<%@language=vbscript codepage=1254%> <% Response.Expires = -1000 Response.Buffer = TRUE Response.CacheControl ="private" %>
   
JEO-KRİTİK 
Sayı : 2
Haftalık Analitik Bülten
(www.sesar.com.tr)
13 Ocak 2003
HAFTANIN İÇİNDEN

THY'nin İstanbul-Diyarbakır seferini yapan RJ-100 tipi uçağı içindeki 80 kişi ile birlikte Diyarbakır Havaalanına inişe geçtiği sırada düştü. 6 kişinin kurtulduğu kazada yolcular yanarak can verirken, havaalanında ILS sisteminin neden kurulmadığı, pilotaj hatası olup olmadığı, uçağın yeterliliği gibi konular tartışma konusu oldu. Uçaktaki yabancı yolcuların sayısı ve kimliği spekülasyon konusu oldu. Düşen uçakta, kimliği açıklanmayan bir yabancı olduğu öne sürüldü. Kaza ile yapılan açıklamada 9 yabancı var denilirken, Emniyet'in Dışişleri Bakanlığı'na yolladığı yazıda uçaktaki 10 yabancı hakkında bilgi yeraldığı ve bu yabancılardan birinin kimliğinin gizlendiği belirtiliyor.

Malatya Erhaç havaalanından kalkan iki keşif uçağı Malatya Akçakale Yalınköyü semaları üzerindeyken iddiaya göre "birbirlerine çarparak" düştü. Tam bir yıl önce aynı tarihten bir gün sonra 10 Ocak 2001'de yine iki RF-4 uçağı "çarpışarak" düşmüş pilotlar atlayarak kurtulmuştu. Türkiye'nin elindeki yaklaşık 150 RF-4 keşif uçağının 54 tanesinin İsrail tarafından modernize edildiği biliniyor. İki sene önce de, 16 Mayıs 2001 tarihinde içinde 34 kişilik Özel Kuvvet timi taşıyan CASA tipi uçak yine aynı bölgede Akçadağ'a 10 kilometre uzaklıktaki Güzyurdu ile Yağmurlu köyleri arasındaki boş alana düşmüştü.
ABD'nin Türkiye'ye konuşlandırmayı istediği askerlerle ilgili hukuk protokolunda "uzlaşma" sağlandığı belirlendi. Uzlaşmaya göre, ABD'li askerler görev dışında suç işlerse Türk hukukuna göre yargılanacak, cezasını ABD'de çekebilecek. Askerlerin görev sırasında veya birbirlerine karşı işlediği suçlar ABD hukukuna tabi olacak. Başbakan Gül, 150 kişilik heyetin 12 Ocak-23 Ocak tarihleri arasında gerçekleştireceği inceleme için onayı imzaladığını belirtti.
Hükümet haftayı üst düzey gezilerle geçirdi. AKP lideri Erdoğan, Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan'da üst düzey temaslarda bulunurken, Başbakan Abdullah Gül; Ürdün ve Mısır'ın ardından Suudi Arabistan'a geçti. Medyada S.Arabistan'ın Gül'e tarih vermeyerek mesafe koyduğu haberlerine rağmen, Başbakan Kral Fahd tarafından kabul edilerek üst düzeyde karşılandı. Erdoğan'ın Azerbaycan'daki gezisinde PKK'nın bölgedeki faaliyetlerinden sıkıntıları dile getirmesi Türk medyasında fazla yer bulmazken, Azerbeycan medyasında geniş yankı uyandırdı.
Erdoğan'a Siirt seçimlerinde milletvekili olma yolunu da açan uyum paketi Sezer tarafından onaylanıp, Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Paket ile siyasi partilerin kapatılması zorlaştırılırken, siyasi partilere üye olma şartları gevşetildi, işkence ve kötü muamele suçlarının para cezasına çevrilmesi engellendi, cemaat vakıflarının Bakanlar Kurulu kararı olmadan, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün onayı ile taşınmaz mal edinmelerinin önü açıldı.
ANAP Genel Başkanlığı'na Lütfullah Kayalar'ı 212 oyla geçip 640 oy alan Ali Talip Özdemir seçildi. Kongre sönük geçerken, Yılmaz, kongreye gelmeyerek tarafsızlık görüntüsü verdi.
Köşesinde Necip Hablemitoğlu ile ilgili yeni iddialara yerveren Enis Berberoğlu, Hablemitoğlu'nun yazdıklarından değil yazamadıklarından dolayı vurulduğunu belirterek, eline bir Türk Cemaatinin Kafkasya'da ABD gizli servisleri çalıştığı yolunda belgelerin ulaştığını ve bunu açıklayamadan öldürüldüğünü belirtti.
Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen başkanlığında Irak'a giden 350 işadamlık Türk heyeti Bağdat'ta Irak Ticaret Bakanı tarafından karşılandıktan sonra ikili görüşmelerde bulundu. Irak, BM'den Türk firmaları ile ilgili ihalelere öncelik verilmelsini talep edilmesini isteyeceklerini belirtirken, Tüzmen ve işadamları gezinin zamanlamasını eleştiren basını kınayan açıklamalar yaptılar.
TBMM, 13-15 Ocakta KKTC'yi ziyaret edecek Arınç Başkanlığındaki heyetin, 14 Ocakta gerçekleştirilecek "Annan Planı lehine mitinge" katılacağı yolundaki haberleri yalanladı.
DHKP-C'li Yusuf Karataş Belçika'da yakalandı. Para ve kadın yüzünden çıktığı belirtilen bir kavgada yakalandığı öne sürülen Karataş'ın iadesinin gündeme gelip gelmeyeceği merak konusu.
Hükümetten ve Dışişleri'nden "Kıbrıs politikasında değişikliğe gidileceği" yolundaki beyanların ardından, CHP lideri Baykal, "devlet politikası" olduğunu vurguladığı Kıbrıs politikasının değişip değişmediğini iştişare için seri ziyaretlere başladı. Sezer, TBMM Başkanı Arınç ve Orgeneral Özkök ile görüşen Baykal, hükümetin dış politikada sık sık U-dönüşü yapmasından şikayetçi oldu.
Medyada yeralan Türk Silahlı Kuvvetleri aleyhine demeçleri nedeni ile Ankara ile arasında soğuk rüzgarlar esen KDP lideri Barzani 1 yıl aradan sonra Ankara'ya gelip, AKP, CHP ve Dışişleri ile görüşmeler yaptı. Geçen ay Türkiye'de bulunan IKYB lideri Talabani ise, Şii ağırlıklı Irak İslam Devrim Konseyi ile işbirliği ile işbirliğini derinleştirdiği bir İran ziyareti gerçekleştirdi. Talabani'nin İran'da görüşmeler yaptığı sırada Barzani'nin temaslarında "siz bizim hamimizsiniz" ifadesini kullandığı öne sürüldü.
Hükümet Diyanet İşleri Başkanlığı'nı Cumhurbaşkanlığına bağlayacak ve Diyanet İşleri Başkanı seçimini kurumun karar organı niteliğinde oluşturulacak Seçici Kurul'a bırakacak bir yasa tasarısı hazırladı. Basında yeralan haberlere göre hükümet Diyanet İşleri Başkanı'nı da değiştirmeye hazırlanıyor. Yeni değişikliğin Diyanet bünyesinde cemaatlerin etkisini arttıracağı eleştirileri yapılıyor.
Ak Parti İstanbul milletvekili Emin Şirin, Kuzey Irak'ta yaşanan gelişmelerle ilgili Genelkurmay Yetkilileri'nin Dışişleri Komisyonuna verdiği bilgilerin basına sızdırılması üzerine, bu bilgileri sızdıran milletvekilinin deşifre edilmesini isteyerek, komisyon üyeliğinden istifa etti.
Baykal'ın danışmanı İstanbul Milletvekili Bülent Tanla, Merkez Yönetim Kurulu üyeliğine seçilemedi.
MHP'de parti içi muhalefet, tüm üye kayıtlarının silinmesi sebebiyle genel merkez yönetimini mahkemeye verme kararı aldı.
Başbakan Gül, 2003 bütçesine dair yaptığı basın toplantısında, kaynak arayışında olan hükümetin mali disiplinin sağlanması amacıyla aldığı yapısal tedbirlerden, 3.7 katrilyonu gelir arttırıcı, 2.5'i ise harcamada tasarruf olmak üzere toplam 6.2 katrilyon ek gelir beklediğini açıkladı. Tütün mamülleri ve alkollu içeceklerden alınan Özel Tüketim Vergisi'nin de arttırılacağını belirten Başbakan, bütçede tespit edilen rakamların hiçbir şekilde aşılmayacağını, sadece araç alımı tasarrufundan 1 katrilyon gelir beklendiğini, vergi barışı sayesinde borçların yeniden yapılandırılması sayesinde 2.4 katrilyon lira ek gelir beklendiğini söyledi. IMF ile aralarında gerginlik olmadığını vurgulayan Gül, hükümetin ekonomi politikalarından kimsenin kuşku duymaması gerektiğini belirtti.
Gelen tepkiler üzerine ekonomik söyleminde ince ayar yapan hükümetin Devlet Bakanı Ali Babacan, Türk-Amerikan İş Konseyleri Genel Kurulları'nın öğle yemeğinde yaptığı konuşmada, genel makro ekonomik çerçeve içerisinde başlıca önceliklerinin %6.5 faiz dışı fazla hedefinin tutturulması olduğunu söyledi. Bu açıklamalar, hükümetin emeklilere yaptığı maaş artışlarının IMF politikalarından sapış olarak yorumlanmaya başlaması, piyasalarda "tedirginlik" psikolojisinin yayılması ve bunun üzerine IMF Genel Başkan Yardımcısı'nın Türkiye'ye geleceği haberleri üzerine yapılmasının hemen ardından geldi. Bu arada yatırım bankaları Merrill Lynch, Deutsche Bank ve JP Morgan'da Türk piyasalarında oluşan güvensizliğin hükümetin çelişkili açıklamalarından kaynaklandığını belirtten raporlar yayınladılar.
AKP hükümeti, medyada yeralan baskılar üzerine, İhale Yasası'nda yapmayı planladığı değişiklikleri yumuşattı. Yeni değişiklik tasarısı ile emanet usulü ihale limiti 10 trilyondan 1 trilyona çekilirken, ödeneksiz ihaleye çıkılmasından vazgeçiliyor. Değişiklik tasarısında Belediye iştiraklerine ilişkin istisnai düzenlemeler korunurken, istisnalar askeri alımları da kapsayacak şekilde genişletildi.
2003 yılını değerlendiren bir açıklama yapan Merkez Bankası, 2002 yılında enflasyon üzerinde sınırlayıcı bir etki gösteren iç talebin 2003 yılında enflasyonist bir baskı oluşturacak şekilde canlanma olasılığına dikkat çekilerek, Irak harekatı, doviz kuru ve petrol fiyatları dışsal olumsuz etkenler olarak sıralandı.
AKP İstanbul milletvekili Emin Şirin'in Başbakan Abdullah Gül'ün cevaplaması istemiyle verdiği TSMF'ye devredilen bankalarla ilgili soru önergesini yanıtlayan Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, "Çukurova Grubu'nun 20 milyar dolar ulaştığı iddia edilen değeri konusunda Grup tarafından sunulmuş gerçekçi bilgi, belge yoktur. Çukurova Grubu bunca varlığına rağmen borçlarının faizini dahi ödememektedir. Çukurova Grubu elindeki gazete ve televizyon kanallarını kullanarak gerçeği saptırmaktadır" şeklinde ifadeler kullandı.
Maliye Bakanı Unakıtan, yeni "Vergi Affı Yasa Tasarısı" ile kendisinin de af kapsamına girdiği yolundaki haberleri yalanlayarak, kendisi ile sözkonusu davanın tasarı kapsamında olmadığını vurguladı.
Sabah gazetesinde yeralan, "Dışbank'ın Aydın Doğan'ın şirketlerine bankalar kanunu limitleri üzerinde kredi kullandırdığı" yolundaki haberler üzerine Dışbank Yönetim Kurulu ve Aydın Doğan Grubu'ndan haberlere yalanlama geldi.
Samsun'daki Balıkçılardan, İstanbul'da sivil toplum örgütlerine kadar bir çok sivil toplum örgütünün gerçekleştirdiği savaş karşıtı gösterilere büyük medyanın yervermediği gözlendi.
AKP iktidarının hükümete gelmesinin ardından benzine 8. kez zam geldi ve kurşunsuz benzinin fiyatı 1 milyon 756 bin liraya, süper benzinin fiyatı 1 milyon 759 bin liraya yükseldi.
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener hükümetin yeni özelleştirme politikasına dair paketi açıkladı. Pakete göre şirketler, başarı kriterleri çerçevesinde aylık ve üçer aylık değerlendirmelere tabi tutularak, bu şirketlerin yöneticileri bu kriterler çerçevesinde ödüllendirilecek. Zarar eden kuruluşlar için iki kez ihaleye çıkılacak. Her iki ihalede de satışı olmayan kurum ve kuruluşlar en kısa sürede kapatılacak fakat çalışanlar mağdur edilmeyecek.
Mali Milat ile "Nereden Buldun" uygulamasını kaldıran yasa Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Yasanın devreye girmesi ile , özel işlem vergileri ile Özel İletişim Vergisi yarın yeniden yürürlüğe girdi.
57. hükümet ile memur sendikaları arasındaki anlaşmazlık nedeni ile AKP iktidarına kalan toplusözleşme sürecinin ilk toplantısında, KSK ve Kamusen, AKP'nin önerilerinin dikkate almaması halinde haklarını sokakta arayacaklarını vurguladı. Sendikalar en düşük memur maaşının 672 milyona çıkarılmasını istiyor.
Almanya'nın en yüksek tirajlı gazetesinin "Türkiye'nin AB üyeliği için halkoylaması yapılsın mı, yapılmasın mı" anketinde, ankete katılanların %74'ü Türkiye'nin AB üyeliğinin halkoylaması ile belirlenmesi gerektiği yönünde oy kullandı.
Yeni Şafak'ta Taha Kıvanç kod adı ile yazan Fehmi Koru, köşesinde 2 milyar dolara malolmasına rağmen atıl durumda bulunan Sabiha Gökçen havaalanının ABD için Irak harekatında kullanılmak üzere yapıldığı iddiasını ortaya attı.
KKTC'de Asil Nadir'e bağlı gazetenin Denktaş aleyhine yayınlara ağırlık verdiği gözlenirken, Kofi Annan planına destek mitingi yapan çevrelere Kıbrıs Rum Kesimi'nden bir siyasi parti kanalı ile 100 bin Euro yardım gönderildiği iddia edildi.
AB Dönem Başkanı Simitis'le birlikte bir basın toplantısı düzenleyen AB Komisyonu'nun Başkanı Prodi, Yunanistan'ın AB dönem başkanlığı sırasında Balkan ülkelerinin birlik ile ilişkilerinin gelişeceğini umduğunu, balkan ülkelerinin tümünün ileride AB üyesi olabileceklerini kaydederken, Türkiye'nin Balkan ülkesi olmadığını vurguladı.
Türkiye'deki yeni yönetime çağrıda bulunan Ermenistan Dışişleri Bakanı Oskanyan, "Türkiye ile istenilen zamanda koşulsuz olarak diplomatik ilişki kurmaya hazırız" dedi.
Kuzey Kore, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşmasından (NPT) çekildiğini açıklayıp, ABD'ye meydan okurken; Rusya,Japonya'nın hak ilan ettiği Kuril Adaları'ndan dördünün aidiyetinin tartışmalı olduğunu kabul etti. Taraflar barış anlaşması için enerjik görüşmelerin yapılması gerektiği konusunda uzlaştı.
Otomotiv Sanayii Derneği verilerine göre, iç pazarda yıllık toplam satışlar 2001'de %11, 2000'e göre ise %74 azalırken, ihracat 2001'e göre %30 arttı.
Telekom piyasasının 2003 yılı sonunda rekabete açılacak olmasına hazırlanan Sabancı Holding, Ali İsmail Sabancı başkanlığında 500 milyar lira sermaye ile telekom şirketi kurdu.
Eskişehir'de McDonalds'a, kapalı olduğu saatlerde pompalı tüfeklerle ateş edildi.
 

 

 

 

TSK ile AKP'nin GÖLGE DANSI
AKP ve TSK, benzer güçler tarafından yıpratıcı bir psikolojik arenanın tam ortasına yerleştirilmişlerdir. Birbirine karşı şartlandırılmış bu iki odak kendi iç çelişkilerini görmezden gelip, "diğeri"ne karşı dış güçleri dengeleyici unsur olarak kullanmaktadır. Bu iki odağı psikolojik arenanın ortasına çeken güçlerin amacı, iki tarafı da yıpratarak kendi manevra alanlarını maksimize etmektir.

"Türk liderler, kamuoyu ile, yeni bir hükümetle, yeni bir parlamentoyla ve henüz başbakan olmamış bir kişi ile mücadele ediyor. Bu yüzden adımlarının hızını kendileri belirlemek zorunda"

Yukarıdaki sözler Colin Powell'e ait. ABD Dışişleri Bakanı, Washington Post'un Türkiye'nin "kararsızlığı" ile ilgili yaptığı haberde yeralan sözlerinde, Türkiye'de, hükümet ve parlamento ötesinde bir "Türk liderler" grubuna dikkat çekiyor. Bu sözlerin sarfedildiği hafta içerisinde AKP hükümetine yönelik medya presi, Genelkurmay'ın "akredite" gazetecileri çağırdığı kokteylde açtığı yeni psikolojik cephe ile iyice güçleniyor.

SESAR olarak; Türkiye üzerindeki egemen güçlerin geçen hafta içerisinde, kafası hayli karışık olduğu bütün eylemlerine yansıyan iki farklı yapıyı (TSK ve AKP) psikolojik savaş arenasının tam ortasına çekip, iki kurumu da kamuoyu önünde yıpratarak en geniş harekat alanını sağlama operasyonunu hızlandırdığını tahlil etmekteyiz.

İlginçtir ki, bir tarafta her olasılığa karşı "Z Planının" dahi olduğunu belirten köklü ve derinlikli bir kurum içine düşürüldüğü çelişkili denklemin parametrelerini okumakta zorlanmakta; diğer tarafta genç ve tecrübesiz kadroların başında bulunduğu bir "iktidar koalisyonu" iki başlı yapısı ile benzer çelişkiler içerisinde, sözkonusu kurum ile cepheleşmeye doğru gitmesinin önünü alamamaktadır.

Genelkurmay; "Cumhuriyetin temel prensiplerine" aykırı bulduğu gazetecileri davet etmediği basın kokteyline, haklarında her türlü iddialar bulunan basın patronlarını davet etmekte bir beis görmezken, kokteylden bir kaç gün önce "sakıncalı" gazeteden "sakıncasız gazeteye" geçiş yapan bir yazarı davet listesine almaktadır. Başbakanı "şeriatçı güçleri cesaretlendirmek" gibi ağır bir dille eleştirmekten çekinmeyen ve "türban" konusunda siyasi alanı direk müdahale alanı olarak belirleyen askeri bürokrasi, nedense sözkonusu Irak operasyonu olunca topu siyasilere atmaktadır. "Türbanın" Cumhuriyet ilkeleri metrajında gayrimeşruluğunu Anayasa mahkemesi ve Danıştay kararlarına dayandıranlar, Anayasa Mahkemesi Başkanı Bumin'in, YAŞ kararlarına Anayasa'nın 125. maddesi gereği yargı yolunun açık olması gerektiği yolundaki demeçlerini ve Danıştay Başkanı Nuri Alan'ın Danıştay'ın 134. kuruluş yıldönümünde benzer yönde yaptığı konuşmayı görmezden gelmektedirler.

127 bin kişilik subay ve astsubay kadrosu içerisinden iki sene süresince sadece 7 kişinin ihraç edilecek konuma gelmesi, bir yandan TSK'nın bu konuda uyguladığı süreçlerin titizliğinin göstergesi iken, diğer yandan TSK personelinin yaklaşık 18.000'de birini kapsayan bir yapılanmanın, nasıl olur da kamuoyunun gündemine "tehlike" olarak taşındığı sorusunu beraberinde getirmektedir. Topraklarında ABD'nin 80.000 askeri ile yaklaşık 10 üste konuşlanmasını "Körfez Krizine göre bizden istedikleri daha az" şeklinde değerlendiren bir komutanın, 127 bin kişilik kadrosundaki 7 ismin ihracını, kamuoyunun önüne bir "rejim sorunu" olarak taşıması bünyesinde ciddi ikilemler barındırmaktadır.

Medyanın Genelkurmay basın kokteylini sayfalarına taşıyış tarzı, dünya basın tarihinde örneği az görülür bir ikiyüzlülük abidesidir. AB üyelik sürecinde, ordunun toplumdaki rolünü eleştiren ve sivilleşmeden sözeden kalemlerin, Genelkurmay Kokteylini, "zarif bir balans ayarı" şeklinde tanımlamalarla okuyucularına duyurup, askeri "siyasi güç" olarak sivil kadroların karşısına oturtmaları, askeri bürokrasinin kör noktasını derinleştirecek bir gözboyamadır. Bunun en çarpıcı örneği, sözkonusu KKTC'nin Türkiye'den koparılması olunca adadaki Türk askerine bağlı radyonun yayınlarını işgalci gücün propagandası gibi göstermekte beis görmeyen Metin Münir gibi isimlerin, Genelkurmay'ın kokteyli sonrasında köşesinde kullandığı , "Asker oldukça Türkiye bir İran veya Suudi Arabistan'a çevrilemez" tarzı cümlelerin, medyanın askeri AKP iktidarına karşı bir silah olarak kullandığının en çarpıcı örneğidir.

Özkök, Genelkurmay Kokteylinde, basının sorumlu davranmasından bahsederken, Fransa medyasının Cezayir'de yakalanan Fransız ajanın öldürülmesini moral bozmasın diye nasıl yayınlamadığını örnek vermiş ve Türk medyasından Kuzey Irak'taki gelişmeleri gazetecilik aşkı ile değil sorumlulukla yansıtmalarını istemiştir. Gazetecilik refleksi, Özkök'ün uyarılarına ihtiyaç kalmayacak kadar körelmiş olan Türk medyası Özkök'e, Kuzey Irak'ta yabancı gazeteciler cirit atarken niye Türk gazetecilere izin verilmiyor sorusunu yöneltme cesaretini gösteremezken; mayınsız düşün tarlasından gezinmenin rahatlığı ile komutanlar, "AB'ye herşeye rağmen değil, onurla, eşit şartlarla, milli ve coğrafi bütünlüğümüzü koruyarak girmenin" öneminden dem vurmuşlardır. Bu sözler, AB'ye girme yolunda askeri ana engellerden biri olarak gösteren basın mensuplarının ve AKP iktidarına karşı cephaneye ihtiyaç duyan patronların bulunduğu salonda söylenmiştir.

Genelkurmay Başkanı Özkök, YeniÇağ gazetesinden Arslan Bulut'un, Irak harekatı ile ilgili ABD'nin psikolojik harekatına dair soruya : "Amerika böyle bir olaya iki üç sene önceden başlıyor. Belli yazarları maaşa bağlıyor, belli yazarlara yazılar yazdırıyor, kitaplar yazdırıyor, medya kuruluşları vasıtası ile psikolojik harekat yaptırıyor" demiş ve kokteylde geçen bir başka sohbette, ABD'nin Irak'a müdahalesinin Türkiye'yi ekonomik, politik ve sosyal yönden etkileyeceğini, iç ve dış güvenliğinin tehlikeye gireceğini vurgulamıştır. Bu sözler ile durumun en azından yüzeysel olarak farkında olduğu anlaşılan Genelkurmay'ın, ABD'nin özellikle Irak savaşı sonrası politikalarına karşı elini güçlendirmeye çalıştığı herhalinden belli olan Gül hükümetine, ABD yetkililerinin ağzı ile "karar verin, herhangi bir karar kararsızlıktan daha iyidir" şeklinde baskı yapması tutarlılık içermemektedir. Eğer gerçekten denildiği gibi askeri bürokrasinin Z politikası var ise, bu politikalardan bir tanesinin de, hükümetin olası oyalama taktiğine hazırlıklı olmayı gerektirdiği apaçık ortadadır. Ayrıca, ABD'nin gazetecilere para ile yazı yazdırdığından şikayetçi olan bir Genelkurmay Başkanı'nın, kokteyline davet ettiği bu gazetecileri Cumhuriyetin temel parametreleri açısından sakıncalı bulmaması dikkat çekicidir.

Daha önce Kuzey Irak'a onlarca kez binlerce asker sokan, buralarda çeşitli noktalarda konuşlanan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin "göçmen akınını önlemek maksadı ile bölgeye asker sokulması için" Meclis kararına ihtiyaç duyulduğunu ısrarla vurgulaması, siyasi iktidarı köşeye sıkıştırmaktan ve politika alanını daraltmaktan başka bir işe yaramamaktadır.

Ringin AKP köşesinde ise, geçen günlere göre daha uyumlu bir tablo çizilse de, hala ciddi koordinasyon eksikliği taşıyan bir ekibin izleri görülmektedir.

Öncelikle AKP, Kıbrıs konusunda, dakika birden itibaren kendini tek ayak üzerinde konuşlandırmanın sıkıntısını yaşamaktadır. Kamuoyu önünde Kıbrıs politikası konusunda yaratılan kafa karışıklığı, Türkiye'nin ve KKTC'nin dış güçler karşısında pazarlık gücünü zayıflatmakla kalmamakta, aynı zamanda AKP'nin iç politikadaki manevra alanını da daraltmaktadır.

Dikkat çekilmesi gereken unsur, türban gibi sosyolojik bir konuda hayli kalın kırmızı çizgiler çeken TSK, ne Kıbrıs, ne Kuzey Irak konusunda hükümete, en azından kamuoyu önünde kalın kırmızı çizgiler sunmamıştır. Kuzey Irak konusunda çok daha planlı bir oyalama taktiği gütmesine rağmen askeri bürokrasinin baskısına maruz kalan AKP, Kıbrıs konusunda bütün pazarlık masasını eline yüzüne bulaştırmasına rağmen aynı baskıyı görmemektedir.

Hükümetin içten ve dıştan baskılar altında bunaldığı bir dönemde, hele hele Irak konusunda en sağlıklı kararın verilmesi için baskılardan korunacağı bir psikolojik küveze alınması gerektiği bir dönemde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kendi hükümeti üzerinde en derin reflekslere hitap eden bir psikolojik cephe açması Türkiye'nin çıkarları açısından anlaşılmazdır. Başbakan Gül, kendisine yönelik ağır eleştirileri,
"Ben sorumluluk ve mesuliyet taşıyan bir kişiyim. Böyle bir ortamda mesuliyet taşıyan, sorumluluk taşıyan bir kişi olarak ben bunları basın aracılığı ile konuşmam. Neyi, nerede konuşacağımı da bilirim. Bizlerin bu tip meseleleri konuşacağımız yerler vardır. Orada düşüncelerimi açık açık ifade ederim. Bundan da çekinmem dedi" sözleri ile ustaca ve gerilimi tırmandırmadan sahibine iade etmiştir. Gül, Genelkurmay'ın, ABD yetkililerinin ağzı ile hükümeti Irak konusunda kararsızlıkla suçlamasını ise, "Türkiye'nin politikası MGK'daki uzlaşma doğrultusunda sürecek. Bu mutabakatta olması gereken bütün unsurlar vardır. MGK'da bu açıklanmıştır. Türkiye'yi her türlü senaryoya hazırlamak hükümetin görevidir. ABD'nin Türkiye'den talepleri sözkonusu oluyor. Bu talepler değerlendiriliyor, mutabakata varılan konularla ilgili siyasi irade boşluğu yoktur. Sözlü de verilmiştir, yazılı da." sözleri ile savurmaya çaışmıştır. AKP lideri Erdoğan ise, uzun süredir izlediği, Gül'ü polemikler karşısında yalnız bırakma ve uzaktan izleme politikasını devam etmiş ve Kazakistan'da iken konu ile ilgili sorulara, Türkiye ile ilgili konulara Türkiye dışından demeç vermesinin doğru olmayacağı ve siyasi gerginlik yaratan taraf olmayacaklarını belirterek cevap vermiştir.

Aynı Erdoğan, Türkiye dışında iken Türkiye ile ilgili konularda demeç vermeme prensibini unuttuğundan olsa gerek, Türk dış politikası ile ilgili Kazakistan'da sorulan bir soruya ise aynen şöyle cevap vermiştir : "%66 temsil yetkisiyle işbaşına geldik. Bugüne kadar dış siyaseti asla yeterli bulmuyoruz. Bulmadığımız için süratli adımlar attık. Onun için buradayız. Buradan sonra Çin ve Japonya'ya gideceğiz. Japonya bu yılı Türk yılı ilan etti. 2003 dünyada Türk yılı ilan edilsin diyoruz"

"AKP'nin gizli dışişleri bakanı" olarak adlandırılan, Tayyip Erdoğan'la ABD-İsrail merkezli bazı çevreler arasında köprü görevi üstlenen ve Osmanlı'dan bu yana devlete başkaldıran Kürt gruplar arasında yeralan bir aileden gelmesi nedeni ile devletin içinde belli odakların dikkatini çeken Cüneyt Zapsu isimli şahsın, "Kıbrıs'ta halk kendi yolunu seçti. Geri dönüşü de olmayacak. Dış politika yeni dünya düzenine göre belirlenmeli. Dış politikada herşey karşılıklı çıkara bağlıdır. Büyük çıkarlar için küçük çıkarlar gözardı edilir. Satrançta oyunu kazanmak için küçük taşlar verilir" şeklindeki sözleri ise Tayyip Erdoğan'ı şekillendiren güçlerin kafayapısını ortaya koymak açısından aydınlatıcıdır.

Bütün bu parametreler, tarafların kendi bünyelerinde ciddi çelişkiler beslediklerine işaret ederken, tabloyı bir üst seviyeden incelemek bu çelişkileri daha anlaşılabilir kılmaktadır.

Tabloya biraz daha derinlik katmak maksadı ile , bu hafta içinde IKYB lideri Talabani lideri ile IKDP lideri Barzani'nin nerelerde ne yaptığına bakmak faydalı olacaktır. Daha bir kaç ay öncesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne hakaret ettiği gerekçesi ile Türk kamuoyu önünde mimlenen ve dolayısı ile Türkiye'deki işbirliği alanları daraltılan Barzani, ancak 1 yıl sonra ziyaret ettiği Ankara'da AKP Başkan Yardımcısı, CHP lideri Baykal ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı ile görüşmeler yapmış ve "Türk Ordusu bizim hamimizdir" gibi demeçler vermiştir. Barzani'nin Ankara'yı ziyaret ederken, Kuzey Irak'taki zorunlu ortağı Talabani, ABD'nin stratejik mesajlarının taşıyıcısı olarak İran'a gitmiş ve burada İran yönetimine, ABD'nin İran'ı hedef almayacağı, Irak'ın bölünmeyeceği gibi taahhütleri iletmiştir. Talabani, bu ziyareti sırasında Tahran merkezli Şii Irak İslam Devrim Konseyi ile ilişkilerini derinleştirmesi dikkatle notalınması gereken bir diğer noktadır. Bu iki görünüşte ayrı ziyaretin gerçekleştiği hafta içerisinde, ABD, Meclisten 11 milletvekilini (aralarında Meclis Savunma Komisyonu Başkanvekili de bulunuyor) Ankara Esenboğa'dan özel bir uçakla alıp Antalya açıklarında bulunan Truman uçak gemisine gezmeye götürmüş; eski ABD büyükelçisi Marc Parris, Hürriyet gazetesinin manşetine taşınan demecinde, "Türkiye yanıtını geciktirirse, iş barış masasına oturmaya gelince, paltosu ile bir kenarda beklemek zorunda kalır" gözdağını vermiştir. Bunların üzerine Yasemin Çongar gibi Pentagon'a "akredite" gazetecilerin Türk kamuoyuna taşıdıkları, "Askeri bir harekatın kısa sürece ve en az zayiatla başarıya ulaşması, dinamikleri ve olası Irak savaşının sonuçları konusunda Türk subayları ve diplomatları ile daha açık bir anlayış işbirliği sağladığımıza inanıyoruz. Hükümetin ise, bu konuda kamuoyunu bilgilendirmek yerine, kamuoyunun tepkisinden çekinerek adım atmaktan kaçındığı izlenimi Washington'da ağır basıyor" şeklindeki mesajları da eklediğinizde, taktik-stratejik alanda anlaştığı belli olan ABD ve TSK'nın, Abdullah Gül'ün şahsiyetinde siyasi iradeyi kuşatmaya çalıştığı tablosu ortaya çıkmaktadır.

Yukarıdaki tabloyu en doğru şekilde okuması gereken kurumların, aynı merkezler tarafından birbirlerine karşı cepheleştirildiklerini görmemesi Türkiye'nin küresel Ortadoğu operasyonunda kararsız kalmasından daha vahim sonuçlar doğuracaktır.

Bir yandan, kemikleşmiş refleksleri ile Cumhuriyeti koruyabileceğini zanneden bürokratik kadrolar, Kıbrıs planı ile Türk'ün Anadolu'ya hapsedileceğinden bahsederken, diğer yandan ülkeye 80 bin ABD askerinin konuşlanmasının hukuki zeminini tartışmakta. Diğer yandan, altındaki taban ile üstündeki tavan arasında gittikçe sıkışan siyasi kadrolar, güçlü iç odaklara karşı, güçlü dış odaklarının desteğini alma karşılığında, ülkenin köklü çıkarlarını zedeleyecek politik savrulmalara meydan vermektedirler.

Türkiye'nin psikolojik arenasına çıkarılan iki aktör, ikisinin de ölümüne aynı kralın karar vereceğini görmezden gelip, birbirlerini "diğer", kralı "destek" olarak algılama hatası içinde kendi sonlarını hazırlamaktadırlar.

Bu psikolojik kör döğüşünün acilen son bulması gerekmektedir. Burada siyasetçisinden, bürokratına herkesin köklü ve cesur adımlar atması şarttır.

 


 

 

 

ANAP ve MERKEZ SAĞ

 

TAKTİK TAKVİM
12 Ocak Tayyip Erdoğan'ın Çin gezisi başlıyor
13 Ocak TÜSİAD, "Enflasyon ve Büyüme Dinamikleri - Gelişmekte Olan Ülke Deneyimleri Işığında Türkiye Analizi" başlıklı raporunu Devlet Bakanı Ali Babacan'ın da katılacağı toplantıyla açıklayacak
13 Ocak Üslerde ve tesislerde incelemelerde bulunmak üzere 150 kişilik ABD heyeti geliyor.
14 Ocak Kofi Annan planına destek için KKTC'de 3. miting düzenleniyor.
15 Ocak Irak muhalefetinin ilk koordinasyon komitesi toplantısı Erbil'de toplanıyor. Toplantının ana oyuncuları Talabani'nin başkanlığındaki IKYB ile Şii Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi.
16 Ocak IMF heyeti Ankara'ya gelerek bütçeyi denetleyecek.
17 Ocak Tayyip Erdoğan'ın Çin gezisi sona eriyor.
19-20 Ocak ABD Genelkurmay Başkanı Ankara'da görüşmelerde bulunacak
19 Ocak TOBB hükümet yetkilileri ve üst düzey bürokratları Ekonomi Zirvesi'nde biraraya getiriyor
19-21 Ocak Baykal, Roma'da Sosyalist Entarnasyonel Konsey Toplantısı'na katılacak. Baykal'a , CHP Genel Başkan Yardımcısı İnal Batu ile Kemal Derviş de eşlik ediyor.
21 Ocak Hazine'nin 5.4 katrilyonluk yüklü bir itfası var.
23 Ocak Partilerin, Siirt seçimleri için adaylarını YSK'ya bildirmeleri için son tarih.
23 Ocak Üsleri ve tesisleri incelemeye gelen 150 kişilik ABD heyetinin incelemesinin bugün sona ermesi bekleniyor
23-25 Ocak Davos'ta başlayacak Dünya Ekonomik Forumu'na Abdullah Gül, Abdullah Gül, Yaşar Yakış, Ali Babacan, Vecdi Gönül çeşitli oturumlarda konuşmacı olarak katılacak.
31 Ocak AB Dönem Başkanı Yunanistan Dışişleri Bakanı, AB'nin bir sonraki dönem başkanı İtalya'nın Dışişleri Bakanı, AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Verheugen ve AB Ortak Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana'nın da katılımı ile AB Troykası Ankara'da toplanacak.
   
16 ŞUBAT Kıbrıs Rum kesiminde başkanlık seçimleri yapılıyor.
22 ŞUBAT Necmettin Erbakan'ın siyasi yasağı kalkıyor. Recai Kutan'ın bir gün sonra istifa ederek, SP'nin başına Erbakan'ın geçmesi bekleniyor.
28 ŞUBAT BM'nin Kıbrıs Planı uyarınca, tarafların Annan planı ismi verilen anlaşma taslağını müzakere edip sonuçlandırmaları için son tarih
9 MART Tayyip Erdoğan'ı Meclise sokması beklenen Siirt seçimleri
14 NİSAN AB ile Kıbrıs Rum Kesimi arasında üyelik /katılım anlaşması imzalanarak, Kıbrıs Rum Kesimi resmen AB üyesi oluyor.