kırmızı çizgiler sunmamıştır. Kuzey
Irak konusunda çok daha planlı bir oyalama taktiği gütmesine
rağmen askeri bürokrasinin baskısına maruz kalan AKP,
Kıbrıs konusunda bütün pazarlık masasını eline yüzüne
bulaştırmasına rağmen aynı baskıyı görmemektedir.
Hükümetin içten ve dıştan baskılar altında bunaldığı
bir dönemde, hele hele Irak konusunda en sağlıklı kararın
verilmesi için baskılardan korunacağı bir psikolojik
küveze alınması gerektiği bir dönemde, Türk Silahlı
Kuvvetleri'nin kendi hükümeti üzerinde en derin reflekslere
hitap eden bir psikolojik cephe açması Türkiye'nin çıkarları
açısından anlaşılmazdır. Başbakan Gül, kendisine yönelik
ağır eleştirileri,
"Ben sorumluluk ve mesuliyet
taşıyan bir kişiyim. Böyle bir ortamda mesuliyet taşıyan,
sorumluluk taşıyan bir kişi olarak ben bunları basın
aracılığı ile konuşmam. Neyi, nerede konuşacağımı da
bilirim. Bizlerin bu tip meseleleri konuşacağımız yerler
vardır. Orada düşüncelerimi açık açık ifade ederim.
Bundan da çekinmem dedi" sözleri ile
ustaca ve gerilimi tırmandırmadan sahibine iade etmiştir.
Gül, Genelkurmay'ın, ABD yetkililerinin ağzı ile hükümeti
Irak konusunda kararsızlıkla suçlamasını ise, "Türkiye'nin
politikası MGK'daki uzlaşma doğrultusunda sürecek. Bu
mutabakatta olması gereken bütün unsurlar vardır. MGK'da
bu açıklanmıştır. Türkiye'yi her türlü senaryoya hazırlamak
hükümetin görevidir. ABD'nin Türkiye'den talepleri sözkonusu
oluyor. Bu talepler değerlendiriliyor, mutabakata varılan
konularla ilgili siyasi irade boşluğu yoktur. Sözlü
de verilmiştir, yazılı da." sözleri
ile savurmaya çaışmıştır. AKP lideri Erdoğan ise, uzun
süredir izlediği, Gül'ü polemikler karşısında yalnız
bırakma ve uzaktan izleme politikasını devam etmiş ve
Kazakistan'da iken konu ile ilgili sorulara, Türkiye
ile ilgili konulara Türkiye dışından demeç vermesinin
doğru olmayacağı ve siyasi gerginlik yaratan taraf olmayacaklarını
belirterek cevap vermiştir.
Aynı Erdoğan, Türkiye dışında iken Türkiye ile ilgili
konularda demeç vermeme prensibini unuttuğundan olsa
gerek, Türk dış politikası ile ilgili Kazakistan'da
sorulan bir soruya ise aynen şöyle cevap vermiştir :
"%66 temsil yetkisiyle
işbaşına geldik. Bugüne kadar dış siyaseti asla yeterli
bulmuyoruz. Bulmadığımız için süratli adımlar attık.
Onun için buradayız. Buradan sonra Çin ve Japonya'ya
gideceğiz. Japonya bu yılı Türk yılı ilan etti. 2003
dünyada Türk yılı ilan edilsin diyoruz"
"AKP'nin gizli dışişleri bakanı" olarak adlandırılan,
Tayyip Erdoğan'la ABD-İsrail merkezli bazı çevreler
arasında köprü görevi üstlenen ve Osmanlı'dan bu yana
devlete başkaldıran Kürt gruplar arasında yeralan bir
aileden gelmesi nedeni ile devletin içinde belli odakların
dikkatini çeken Cüneyt Zapsu isimli şahsın, "Kıbrıs'ta
halk kendi yolunu seçti. Geri dönüşü de olmayacak. Dış
politika yeni dünya düzenine göre belirlenmeli. Dış
politikada herşey karşılıklı çıkara bağlıdır. Büyük
çıkarlar için küçük çıkarlar gözardı edilir. Satrançta
oyunu kazanmak için küçük taşlar verilir"
şeklindeki sözleri ise Tayyip Erdoğan'ı şekillendiren
güçlerin kafayapısını ortaya koymak açısından aydınlatıcıdır.
Bütün bu parametreler, tarafların kendi bünyelerinde
ciddi çelişkiler beslediklerine işaret ederken, tabloyı
bir üst seviyeden incelemek bu çelişkileri daha anlaşılabilir
kılmaktadır.
Tabloya biraz daha derinlik katmak maksadı ile , bu
hafta içinde IKYB lideri Talabani lideri ile IKDP lideri
Barzani'nin nerelerde ne yaptığına bakmak faydalı olacaktır.
Daha bir kaç ay öncesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne
hakaret ettiği gerekçesi ile Türk kamuoyu önünde mimlenen
ve dolayısı ile Türkiye'deki işbirliği alanları daraltılan
Barzani, ancak 1 yıl sonra ziyaret ettiği Ankara'da
AKP Başkan Yardımcısı, CHP lideri Baykal ve Dışişleri
Bakanlığı Müsteşarı ile görüşmeler yapmış ve "Türk
Ordusu bizim hamimizdir" gibi demeçler vermiştir.
Barzani'nin Ankara'yı ziyaret ederken, Kuzey Irak'taki
zorunlu ortağı Talabani, ABD'nin stratejik mesajlarının
taşıyıcısı olarak İran'a gitmiş ve burada İran yönetimine,
ABD'nin İran'ı hedef almayacağı, Irak'ın bölünmeyeceği
gibi taahhütleri iletmiştir. Talabani, bu ziyareti sırasında
Tahran merkezli Şii Irak İslam Devrim Konseyi ile ilişkilerini
derinleştirmesi dikkatle notalınması gereken bir diğer
noktadır. Bu iki görünüşte ayrı ziyaretin gerçekleştiği
hafta içerisinde, ABD, Meclisten 11 milletvekilini (aralarında
Meclis Savunma Komisyonu Başkanvekili de bulunuyor)
Ankara Esenboğa'dan özel bir uçakla alıp Antalya açıklarında
bulunan Truman uçak gemisine gezmeye götürmüş; eski
ABD büyükelçisi Marc Parris, Hürriyet gazetesinin manşetine
taşınan demecinde, "Türkiye
yanıtını geciktirirse, iş barış masasına oturmaya gelince,
paltosu ile bir kenarda beklemek zorunda kalır"
gözdağını vermiştir. Bunların üzerine Yasemin Çongar
gibi Pentagon'a "akredite" gazetecilerin Türk
kamuoyuna taşıdıkları, "Askeri
bir harekatın kısa sürece ve en az zayiatla başarıya
ulaşması, dinamikleri ve olası Irak savaşının sonuçları
konusunda Türk subayları ve diplomatları ile daha açık
bir anlayış işbirliği sağladığımıza inanıyoruz. Hükümetin
ise, bu konuda kamuoyunu bilgilendirmek yerine, kamuoyunun
tepkisinden çekinerek adım atmaktan kaçındığı izlenimi
Washington'da ağır basıyor" şeklindeki
mesajları da eklediğinizde, taktik-stratejik alanda
anlaştığı belli olan ABD ve TSK'nın, Abdullah Gül'ün
şahsiyetinde siyasi iradeyi kuşatmaya çalıştığı tablosu
ortaya çıkmaktadır.
Yukarıdaki tabloyu en doğru şekilde okuması gereken
kurumların, aynı merkezler tarafından birbirlerine karşı
cepheleştirildiklerini görmemesi Türkiye'nin küresel
Ortadoğu operasyonunda kararsız kalmasından daha vahim
sonuçlar doğuracaktır.
Bir yandan, kemikleşmiş refleksleri ile Cumhuriyeti
koruyabileceğini zanneden bürokratik kadrolar, Kıbrıs
planı ile Türk'ün Anadolu'ya hapsedileceğinden bahsederken,
diğer yandan ülkeye 80 bin ABD askerinin konuşlanmasının
hukuki zeminini tartışmakta. Diğer yandan, altındaki
taban ile üstündeki tavan arasında gittikçe sıkışan
siyasi kadrolar, güçlü iç odaklara karşı, güçlü dış
odaklarının desteğini alma karşılığında, ülkenin köklü
çıkarlarını zedeleyecek politik savrulmalara meydan
vermektedirler.
Türkiye'nin psikolojik arenasına çıkarılan iki aktör,
ikisinin de ölümüne aynı kralın karar vereceğini görmezden
gelip, birbirlerini "diğer", kralı "destek"
olarak algılama hatası içinde kendi sonlarını hazırlamaktadırlar.
Bu psikolojik kör döğüşünün acilen son bulması gerekmektedir.
Burada siyasetçisinden, bürokratına herkesin köklü ve
cesur adımlar atması şarttır.
|
|
|
|
|
TAKTİK
TAKVİM
|
| 12 Ocak |
Tayyip Erdoğan'ın
Çin gezisi başlıyor |
| 13 Ocak |
TÜSİAD, "Enflasyon
ve Büyüme Dinamikleri - Gelişmekte Olan Ülke Deneyimleri
Işığında Türkiye Analizi" başlıklı raporunu Devlet
Bakanı Ali Babacan'ın da katılacağı toplantıyla açıklayacak |
| 13 Ocak |
Üslerde ve
tesislerde incelemelerde bulunmak üzere 150 kişilik ABD
heyeti geliyor. |
| 14 Ocak |
Kofi Annan
planına destek için KKTC'de 3. miting düzenleniyor. |
| 15 Ocak |
Irak muhalefetinin
ilk koordinasyon komitesi toplantısı Erbil'de toplanıyor.
Toplantının ana oyuncuları Talabani'nin başkanlığındaki
IKYB ile Şii Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi. |
| 16 Ocak |
IMF heyeti
Ankara'ya gelerek bütçeyi denetleyecek. |
| 17 Ocak |
Tayyip Erdoğan'ın
Çin gezisi sona eriyor. |
| 19-20 Ocak |
ABD Genelkurmay
Başkanı Ankara'da görüşmelerde bulunacak |
| 19 Ocak |
TOBB hükümet
yetkilileri ve üst düzey bürokratları Ekonomi Zirvesi'nde
biraraya getiriyor |
| 19-21 Ocak |
Baykal, Roma'da
Sosyalist Entarnasyonel Konsey Toplantısı'na katılacak.
Baykal'a , CHP Genel Başkan Yardımcısı İnal Batu ile Kemal
Derviş de eşlik ediyor. |
| 21 Ocak |
Hazine'nin
5.4 katrilyonluk yüklü bir itfası var. |
| 23 Ocak |
Partilerin,
Siirt seçimleri için adaylarını YSK'ya bildirmeleri için
son tarih. |
| 23 Ocak |
Üsleri ve tesisleri
incelemeye gelen 150 kişilik ABD heyetinin incelemesinin
bugün sona ermesi bekleniyor |
| 23-25 Ocak |
Davos'ta başlayacak
Dünya Ekonomik Forumu'na Abdullah Gül, Abdullah Gül, Yaşar
Yakış, Ali Babacan, Vecdi Gönül çeşitli oturumlarda konuşmacı
olarak katılacak. |
| 31 Ocak |
AB Dönem Başkanı
Yunanistan Dışişleri Bakanı, AB'nin bir sonraki dönem
başkanı İtalya'nın Dışişleri Bakanı, AB Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Verheugen ve AB Ortak Güvenlik ve Dış Politika
Yüksek Temsilcisi Javier Solana'nın da katılımı ile AB
Troykası Ankara'da toplanacak. |
| |
|
| 16 ŞUBAT |
Kıbrıs Rum
kesiminde başkanlık seçimleri yapılıyor. |
| 22 ŞUBAT |
Necmettin
Erbakan'ın siyasi yasağı kalkıyor. Recai Kutan'ın bir
gün sonra istifa ederek, SP'nin başına Erbakan'ın geçmesi
bekleniyor. |
| 28
ŞUBAT |
BM'nin
Kıbrıs Planı uyarınca, tarafların Annan planı ismi verilen
anlaşma taslağını müzakere edip sonuçlandırmaları için
son tarih |
| 9 MART |
Tayyip Erdoğan'ı
Meclise sokması beklenen Siirt seçimleri |
| 14 NİSAN |
AB ile Kıbrıs
Rum Kesimi arasında üyelik /katılım anlaşması imzalanarak,
Kıbrıs Rum Kesimi resmen AB üyesi oluyor. |
| |
|