TAPINAK
ŞOVALYELERİ UYANIYOR
AVRUPA'DA KRALLAR
TÜRKİYE'DE "KRALDAN ÇOK KRALCILAR" |
|
Medyaya ilk yansıdığında, gelin gibi turuncu siyah
renklere boyanmış bir şekilde duruyordu MOAB (Massive
Ordnance Air Blast Bomb). ABD'nin yeni bombasının 1.5
km yarıçapındaki bölgede herşeyi yokettiği propagandası
yapılırken, yarattığı "bulut"un 65 kmden görüldüğü
diğer özellikleri arasında sıralanıyordu.
MOAB'ın gözünü korkutması gereken Irak birlikleri ise,
o sırada Kerbela ve Necef önlerinde çöl kumuna saplanan
ABD güçlerinin önünde "Medine", "Nabukadnezar"
ve "Hamurabi" ismini taşıyan üç tümenle hazır
bekliyordu.
Bütün bunların; ABD gibi bir propaganda devinin, Irak'ın
propaganda makinası önünde ağır bir yenilgi aldığı ve
savaş sahnesinden görüntülerin içeriği kadar görselliği
ile de dünya kamuoyuna yansıtıldığı bir anda gerçekleştiğini
de vurgulamak gerekiyor.
Evanjelik Protestanlığı dünyanın gözünde iyice sivrileştirilen
Bush'un, çevresindeki siyonist kadro ile başlattığı
savaşın sembolik bombası MOAB sadece bir bomba mı?
Eski Ahit'ten hatırlatalım :
"Ve Rabbin sözüne göre Rabbin kulu Musa
orada MOAB diyarında öldü. Ve MOAB diyarında Beyt-peor
karşısındaki derede onu gömdü...Ve İsrailloğulları
MOAB ovasında 30 gün Musa'ya ağladılar. Ve Musa
için yas ağlama günleri tamam oldu"
ABD ordusunun "Massive Ordnance Air Blast bomb(Devasa
Mühimmat Hava Patlama Bombası)" sözcüklerinden
kısaltarak oluşturduğu MOAB isminin sadece bir kısaltma
olmadığı; Hristiyan-Siyonistlerin temel kitaplarından
eski Ahit okunduğunda çok daha net anlaşılıyor. Musevilerin
göçü sırasında mola verdikleri bir coğrafyanın adı olan
MOAB'ın, ABD'nin Ortadoğu coğrafyasını İsrail ile eşgüdümlü
olarak yeniden şekillendirmeye çalıştığı sırada kullandığı
sembolik bir bombaya ad olarak vermesi dikkatle not
alınmalıdır.
Hristiyanlığın ve Yahudiliğin kabalistik sembollerini
savaş coğrafyasına yerleştirenlerin karşısında ordularına
verdiği isimden; saraylarına kazıttığı yazılara kadar
kendini "Babil kralı" olarak gören bir ismin
bulunması; dünyayı din eksenli global bir çatışmaya
sürüklemek istiyenler için bulunmaz bir fırsat olsa
gerek. Hele bu ikili Ortadoğu'da karşılaşacaksa.
SESAR olarak; Ortadoğu'da Irak'ı Filistinleştirirken,
ABD'yi İsrailleştirecek olan bu sürecin yüzeyde Müslüman
- Hristiyan çatışması olarak görünse de; arka planda
Müslümanlık üzerinden oynanacak bir Hristiyanlık içi
ve Hristiyanlık - Musevilik ekseninde yaşanacak çok
daha derin bir sürtüşmenin dinamiklerini içerdiğini
düşünmekteyiz. (SESAR'ın en son savaş raporu için tıklayın
)
ABD'nin dünya coğrafyasında kendisine fiili operasyonel
hedef olarak seçtiği noktalara baktığınızda, bu noktaların
Sünni İslam'ın bulunduğu noktalar olduğunu göreceksiniz.
Pakistan'ından Sudan'ına ve nihayetinden kuzeyinden
ve güneyinden koparılmaya çalışılarak savaş coğrafyasının
ortasına yerleştirilen Orta Irak'a kadar; ABD İslam
dünyasında Sünni İslam'ı hedef tahtasına yerleştiren
bir politika gütmektedir. Sünni ağırlıklı olduğu
halde cüssesi nedeni ile çok daha akıllı yaklaşması
gereken Türkiye ve Şii olduğu halde cepheleştiği görüntüsü
verdiği İran istisnalar olarak göze çarpsa da; ABD'nin
bu ülkelerde yarattığı iç siyasal dinamikler ve bu iki
ülkenin Ortadoğu coğrafyasındaki rolü yukarıda ortaya
koyduğumuz tezi tehdit eder nitelikte değildir.
Ayrıca savaşın başlamasından önce Azor adalarında biraraya
gelen İngiltere ve ABD Başkanları, yanlarına İspanya
Başbakanı Aznar'ı alarak dünya medyasına poz verdikleri
noktada; dünya yeni bir tablo ile karşı karşıya demektir.
Bu tablo; Afrika'da Fransa patronajına karşılık ABD-İngiltere
ikilisinin İspanya ile ciddi bir hamle başlattıklarının
göstergesidir. Avrupa Birliği bünyesinde, sadece Akdeniz'e
yönelik fonlama-yatırım ortamlarının kurulmaya başlanması
ile birlikte oynayan dengeler; İspanya'nın Fas ile küçük
bir ada üzerinden giriştiği "mini-emperyalist"
mücadele; Mesut Yılmaz'ın 1997'de gerçekleştirdiği İspanya
ziyaretine Aznar'ın bir yıl sonra karşılık vermesi ve
bu ziyaret sırasında Aznar ile Yılmaz'ın bir yatta başbaşa
yedikleri yemekte ele alınanlar bu süreçle paralellik
taşımaktadır. O kadar koşuşturmaca arasında karısı ile
başbaşa yemek yiyecek kadar "romantik" olan
güleryüzlü Aznar; küresel kraliyetçilerin Kuzey Afrika
coğrafyasına yerleştirmek üzere hareketlendirdikleri
bir piyondan başka bir şey değildir.
Bu noktada; dünyada en ciddi servet birikimlerine sahip
olan İspanya Kraliyet ailesi ile Suudi Arabistan Kraliyet
ailesi arasında derin ilişkiler ( İspanya'da bizzat
kralın Suudi Arabistan kralına hediye ettiği 8 tane
krallık sarayı olduğunu ufak bir gösterge olarak hatırlatalım);
sadece Ortadoğu değil bütün İslam coğrafyasında planlanan
değişimin de anahtarını barındırıyor. Bu resme Hollanda
Kraliyet ailesini de eklediğinizde ve ABD'ye kayıtsız
şartsız destek verenler arasında eskiden krallıkla yönetilen
ve kralcılığın ciddi bir siyasi akım olduğu Bulgaristan'ı
ve Afganistan'da eski kral çevresinde yaratılan dinamikleri
hatırladığınızda, AngloSakson - Musevi koalisyonun kurmaya
çalıştığı koalisyonun özellikleri çok daha ilginç bir
bir hale bürünmektedir.
Paul Krugman'ın "Politika Taşeronları - Azalan
Beklentiler Çağında İktisadi Eğilimler ve Önemsizleşen
Refah" adlı kitabında ortaya koyduğu "tebalaşan
vatandaş" tezi; ABD'nin arka planda seslendirdiği
"demokratik emperyalim" tezi ile paraleldir.
Dünya; demokrasilerin krallaştığı bir sürece girerken,
tavanda yaşanacak dönüşümlerin, tabandaki kitleler üzerinde
bir değişimi de gerektirdiği apaçık ortadadır.
ABD'nin İslam'ı Sünni - Şii olarak karşı karşıya getirme
ve uzun vadeli hedefleri açısından daha ciddi bir tehdit
olarak gördüğü Sünni İslamı nötralize etme çalışmaları
bir yandan; Hristiyan coğrafyasını Avrupa bloğunu Kraliyet
ailelerini kullanarak ayrıştırma isteği diğer yandan.
Türkiye'nin bu coğrafyada toplumunun bir kesimi ile
"kraldan çok kralcı" kesilmesi; bir yandan
ise gittikçe ayrışan kutuplar arasında denge politikası
gütmeye çalışması dikkatle izlenmelidir. Türkiye'nin
izlemeye çalıştığı denge politikası yukarıda belirtilen
tablo nedeni ile bir noktada sürdürülemez hale gelecek
ve Türkiye'yi yöneten kadro ve kesimlerin kamuoyuna
karşı meşrulaştırabilecekleri bir seçim yapması için
gerekli toplumsal düğmelere basılacaktır.
AngloSakson - Musevi cephenin Avrupa'da ve Ortadoğu'da
krallara, Türkiye'de ise "kraldan çok kralcılara"
ihtiyacı olduğu her geçen gün daha net bir şekilde ortaya
çıkmaktadır.
|
| |
| SÖZEL
GÖSTERGELER |
| |
|
Gösterge
|
Gösterdiği
|
| |
|
| Erdoğan'ın Meclis konuşmasında,
"iki egemen kurucu devlete dayanan bir ortaklık devleti"
temelinde durduklarını ve Annan Planı'nın Türkiye'nin
hassasiyetlerinin gerisine düştüğünü söylemesi ve daha
sonra Uğur Dündar''ın programında , "Olumsuzluklarla
bezenmiş, dayatılmış bir planın kabulü, daha sonra inanıyoruz
ki aynı insanlar tarafından eleştirilecektir, "nasıl
olur da evet dersiniz" diye" dedi. |
Tayyip Erdoğan'ın; çevresindeki
bazı danışmanların oluşturduğu sis perdesini aralayıp;
düşünsel yedekleme mekanizmalarını devreye sokmaya başladığını |
- Leyla Zana'nın DGM'ye yeniden yargılanmak üzere
getirilmesinin "olgunlaşan bir kadın" portresi
ile kamuoyuna sunulması; Hatip Dicle'nin "biz
değiştik, ideolojik ve politik olarak olgunlaştık"
şeklinde demeç vermesi
- Davaya kamu tanığı olarak çağrılan 27 aşiretten
hiçbirinin gelmemesi ve "can güvenliğinin sağlanamadığını"
gerekçe olarak gösterilmeleri
- "İdeolojik ve politik olarak olgunlaştıklarını"
belirten sanıkların ilk duruşmada, mahkum edilmelerinin
arkasında "Çiller-Güreş-Ağar" üçlüsünün
olduğunu vurgulamaları
|
Türkiye'de yeni ve daha boyutlu
bir Kürt hareketinin başlatılmak üzere olduğunu; Leyla
Zana'nın bu hareketin operasyonel liderliğine oynatılacağını
ve son zamanlarda "Türk bayrağı Kürt kardeşlerimizin
de bayrağıdır" söylemini benimseyen Ağar'ın bu resimde
beklenenden farklı bir rol oynayacağını |
- Erdoğan'ın konuşmalarında "tüccar" siyasetten
bahsetmesi
- Vecdi Gönül'ün ve Genelkurmay Başkanı'nın yaptıkları
konuşmalarda Kuzey Irak politikasında sorumluluğun
asker ve dışişlerinde olduğunu açıklamaları
- Erdoğan'ın İçişleri Bakanı Aksu'nun beraberindeki
yeni kaymakamlara, duble yol projesine özel önem vermeleri
yolunda telkinde bulunması
|
Erdoğan'ın benimsediği "tüccar"
mantık çerçevesinde, birileri ile iç siyasete karşılık
dış siyaset pazarlığını tamamladığını ve pragmatizmin
meyvelerini toplamaya çalışacağını |
|
Gürtuna'nın 2002 Faaliyet raporunun AKP, SP ve CHP'lilerin
oyları ile ANAP'ın verdiği desteğe rağmen Belediye Meclisi'nde
reddedilmesi ve Gürtuna'nın belediye başkanlığının tartışmalı
hale gelmesi
|
Tayyip Erdoğan'ın fil hafızasına
sahip olduğunu ve Gürtuna'nın bir partiye geçme çalışmalarının
olgunlaşma aşamasına geldiğini |
| |
|
- Cindoruk'un SKYTURk'e verdiği demeçte "Özkök
tam bir NATO paşasıdır. Son derece itidalli, kırıp
dökmeyen, demokrasiye tam bağlı, hiyerarşik yapıya
önem verem, uluslararası hukuka riayet eden, demokrasiye
inanmış, devletini seven bir paşa" dedi.
- Demirel 'in sözü "Herşeyden önce öngörülebilir olmak
önemlidir. Siyasetçi ne yapacağı, ne yapmayacağı tahmin
edilebilir ise devlet adamıdır"
- Emin Çölaşan yazısında; "Genelkurmay Başkanı
Hilmi Özkök'ün kişiliğinde toplumun tek güvendiği
kurum olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yıpranmasından,
toplumun güvenini yitirmesinden endişe ediyorum"
dedi.
|
Türkiye'de Türk Silahlı Kuvvetleri
bünyesindeki atama dinamiklerine müdahale etme gücüne
sahip bazı dış çevrelerin; "öngörülebilir olmak"
ve "NATO paşası" olmak üzerinden müdahalelerini
sürdürdüğünü ve bu dinamiklerin önümüzdeki dönemde iyice
kızışacağını |
- Genç Parti lideri Cem Uzan ve DYP lideri Mehmet
Ağar'a medyada sıkça yer verilirken; MHP lideri Bahçeli'nin
YeniÇağ dışında hiç bir yayında kendini gösterememesi
- Bahçeli'nin , ülkücüleri "devlet görevine"
çekmeyen çalışan yayınları "ülkücülerin hassasiyetleri
kaşınmamalı" şeklinde uyarması ve "Devlet
bütün kurumları ile görev başındayken, ülkücüleri
neye hizmet edeceği belli olmayan görevlere davet
etmek affedilmez bir gaflet örneği" demesi
|
- Türkiye'deki milliyetçi cepheyi yeniden dizayna
soyunanların Bahçeli'ye ihtiyaçları olmadığını ve
MHP içinde yeni çalkalanmalar beklenmesi gerektiğini
- Türk milliyetçiliğinin gittikçe daha fazla kaşınarak,
ülke içindeki operasyonlarda aktif olarak kullanılmaya
başlanacağını
|
- Türk siyasi hayatının devamı simalarından İlhan
Kesici'nin Türk - ABD İş Konseyinde konuşması ve ABD'lilere
"bize ihtiyacınız var" mesajı vermesi
- Daha önce Çevik Bir'in "siyaset hayallerini"
açıkladığı Rumeli İşadamları ve Yöneticileri platformunda
bu sefer Mehmet Ağar'ın konuşması ve bazı köşe yazarlarına
göre dinleyenlerin "İkinci Demirel konuşuyor"
hissine kapılması
|
Türk sağının yeniden dizaynında
Demirel'İn hala aktif olarak; dışarıdan kendisine sunulan
çerçeveyi nakış işler gibi işlediğini ve ABD'nin Türk
kamuoyunun milli hassasiyetleri ile kendi emperyal çıkarları
arasında en doğru çizgiyi tutturabilecek liderleri sahneye
sürdüğünü |
| Şişli Cumhuriyet Savcılığı, New
York Times'a "Türkiye iç borç moratoryumu ilan edebilir"
şeklinde demeç veren Global Menkul Değerler'in sahibi
Mehmet Kutman'a SPK kanununa muhalefet suçundan üç yıl
hapis istemi ile dava açtı. |
Mesut Yılmaz'a doğrudan dokunamayanların,
Yılmaz'ı çevresinde kuracakları baskı çemberi ile oyuna
davet etmeye devam ettiklerini |
- Dışişleri'nin Avrupa Parlamentosu'ndan Hollandalı
milletvekilin hazırladığı rapora, "AB'yi Musevi
ve Hristiyan değerlere oturtmaya çalışıyor" şeklinde
tepki vermesi
- Dışişleri sözcüsü Vekili Hüseyin Diriöz'ün ; İran'ın
Suriye ile istişare mekanizması oluşturalım yolundaki
açıklamasına "ortak mekanizma yararlı ve olağan
bir durum. Etraflı olarak değerlendirdikten sonra
sonuca varacağız" diyerek sıcak tepki vermesi
ama bu tepkinin Zaman'da, o da küçük olarak görülmesi
dışında medyada yeralmaması
- Abdullah Gül'ün dışişleri bakanı olması ile birlikte
gündemde köşelere sıkışması ve Handelsblatt gibi önemli
bir Alman gazetesine verdiği uzun mülakatın bile gözardı
edilmesi
|
- Dışişleri bakanlığındaki egemen ekolün ciddi bir
tehdit altında olduğunu ve aynen Hazine bürokrasisinde
olduğu gibi medyayı elinde tutan güçlerle arka kanalların
açıldığını
- Dışişlerinde egemenliği tehdit altında olanların,
hükümeti zor durumda bırakacak dosyaları kamuoyuna
sızdırarak hükümeti zor durumda bırakmaya başlayacağını
ve yakında Dışişleri tabanlı skandallara hazır olunması
gerektiğini
|
| Sakıp "Ağa"'nın hasta
yatağından Yavuz Donat'ı arayarak, Adana'daki mülklerini
neden satışa çıkardığını, önce "ekonominin getirdiği
şartlar yüzünden satıyoruz" şeklinde açıkladıktan
sonra, "Adana oturmayan adam Adana'da mülkü ne yapsın;
ihtiyaç yok ondan satıyoruz" diyerek birbiri ile
çelişkili iki gerekçe ile açıklaması |
Birilerinin Sakıp Sabancı'ya
bu durum hakkında makul bir açıklama yaparak dikkatleri
konu üzerinden çekmesi yolunda telkinde bulunduğunu ve
Sakıp "Ağa"'nın da aklına ilk, "vakanuvist
gazeteci" Yavuz Donat'ın geldiğini |
| 25 Martta KKTC'de "ver
kurtul" cephesinin öncü kurumlarından CTP partisi
ile Kuzey Kıbrıs Ticaret Odası'nın düzenlediği mitinge,
KKTC'de hiç de alışık olunmayan bir şekilde yapılan polis
müdahalesi sonucu 6 sendikacının tutuklanması ve gösterinin
dağıtılması |
Kuzey Irak'ı ABD'ye bırakanların
karşılığında Kuzey Kıbrıs'ta çok daha rahat hareket etmeye
başladıklarını |
- Erdoğan'ın Kanal D'y verdiği röportajda, "vakti
gelirse, gerekirse kamu bankalarındaki
yolsuzlukları kamuoyuna açıklayacağım" demesi
- Özelleştirme İdaresi'nin sorumluluğunun Tayyip Erdoğan'la
"abi" ilişkisi içinde bulunan faizsiz bankacılık
kökenli Maliye Bakanı Unakıtan'ın eline verilerek;
Deniz Nakliyat'ın ÖİB'e ödemelerini tahsil etmeye
çalışan Abdüllatif Şener'den alınması
- Kamu Bankalarının Yönetim Kurulu Başkanlığına, Ziraat
Bankası ve HalkBankası başkanlıklarına Tayyip Erdoğan'a
yakın isimlerin gelmesi
|
Tayyip Erdoğan'ın siyaseti para
akışı olduğu kadar, bilgi akışını kontrol etmek olarak
da gördüğünü ve Türk siyasasında yeni ağlar kurarken,
eski yapılarla yeni yapılar arasında çatışmayı değil uzlaşmayı
öngördüğünü (gerekirse şantajla sağlanacak uzlaşmaları) |
- Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Başkanı
Akkan Suver, ABD'den dönen Çevik Bir'in Türkiye-ABD
ilişkileri hakkında karamsar verilere sahip olduğunu
söyledi. Bunun üzerine vakıf bünyesinde Mayıs bünyesinde
faaliyete geçmesi planlanan ve üyeleri arasında Konseyin
üyeleri arasında Kara Kuvvetleri Eski Komutanı E.
Org. Atilla Ateş , Milli Güvenlik Kurulu eski Genel
Sekreteri ve Hava Kuvvetleri Eski komutanı E. Org.
İlhan Kılıç, E. Oramiral İrfan Tınaz, E. Korg Burhan
Tunalı, E. Tuğgeneral Ercan Birol, E. Tuğgeneral İdris
Koralp, E. Tümamiral Kemal Tok. TUSİAD eski başkanı
Erkut Yücaoğlu, İSO Başkanı Hüsamettin Kavi, ÇEV Başkanı
Gülseven Yaşer ve İ.ü. Rektör Yardımcısı Nur serter,
emekli büyükelçi Sönmez Köksal'ın bulunduğu Akademik
Konsey çalışmalara erken başlayacağını söyledi. .Bu
grup 2 Nisan 2003'te Irak Paneli düzenleyecek, Eski
bakan Emre Gönensay, E. Org. Necdet Timur, TUSİAD
Başkanı Erkut Yücaoğlu ve Ertuğrul Özkök katılacak.
- Derviş'in Meclis'te yaptığı konuşmada, "sivil/asker
herkes AB'ye odaklanmalı"
|
Köprü isim Çevik Bir'i Türk ordusu içinde belli bir
konuma getirmek isteyenlerin;
1) Emekli generaller vasıtası ile Türk Ordusu üzerinde
operasyonlarını sürdürdüklerini
2) ABD'nin Türkiye'yi sadece Irak değil, Ortadoğu konusunda
da çok vitesli ve çok boyutlu bir sürece soktuğunu ve
belli çevrelerin bu süreçte teorik meşruiyet zemini
oluşturma yönünde kullanılacağını
3) Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ciddi silahlanma projelerine
girişmesi yönünde baskıların arttığını
4) Sabetay kadroların sivil ve asker bürokrasi üzerinde
kontrollerinde kaymalar olduğunu
|
| OYAK 43. Genel Kurulu'nda konuşan
Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün "OYAK'ın yatırımlardan
sağlanan getirilerle, üye birikimlerine yüksek nemalar
verebildiğini ve ülke ekonomisine önemli katkılarda bulunabildiğini"
söylemesi. |
Tayyip Erdoğan'ın AKP'nin Hüsamettin
Özkan'ı olarak bilinen Vecdi Gönük aracılığı ile kilit
askeri mekanizmalarla sağlam bir diyalog kurduğunu |
|
28 Şubat sürecine en kararlı direnen isimlerden Hasan
Celal Güzel'in kanal kanal dolaşarak, ikinci tezkerenin
"ulusal çıkarlar" adına çıkarılması gerektiğini
savunması ve tezkereye karşı çıkanları "duygusallık"la
suçlaması
|
|
- İş Bankası Ersin Özince'nin, Şişecam Olağan Genel
Kurulunda yaptığı konuşmada hükümetin güven ortamını
sağlamadığından şikayet ettikten bir kaç gün sonra
gerçekleştirdiği basın toplantısında "Türkiye
devletine güvenimiz tamdır. Onun temsilcisi olan hükümete
de" şeklinde bir söyleme bürünmesi
- İş Bankası Ersin Özince'nin basın toplantısında
verdiği mesajların farklı gazeteler tarafından farklı
olarak kullanılması. (Özince'nin kamu bankaları yönetimine
faizsiz bankacılıktan gelen isimleri atamasına yanıt
vermediği Zaman gazetesinde yeralırken, Radikal Özince'nin
bu tavrını ön plana çıkarıyor. Zaman, Özince'nin "kredi
derecelendirme kuruluşları abartılı analiz yapıyor"
değerlendirmesini kullanırken, bu sefer Radikal Özince'nin
demecinin bu kısmını görmüyor. Akşam, ÖFK ile ilgili
kısma yer vermiyor, kredi derecelendirme ile ilgili
kısmı görüyor sayfalarında.)
- İş Bankası Yönetim Kurulu üyeliğinde yeralan CHP
üyelerinde değişikliğe gidilmesi ve Baykal'ın Kemal
Derviş'in Oya Ünlü'nün yönetim kuruluna sokulması
yönündeki isteğini geri çevirmesi.
- Sabetay Yalım Eralp'ın, "Hükümet ulusa güveni
ve piyasalardaki güveni tazelemek istiyorsa; Derviş'i
ekonomiden sorumlu süper bakan yapmalıdır. Ulusal
birlik ve milliyetçilik bunu gerektirir. Parti farkı
gözetmeden." (Habertürk, 27 Mart) demesi
|
- Türkiye'de finans sektöründe öncü sarsıntıları hissedilen
sermaye depreminde İş Bankası'nın kendini konuşlandırma
konusunda sıkıntılar ve çelişkiler yaşadığını
- "Devletin temsilcisi hükümet" vurgusu
ile finans sektörünün; Türkiye'de devlet içinde kemikleşen
çıkar kadroları ile, "bu sefer sıra bizde"
diyen çevreler arasında yaşanacak güç savaşının arenası
haline geleceği
- AKP ile CHP arasında arka planda yapılacak uzlaşmalarda
İş Bankası - Devlet - Hükümet üçgeninin aktif olarak
kullanılacağını
|
- Kadrolu röportajcı ve Sabah ekolünden gelen Leyla
Umar'ın durup dururken 1. Ordu Komutanı Orgeneral
Çetin Doğan ile Vatan gazetesinde bölüm bölüm yayınlanan
bir röportaj gerçekleştirmesi ve bunun hemen ertesinde
Çetin Paşa'nın anjiyo yapılmak üzere hastaneye kaldırılması
- Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okan'ın , Sabah'ta
manşete çekilen özel röportajından bir gün sonra suikaste
kurban gitmesi
|
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin üst
düzey kadrolarına yönelik ciddi bir şekillendirme operasyonuna
girişildiğini ve Sabetay cephenin bu operasyonda yine
başrolü oynadığını |
| MÜSİAD bünyesinde "Genç
Müsiad" kurulması |
Türkiye'de "islami sermaye"
olarak nitelendirilen sermayenin kendi içinde derinleştiğini
ve organizasyon gücünün savunma reflekslerinden kurtularak
daha aktif bir düzeye taşındığını |
| ABD Genelkurmay Başkanı Myers'ın,
Türkiye'de üst düzey bir askeri ile telefon görüşmesi
sonrasında telefonu duvara fırlatarak kırdığı haberini
ilk olarak Pentagon'a akredite gazeteci Yasemin Çongar'ın
vermesi (çok güvenilir bir kaynağına dayanarak)
ve ertesi gün HaberTürk'ün Myers ile Özkök arasında "telefon
kırdıran" görüşmenin "tam metnini" yayınladı |
Yasemin Çongar ve HaberTürk'ün;
Türk Ordusu'na Pentagon'dan yollanan bir mesajın gönüllü
aracıları konumuna düştüğünü ve böyle bir konuşmanın olmadığını |
| |
|
|
|
ALTERNATİF TUSİAD
GELİYOR
|
|
Avrupa Birliği'nin kendi içinde ayrışmaya başlaması
ile birlikte Türkiye'ye yönelik ilginin kaynağı
olan ülkelerde de bir çeşitlenme görülüyor.
Önce Türkiye'nin savunması için Hollanda elindeki
patriotları beraberlerindeki subaylarla birlikte
Türkiye'ye yollama kararı alırken; İspanya Türkiye'ye
savaş uçağı ve asker desteği vermeye karar veriyor.
İspanya Dışişleri Bakanı'nın geçenhafta Türkiye'ye
gerçekleştirdiği ziyaretin ardından, önümüzdeki
hafta İtalya Başbakanı Berlusconi ve Polonya Başbakanı
Leszek Miller Başbakan Erdoğan'la görüşmek üzere
Türkiye'ye geliyor. Bu arada Avrupa Parlamentosu'ndan
Hollandalı bir milletvekilinin, Türkiye'nin önündeki
engelin "Kemalizm" olduğunu belirten
raporu; "densiz Hollandalı" başlıklarına
yol açıyor. Hollanda Belediyelr Birliği ile Türkiye'dek
belediyeler birliği arasında Türkiye'deki yerel
yönetimler yasasının yeniden şekillenmesi ile
ilgili ortak programlar düzenleniyor. Bu arada
ayrıntı da olsa not düşelim; KoçBank Yönetim Kurulu
başkanlığına; KoçBank Hollanda'nın yönetim kurulunda
da yeralan Kemal Kaya atanıyor.
Hollanda, İtalya, Polonya, İspanya ve Yunanistan...(son
uçak kaçırma eylemi ile ilgili yorumumuz aşağıdadır)
ABD'nin çekirdek Avrupa çeperinde ördüğü ağın
ilgisinin bir anda Türkiye'ye yönelmesi aslında
Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin medyada
yansıtıldığından çok daha boyutlu ve çok vitesli
bir ortamdda yürüdüğünün göstergesi.
Bu ülkelerin ortak bir özelliği var; ya İspanya,
Hollanda gibi bir kraliyet ailesine sahipler (İspanya,
Hollanda) ; ya da bünyelerinde ciddi bir Katolik
çekirdek bulunuyor (İtalya, Polonya). Sözkonusu
kraliyet - tanrısal ekolün, AngloSakson koalisyonun
Irak işgalinde, bu koalisyonun arkasında kararlı
bir şekilde ve başından beri durduğunu hatırlatmamızda
da fayda var.
Sözkonusu gelişmeler; ABD'nin bir yandan Ortadoğu
ile ilgilenirken; bir yandan da Avrupa çekirdeğini
güneyden çevreleme yolunda ciddi bir operasyona
giriştiğini ve Türkiye'yi de bu eksene yerleştirmek
için düğmeye bastığını gösteriyor.
Sermayesiz politika olmayacağından; Türkiye'deki
sermaye gruplaşmalarının da bu master plan çerçevesinde
ayrışması kaçınılmaz. Yıllardır ABD ve Avrupa
sermayelerine angaje olan ve hatta bunların Türkiye'deki
bayisi haline gelen oligopol sermayenin ve uzantılarının;
Avrupa ayrışması ile birlikte kendi içerisinde
çatlayacağı beklenmelidir. Bu sermayenin milli
ve gayrimilli unsurları arasındaki ana çatlaktan
farklı; kendi içinde bir ayrışma olarak gündeme
gelecektir. (SESAR olarak edindiğimiz bilgilere
göre, Can Kıraç'ın "TUSİAD dernek tüzüğüne
aykırı davranıyor" şeklinde bir çıkış yaparak
gerçekleştirdiği istifanın arkasında, TUSİAD'a
alternatif bir sermaye derneğinin kurulması çalışmaları
yatmakta.)
|
|
|
|
AKP'yi BÖLME
OPERASYONUNA START VERİLDİ
|
|
Bazı patronların, ABD Büyükelçisi ve diplomatlarla
Doğan Holding'in Altunizade'deki tesislerinde,
(Koç'un Nakkaştepe tesislerinin hemen yanıbaşı
olması sadece bir tesaüf) toplanması bir klasik
halini aldı.
Geçenlerde de Doğan Holding tesislerinde benzer
bir seri toplantı gerçekleştirildi. Bu toplantıya
medya yer vermese de; Somali'den döndükten sonra
artık hep ABD'den dönmeye başlayan Çevik Bir de
katıldı. Elinde ABD - Türkiye ilişkilerinin çok
kötüye gittiğine dair doneler olduğu söyleyen
emekli general.
Bu toplantın TUSİAD başkanının hükümete ultimatom
veren ve Can Kıraç'ın istifası ile sonuçlanan
sürecin hemen ertesinde gerçekleşmesi nedeni ile
sözkonusu toplantı bu olayla bağlantılı olarak
değelendirildi.
SESAR olarak bu toplantının TUSİAD'daki mevcut
çatlakla değil, AKP içindeki olası çatlaklara
yönelik bir toplantı olduğunun bilinmesini isteriz.
ABD büyükelçiliklerindeki diplomatlar son günlerde
"tezkere görüşmesi" maskesi altında
partilerin güneydoğu milletvekilleri ile temaslarını
arttırmıştır. Lehman Brothers'ın 21 Mart tarihli
raporunda , "AKP hükümeti gayreti arttırmaz
devamı kuşkulu. Erdoğan'ın parti içindeki konumu
bizim ve piyasaların sandığından daha kuşkulu"
yolundaki tespiti çok dikkatli bir şekilde puzzle'ın
ilgili bölümüne yerleştirilmelidir.
Bu arada Başbakanlık önünde "açım....bebeğimi
size veriyorum....esnafım kasama ihtiyaçım kalmadı"
eylemleri için yeniden düğmeye basılmıştır. (Başbakanlık
önü eylemlerinin, light uçak kaçırma eylemleri
gibi deşifre olmak üzere olduğunu ilgililer dikkate
almalıdır)
AKP'nin ekonomi bürokrasisinde ve finans piyasalarında,
rant musluklarını mevcut egemenlerden yeni egemenlere
devredecek şekilde giriştiği harekat; Cüneyt Ülsever
gibi isimlerin bile, "tezkere maskesi "
altında AKP hükümetine cephe aldığı, bir çok açıdan
acımasız bir saldırıya neden olmuştur.
Türkiye'de yıllardır egemenliği elinde tutan
oligopol sermaye karşı karşıya olduğu tehdidin
fazlası ile farkındadır. Ve bu tehdit sadece yerel
dinamikleri değil, dünya çapında Suudi kökenli
sermayenin ABD ile pazarlık masasına oturması
ile bağlantılı olarak uluslararası dinamikleri
içerdiğinden; açılan cephenin Ecevit'e açılan
cepheden çok daha dirençli ve güçlü olması gerekmektedir.
Altunizade'de yapılan toplantı; ana koordinatör
ABD Büyükelçisi'nin başkanlığında, Doğan, Şahenk,
Sabancı ve Koç'un finans piyasalarını ve son günlerde
medya grupları arasında çok sık gidip gelmeye
başlayan Çevik Bir'in medya/intellijensiya ayağını
götüreceği kapsamlı ve uzun süreli bir operasyonun
koordinasyonu toplantısıdır.
Bu operasyon; AKP'yi bölme yolunda birilerinin
karar verdiğinin açık bir göstergesidir.
AKP'yi, Türkiye coğrafyasında yeniden açılacak
Kürt kartı çerçevesinde oluşan dinamiklerle iyice
gererek, parti içindeki İslamcı, liberal ve Kürt
kökenli gruplar arasındaki bağları yıpratmak ve
bunu sağın kontrollü bir milliyetçilik çerçevesinde
(Ağar, Uzan) yeniden şekillenmesi ile paralel
götürmek yolunda piyonlara görev dağılımı yapılmıştır.
Görev dağıtımını yapanlar, başlama işaretinin
ne olacağını da piyonlarına söylerler. Gökyüzündeki
yıldızları daha dikkatli izlemek lazım.
|
|
|
|
BİR LİGHT UÇAK
KAÇIRMA HİKAYESİ ve ÖTESİ
|
|
Medyada yine bir "Türk usulü uçak kaçırma"
hikayesi olarak geçti. Yine dengesiz bir yolcu,
aslında bomba ile hiç de karıştırılmaması gereken
cisimleri kullanarak ve daha önce açık bıraktığı
kokpit kapısı dolayısı ile kaçırılan bir pilotu
yine aynı açık kapı ile içeri girip tehdit ederek
kaçırdı. Uçağı kaçıran Özgür Gençaslan'ın "Almanya'ya
gitmek istediği" belirtilirken, anında ailesi,
geçmişi, duyguları gözönüne serildi. (birileri
mesaisini yine "background" yazmaya
ayırmış anlaşılan). Önüne konulanlar dışında pek
bir şey araştırıp geliştirmeyen Türk medyası çok
basit bir arama ile ulaşabileceği Özgür
Gençaslan'a ait web sayfasını ise (http://page.inf.fu-berlin.de/~gencasla/)
hiç sorgulamadı.
Uçaktaki lakayıt hava; yolcuların yaptığı canlı
yayınlar, Başbakan'ın "korsan" ile yaptığı
ikna görüşmesi ve mutlu son.
Türkiye'de nedense son zamanlarda çok sık rastlanmaya
başlanan bu "light hava korsanlığı"
hikayeleri; birilerinin artık başka yöntemleri
düşünmeye başlaması gerektiğini gösteriyor. Çünkü
yakında bu yöntemin deşifre olması çok olası.
Bu hikayede önemli olan hikayenin kendisi değil,
hikayenin anlatılış biçimi idi. Haberi televizyonlardan
izleyenler; Atina'dan bildiren muhabirlerin, olaya
Yunanlı makamların nasıl özen gösterdiğini, hatta
İçişleri Bakanı'nın bizzat olayla ilgilendiğini,
limanda hemen kriz masası kurulduğunu ballandıra
ballandıra anlattılar. Bu anlatım bir ara uçaktaki
yolcuların kaderi hakkında bilgi verme kaygısının
ötesine geçti. Zaten normalde yapılması gerekenleri,
"Türkiye'ye yardım eli uzatan Yunanistan"
havası yaratmak için kullanmak olayın kendisinden
daha önemli hale geldi. Bir sonraki gün, HaberTürk
ve Milliyet'in manşetleri aracılığı ile birileri
bu havayı "Rotayı değiştirmeseydi Yunan uçakları
vuracaktı" haberleri ile dengelemeye çalıştıysalar
da, sonuçta Türk kamuoyu bir kere daha iyiliksever
Yunan devleti ve kamoyunu hatırladı.
Bu olaydan bir gün önce, televizyonların altından
"Tayyip Erdoğan yeni bir Kıbrıs girişimi
için hazırlık başlattı" haberi geçiyordu.
Bu ikisini yanyana koyup, biraz araştırdık. Daha
önce Yunanistan ile Türkiye'yi yakınlaştırma adı
altında Türkiye'nin milli tezlerini yumuşatma
girişimlerini önümüze koyduk (hala capucchino
kokuyorlardı) ve ortaya çok ilginç bir tablo çıktı.
SESAR olarak uyarmak isteriz ki; önümüzdeki
süreçte (ki bu sürecin Leyla Zana'ın yeniden yargılanmaya
başlaması ve Türkiye'de Kürt ayrılıkçılığın yeniden
kaşınması için zemin çalışmalarının arttığı bir
süreçle paralel olması önemli) Yunanistan'ın Türkiye'ye
Meriç üzerinden geçen PKK militanları ve ülkesinde
barındırdığı PKK kampları ile ilgili bir "jest"
yapması ve bu jestin karşılığında, Türkiye'nin
Kuzey Kıbrıs'ta Yunan tezlerine prim vermesi için
bir psikolojik ortam oluşturmak için kullanılması
olasıdır.
Bu süreç; Tayyip Erdoğan'ı yeniden dış ve iç
odaklar arasında sıkıştırmakla kalmayacak; aynı
zamanda belli güvenlik kurumlarının iç bünyesinde
rahatsızlıklar yaratacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti klasik miyopluğu
çerçevesinde, yeniden, kendisine karşı düşman
besleyenlere, o düşmanı beslememelerine karşılık,
kendi milli tezlerinden taviz verme noktasına
Kürt - Kıbrıs ekseninde getirilecektir.
AKP çevresine sarmaşık misali dolananların, ülke
içindeki belli güvenlik kurumlarının bünyesindeki
alt odaklar ve dış istihbarat çevreleri ile teknik
çatısını çattıkları bu senaryo bünyesinde; uçak
kaçırma olayı bir ilk sahne mizansenidir.
|
|
|