<%@language=vbscript codepage=1254%> <% Response.Expires = -1000 Response.Buffer = TRUE Response.CacheControl ="private" %>
   
JEO-KRİTİK 
Sayı : 1
Haftalık Analitik Bülten
(www.acikistihbarat.com)
1 Nisan 2003
TAPINAK ŞOVALYELERİ UYANIYOR

AVRUPA'DA KRALLAR
TÜRKİYE'DE "KRALDAN ÇOK KRALCILAR"

 

Medyaya ilk yansıdığında, gelin gibi turuncu siyah renklere boyanmış bir şekilde duruyordu MOAB (Massive Ordnance Air Blast Bomb). ABD'nin yeni bombasının 1.5 km yarıçapındaki bölgede herşeyi yokettiği propagandası yapılırken, yarattığı "bulut"un 65 kmden görüldüğü diğer özellikleri arasında sıralanıyordu.

MOAB'ın gözünü korkutması gereken Irak birlikleri ise, o sırada Kerbela ve Necef önlerinde çöl kumuna saplanan ABD güçlerinin önünde "Medine", "Nabukadnezar" ve "Hamurabi" ismini taşıyan üç tümenle hazır bekliyordu.

Bütün bunların; ABD gibi bir propaganda devinin, Irak'ın propaganda makinası önünde ağır bir yenilgi aldığı ve savaş sahnesinden görüntülerin içeriği kadar görselliği ile de dünya kamuoyuna yansıtıldığı bir anda gerçekleştiğini de vurgulamak gerekiyor.

Evanjelik Protestanlığı dünyanın gözünde iyice sivrileştirilen Bush'un, çevresindeki siyonist kadro ile başlattığı savaşın sembolik bombası MOAB sadece bir bomba mı?

Eski Ahit'ten hatırlatalım :

"Ve Rabbin sözüne göre Rabbin kulu Musa orada MOAB diyarında öldü. Ve MOAB diyarında Beyt-peor karşısındaki derede onu gömdü...Ve İsrailloğulları MOAB ovasında 30 gün Musa'ya ağladılar. Ve Musa için yas ağlama günleri tamam oldu"

ABD ordusunun "Massive Ordnance Air Blast bomb(Devasa Mühimmat Hava Patlama Bombası)" sözcüklerinden kısaltarak oluşturduğu MOAB isminin sadece bir kısaltma olmadığı; Hristiyan-Siyonistlerin temel kitaplarından eski Ahit okunduğunda çok daha net anlaşılıyor. Musevilerin göçü sırasında mola verdikleri bir coğrafyanın adı olan MOAB'ın, ABD'nin Ortadoğu coğrafyasını İsrail ile eşgüdümlü olarak yeniden şekillendirmeye çalıştığı sırada kullandığı sembolik bir bombaya ad olarak vermesi dikkatle not alınmalıdır.

Hristiyanlığın ve Yahudiliğin kabalistik sembollerini savaş coğrafyasına yerleştirenlerin karşısında ordularına verdiği isimden; saraylarına kazıttığı yazılara kadar kendini "Babil kralı" olarak gören bir ismin bulunması; dünyayı din eksenli global bir çatışmaya sürüklemek istiyenler için bulunmaz bir fırsat olsa gerek. Hele bu ikili Ortadoğu'da karşılaşacaksa.

SESAR olarak; Ortadoğu'da Irak'ı Filistinleştirirken, ABD'yi İsrailleştirecek olan bu sürecin yüzeyde Müslüman - Hristiyan çatışması olarak görünse de; arka planda Müslümanlık üzerinden oynanacak bir Hristiyanlık içi ve Hristiyanlık - Musevilik ekseninde yaşanacak çok daha derin bir sürtüşmenin dinamiklerini içerdiğini düşünmekteyiz. (SESAR'ın en son savaş raporu için tıklayın )

ABD'nin dünya coğrafyasında kendisine fiili operasyonel hedef olarak seçtiği noktalara baktığınızda, bu noktaların Sünni İslam'ın bulunduğu noktalar olduğunu göreceksiniz. Pakistan'ından Sudan'ına ve nihayetinden kuzeyinden ve güneyinden koparılmaya çalışılarak savaş coğrafyasının ortasına yerleştirilen Orta Irak'a kadar; ABD İslam dünyasında Sünni İslam'ı hedef tahtasına yerleştiren bir politika gütmektedir. Sünni ağırlıklı olduğu halde cüssesi nedeni ile çok daha akıllı yaklaşması gereken Türkiye ve Şii olduğu halde cepheleştiği görüntüsü verdiği İran istisnalar olarak göze çarpsa da; ABD'nin bu ülkelerde yarattığı iç siyasal dinamikler ve bu iki ülkenin Ortadoğu coğrafyasındaki rolü yukarıda ortaya koyduğumuz tezi tehdit eder nitelikte değildir.

Ayrıca savaşın başlamasından önce Azor adalarında biraraya gelen İngiltere ve ABD Başkanları, yanlarına İspanya Başbakanı Aznar'ı alarak dünya medyasına poz verdikleri noktada; dünya yeni bir tablo ile karşı karşıya demektir.

Bu tablo; Afrika'da Fransa patronajına karşılık ABD-İngiltere ikilisinin İspanya ile ciddi bir hamle başlattıklarının göstergesidir. Avrupa Birliği bünyesinde, sadece Akdeniz'e yönelik fonlama-yatırım ortamlarının kurulmaya başlanması ile birlikte oynayan dengeler; İspanya'nın Fas ile küçük bir ada üzerinden giriştiği "mini-emperyalist" mücadele; Mesut Yılmaz'ın 1997'de gerçekleştirdiği İspanya ziyaretine Aznar'ın bir yıl sonra karşılık vermesi ve bu ziyaret sırasında Aznar ile Yılmaz'ın bir yatta başbaşa yedikleri yemekte ele alınanlar bu süreçle paralellik taşımaktadır. O kadar koşuşturmaca arasında karısı ile başbaşa yemek yiyecek kadar "romantik" olan güleryüzlü Aznar; küresel kraliyetçilerin Kuzey Afrika coğrafyasına yerleştirmek üzere hareketlendirdikleri bir piyondan başka bir şey değildir.

Bu noktada; dünyada en ciddi servet birikimlerine sahip olan İspanya Kraliyet ailesi ile Suudi Arabistan Kraliyet ailesi arasında derin ilişkiler ( İspanya'da bizzat kralın Suudi Arabistan kralına hediye ettiği 8 tane krallık sarayı olduğunu ufak bir gösterge olarak hatırlatalım); sadece Ortadoğu değil bütün İslam coğrafyasında planlanan değişimin de anahtarını barındırıyor. Bu resme Hollanda Kraliyet ailesini de eklediğinizde ve ABD'ye kayıtsız şartsız destek verenler arasında eskiden krallıkla yönetilen ve kralcılığın ciddi bir siyasi akım olduğu Bulgaristan'ı ve Afganistan'da eski kral çevresinde yaratılan dinamikleri hatırladığınızda, AngloSakson - Musevi koalisyonun kurmaya çalıştığı koalisyonun özellikleri çok daha ilginç bir bir hale bürünmektedir.

Paul Krugman'ın "Politika Taşeronları - Azalan Beklentiler Çağında İktisadi Eğilimler ve Önemsizleşen Refah" adlı kitabında ortaya koyduğu "tebalaşan vatandaş" tezi; ABD'nin arka planda seslendirdiği "demokratik emperyalim" tezi ile paraleldir. Dünya; demokrasilerin krallaştığı bir sürece girerken, tavanda yaşanacak dönüşümlerin, tabandaki kitleler üzerinde bir değişimi de gerektirdiği apaçık ortadadır.

ABD'nin İslam'ı Sünni - Şii olarak karşı karşıya getirme ve uzun vadeli hedefleri açısından daha ciddi bir tehdit olarak gördüğü Sünni İslamı nötralize etme çalışmaları bir yandan; Hristiyan coğrafyasını Avrupa bloğunu Kraliyet ailelerini kullanarak ayrıştırma isteği diğer yandan.

Türkiye'nin bu coğrafyada toplumunun bir kesimi ile "kraldan çok kralcı" kesilmesi; bir yandan ise gittikçe ayrışan kutuplar arasında denge politikası gütmeye çalışması dikkatle izlenmelidir. Türkiye'nin izlemeye çalıştığı denge politikası yukarıda belirtilen tablo nedeni ile bir noktada sürdürülemez hale gelecek ve Türkiye'yi yöneten kadro ve kesimlerin kamuoyuna karşı meşrulaştırabilecekleri bir seçim yapması için gerekli toplumsal düğmelere basılacaktır.

AngloSakson - Musevi cephenin Avrupa'da ve Ortadoğu'da krallara, Türkiye'de ise "kraldan çok kralcılara" ihtiyacı olduğu her geçen gün daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

 

 

SÖZEL GÖSTERGELER
 
Gösterge
Gösterdiği
   
Erdoğan'ın Meclis konuşmasında, "iki egemen kurucu devlete dayanan bir ortaklık devleti" temelinde durduklarını ve Annan Planı'nın Türkiye'nin hassasiyetlerinin gerisine düştüğünü söylemesi ve daha sonra Uğur Dündar''ın programında , "Olumsuzluklarla bezenmiş, dayatılmış bir planın kabulü, daha sonra inanıyoruz ki aynı insanlar tarafından eleştirilecektir, "nasıl olur da evet dersiniz" diye" dedi. Tayyip Erdoğan'ın; çevresindeki bazı danışmanların oluşturduğu sis perdesini aralayıp; düşünsel yedekleme mekanizmalarını devreye sokmaya başladığını
  • Leyla Zana'nın DGM'ye yeniden yargılanmak üzere getirilmesinin "olgunlaşan bir kadın" portresi ile kamuoyuna sunulması; Hatip Dicle'nin "biz değiştik, ideolojik ve politik olarak olgunlaştık" şeklinde demeç vermesi

  • Davaya kamu tanığı olarak çağrılan 27 aşiretten hiçbirinin gelmemesi ve "can güvenliğinin sağlanamadığını" gerekçe olarak gösterilmeleri

  • "İdeolojik ve politik olarak olgunlaştıklarını" belirten sanıkların ilk duruşmada, mahkum edilmelerinin arkasında "Çiller-Güreş-Ağar" üçlüsünün olduğunu vurgulamaları

 

Türkiye'de yeni ve daha boyutlu bir Kürt hareketinin başlatılmak üzere olduğunu; Leyla Zana'nın bu hareketin operasyonel liderliğine oynatılacağını ve son zamanlarda "Türk bayrağı Kürt kardeşlerimizin de bayrağıdır" söylemini benimseyen Ağar'ın bu resimde beklenenden farklı bir rol oynayacağını
  • Erdoğan'ın konuşmalarında "tüccar" siyasetten bahsetmesi

  • Vecdi Gönül'ün ve Genelkurmay Başkanı'nın yaptıkları konuşmalarda Kuzey Irak politikasında sorumluluğun asker ve dışişlerinde olduğunu açıklamaları

  • Erdoğan'ın İçişleri Bakanı Aksu'nun beraberindeki yeni kaymakamlara, duble yol projesine özel önem vermeleri yolunda telkinde bulunması
Erdoğan'ın benimsediği "tüccar" mantık çerçevesinde, birileri ile iç siyasete karşılık dış siyaset pazarlığını tamamladığını ve pragmatizmin meyvelerini toplamaya çalışacağını

Gürtuna'nın 2002 Faaliyet raporunun AKP, SP ve CHP'lilerin oyları ile ANAP'ın verdiği desteğe rağmen Belediye Meclisi'nde reddedilmesi ve Gürtuna'nın belediye başkanlığının tartışmalı hale gelmesi

Tayyip Erdoğan'ın fil hafızasına sahip olduğunu ve Gürtuna'nın bir partiye geçme çalışmalarının olgunlaşma aşamasına geldiğini
   
  • Cindoruk'un SKYTURk'e verdiği demeçte "Özkök tam bir NATO paşasıdır. Son derece itidalli, kırıp dökmeyen, demokrasiye tam bağlı, hiyerarşik yapıya önem verem, uluslararası hukuka riayet eden, demokrasiye inanmış, devletini seven bir paşa" dedi.
  • Demirel 'in sözü "Herşeyden önce öngörülebilir olmak önemlidir. Siyasetçi ne yapacağı, ne yapmayacağı tahmin edilebilir ise devlet adamıdır"
  • Emin Çölaşan yazısında; "Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün kişiliğinde toplumun tek güvendiği kurum olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yıpranmasından, toplumun güvenini yitirmesinden endişe ediyorum" dedi.
Türkiye'de Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki atama dinamiklerine müdahale etme gücüne sahip bazı dış çevrelerin; "öngörülebilir olmak" ve "NATO paşası" olmak üzerinden müdahalelerini sürdürdüğünü ve bu dinamiklerin önümüzdeki dönemde iyice kızışacağını
  • Genç Parti lideri Cem Uzan ve DYP lideri Mehmet Ağar'a medyada sıkça yer verilirken; MHP lideri Bahçeli'nin YeniÇağ dışında hiç bir yayında kendini gösterememesi

  • Bahçeli'nin , ülkücüleri "devlet görevine" çekmeyen çalışan yayınları "ülkücülerin hassasiyetleri kaşınmamalı" şeklinde uyarması ve "Devlet bütün kurumları ile görev başındayken, ülkücüleri neye hizmet edeceği belli olmayan görevlere davet etmek affedilmez bir gaflet örneği" demesi
  • Türkiye'deki milliyetçi cepheyi yeniden dizayna soyunanların Bahçeli'ye ihtiyaçları olmadığını ve MHP içinde yeni çalkalanmalar beklenmesi gerektiğini

  • Türk milliyetçiliğinin gittikçe daha fazla kaşınarak, ülke içindeki operasyonlarda aktif olarak kullanılmaya başlanacağını
  • Türk siyasi hayatının devamı simalarından İlhan Kesici'nin Türk - ABD İş Konseyinde konuşması ve ABD'lilere "bize ihtiyacınız var" mesajı vermesi

  • Daha önce Çevik Bir'in "siyaset hayallerini" açıkladığı Rumeli İşadamları ve Yöneticileri platformunda bu sefer Mehmet Ağar'ın konuşması ve bazı köşe yazarlarına göre dinleyenlerin "İkinci Demirel konuşuyor" hissine kapılması
Türk sağının yeniden dizaynında Demirel'İn hala aktif olarak; dışarıdan kendisine sunulan çerçeveyi nakış işler gibi işlediğini ve ABD'nin Türk kamuoyunun milli hassasiyetleri ile kendi emperyal çıkarları arasında en doğru çizgiyi tutturabilecek liderleri sahneye sürdüğünü
Şişli Cumhuriyet Savcılığı, New York Times'a "Türkiye iç borç moratoryumu ilan edebilir" şeklinde demeç veren Global Menkul Değerler'in sahibi Mehmet Kutman'a SPK kanununa muhalefet suçundan üç yıl hapis istemi ile dava açtı. Mesut Yılmaz'a doğrudan dokunamayanların, Yılmaz'ı çevresinde kuracakları baskı çemberi ile oyuna davet etmeye devam ettiklerini
  • Dışişleri'nin Avrupa Parlamentosu'ndan Hollandalı milletvekilin hazırladığı rapora, "AB'yi Musevi ve Hristiyan değerlere oturtmaya çalışıyor" şeklinde tepki vermesi
  • Dışişleri sözcüsü Vekili Hüseyin Diriöz'ün ; İran'ın Suriye ile istişare mekanizması oluşturalım yolundaki açıklamasına "ortak mekanizma yararlı ve olağan bir durum. Etraflı olarak değerlendirdikten sonra sonuca varacağız" diyerek sıcak tepki vermesi ama bu tepkinin Zaman'da, o da küçük olarak görülmesi dışında medyada yeralmaması
  • Abdullah Gül'ün dışişleri bakanı olması ile birlikte gündemde köşelere sıkışması ve Handelsblatt gibi önemli bir Alman gazetesine verdiği uzun mülakatın bile gözardı edilmesi
  • Dışişleri bakanlığındaki egemen ekolün ciddi bir tehdit altında olduğunu ve aynen Hazine bürokrasisinde olduğu gibi medyayı elinde tutan güçlerle arka kanalların açıldığını

  • Dışişlerinde egemenliği tehdit altında olanların, hükümeti zor durumda bırakacak dosyaları kamuoyuna sızdırarak hükümeti zor durumda bırakmaya başlayacağını ve yakında Dışişleri tabanlı skandallara hazır olunması gerektiğini
Sakıp "Ağa"'nın hasta yatağından Yavuz Donat'ı arayarak, Adana'daki mülklerini neden satışa çıkardığını, önce "ekonominin getirdiği şartlar yüzünden satıyoruz" şeklinde açıkladıktan sonra, "Adana oturmayan adam Adana'da mülkü ne yapsın; ihtiyaç yok ondan satıyoruz" diyerek birbiri ile çelişkili iki gerekçe ile açıklaması Birilerinin Sakıp Sabancı'ya bu durum hakkında makul bir açıklama yaparak dikkatleri konu üzerinden çekmesi yolunda telkinde bulunduğunu ve Sakıp "Ağa"'nın da aklına ilk, "vakanuvist gazeteci" Yavuz Donat'ın geldiğini
25 Martta KKTC'de "ver kurtul" cephesinin öncü kurumlarından CTP partisi ile Kuzey Kıbrıs Ticaret Odası'nın düzenlediği mitinge, KKTC'de hiç de alışık olunmayan bir şekilde yapılan polis müdahalesi sonucu 6 sendikacının tutuklanması ve gösterinin dağıtılması Kuzey Irak'ı ABD'ye bırakanların karşılığında Kuzey Kıbrıs'ta çok daha rahat hareket etmeye başladıklarını
  • Erdoğan'ın Kanal D'y verdiği röportajda, "vakti gelirse, gerekirse kamu bankalarındaki yolsuzlukları kamuoyuna açıklayacağım" demesi

  • Özelleştirme İdaresi'nin sorumluluğunun Tayyip Erdoğan'la "abi" ilişkisi içinde bulunan faizsiz bankacılık kökenli Maliye Bakanı Unakıtan'ın eline verilerek; Deniz Nakliyat'ın ÖİB'e ödemelerini tahsil etmeye çalışan Abdüllatif Şener'den alınması

  • Kamu Bankalarının Yönetim Kurulu Başkanlığına, Ziraat Bankası ve HalkBankası başkanlıklarına Tayyip Erdoğan'a yakın isimlerin gelmesi
Tayyip Erdoğan'ın siyaseti para akışı olduğu kadar, bilgi akışını kontrol etmek olarak da gördüğünü ve Türk siyasasında yeni ağlar kurarken, eski yapılarla yeni yapılar arasında çatışmayı değil uzlaşmayı öngördüğünü (gerekirse şantajla sağlanacak uzlaşmaları)
  • Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Başkanı Akkan Suver, ABD'den dönen Çevik Bir'in Türkiye-ABD ilişkileri hakkında karamsar verilere sahip olduğunu söyledi. Bunun üzerine vakıf bünyesinde Mayıs bünyesinde faaliyete geçmesi planlanan ve üyeleri arasında Konseyin üyeleri arasında Kara Kuvvetleri Eski Komutanı E. Org. Atilla Ateş , Milli Güvenlik Kurulu eski Genel Sekreteri ve Hava Kuvvetleri Eski komutanı E. Org. İlhan Kılıç, E. Oramiral İrfan Tınaz, E. Korg Burhan Tunalı, E. Tuğgeneral Ercan Birol, E. Tuğgeneral İdris Koralp, E. Tümamiral Kemal Tok. TUSİAD eski başkanı Erkut Yücaoğlu, İSO Başkanı Hüsamettin Kavi, ÇEV Başkanı Gülseven Yaşer ve İ.ü. Rektör Yardımcısı Nur serter, emekli büyükelçi Sönmez Köksal'ın bulunduğu Akademik Konsey çalışmalara erken başlayacağını söyledi. .Bu grup 2 Nisan 2003'te Irak Paneli düzenleyecek, Eski bakan Emre Gönensay, E. Org. Necdet Timur, TUSİAD Başkanı Erkut Yücaoğlu ve Ertuğrul Özkök katılacak.

  • Derviş'in Meclis'te yaptığı konuşmada, "sivil/asker herkes AB'ye odaklanmalı"

Köprü isim Çevik Bir'i Türk ordusu içinde belli bir konuma getirmek isteyenlerin;

1) Emekli generaller vasıtası ile Türk Ordusu üzerinde operasyonlarını sürdürdüklerini

2) ABD'nin Türkiye'yi sadece Irak değil, Ortadoğu konusunda da çok vitesli ve çok boyutlu bir sürece soktuğunu ve belli çevrelerin bu süreçte teorik meşruiyet zemini oluşturma yönünde kullanılacağını

3) Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ciddi silahlanma projelerine girişmesi yönünde baskıların arttığını

4) Sabetay kadroların sivil ve asker bürokrasi üzerinde kontrollerinde kaymalar olduğunu

OYAK 43. Genel Kurulu'nda konuşan Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün "OYAK'ın yatırımlardan sağlanan getirilerle, üye birikimlerine yüksek nemalar verebildiğini ve ülke ekonomisine önemli katkılarda bulunabildiğini" söylemesi. Tayyip Erdoğan'ın AKP'nin Hüsamettin Özkan'ı olarak bilinen Vecdi Gönük aracılığı ile kilit askeri mekanizmalarla sağlam bir diyalog kurduğunu

28 Şubat sürecine en kararlı direnen isimlerden Hasan Celal Güzel'in kanal kanal dolaşarak, ikinci tezkerenin "ulusal çıkarlar" adına çıkarılması gerektiğini savunması ve tezkereye karşı çıkanları "duygusallık"la suçlaması

 

 
  • İş Bankası Ersin Özince'nin, Şişecam Olağan Genel Kurulunda yaptığı konuşmada hükümetin güven ortamını sağlamadığından şikayet ettikten bir kaç gün sonra gerçekleştirdiği basın toplantısında "Türkiye devletine güvenimiz tamdır. Onun temsilcisi olan hükümete de" şeklinde bir söyleme bürünmesi

  • İş Bankası Ersin Özince'nin basın toplantısında verdiği mesajların farklı gazeteler tarafından farklı olarak kullanılması. (Özince'nin kamu bankaları yönetimine faizsiz bankacılıktan gelen isimleri atamasına yanıt vermediği Zaman gazetesinde yeralırken, Radikal Özince'nin bu tavrını ön plana çıkarıyor. Zaman, Özince'nin "kredi derecelendirme kuruluşları abartılı analiz yapıyor" değerlendirmesini kullanırken, bu sefer Radikal Özince'nin demecinin bu kısmını görmüyor. Akşam, ÖFK ile ilgili kısma yer vermiyor, kredi derecelendirme ile ilgili kısmı görüyor sayfalarında.)

  • İş Bankası Yönetim Kurulu üyeliğinde yeralan CHP üyelerinde değişikliğe gidilmesi ve Baykal'ın Kemal Derviş'in Oya Ünlü'nün yönetim kuruluna sokulması yönündeki isteğini geri çevirmesi.

  • Sabetay Yalım Eralp'ın, "Hükümet ulusa güveni ve piyasalardaki güveni tazelemek istiyorsa; Derviş'i ekonomiden sorumlu süper bakan yapmalıdır. Ulusal birlik ve milliyetçilik bunu gerektirir. Parti farkı gözetmeden." (Habertürk, 27 Mart) demesi

 

  • Türkiye'de finans sektöründe öncü sarsıntıları hissedilen sermaye depreminde İş Bankası'nın kendini konuşlandırma konusunda sıkıntılar ve çelişkiler yaşadığını

  • "Devletin temsilcisi hükümet" vurgusu ile finans sektörünün; Türkiye'de devlet içinde kemikleşen çıkar kadroları ile, "bu sefer sıra bizde" diyen çevreler arasında yaşanacak güç savaşının arenası haline geleceği

  • AKP ile CHP arasında arka planda yapılacak uzlaşmalarda İş Bankası - Devlet - Hükümet üçgeninin aktif olarak kullanılacağını
  • Kadrolu röportajcı ve Sabah ekolünden gelen Leyla Umar'ın durup dururken 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan ile Vatan gazetesinde bölüm bölüm yayınlanan bir röportaj gerçekleştirmesi ve bunun hemen ertesinde Çetin Paşa'nın anjiyo yapılmak üzere hastaneye kaldırılması

  • Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okan'ın , Sabah'ta manşete çekilen özel röportajından bir gün sonra suikaste kurban gitmesi
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin üst düzey kadrolarına yönelik ciddi bir şekillendirme operasyonuna girişildiğini ve Sabetay cephenin bu operasyonda yine başrolü oynadığını
MÜSİAD bünyesinde "Genç Müsiad" kurulması Türkiye'de "islami sermaye" olarak nitelendirilen sermayenin kendi içinde derinleştiğini ve organizasyon gücünün savunma reflekslerinden kurtularak daha aktif bir düzeye taşındığını
ABD Genelkurmay Başkanı Myers'ın, Türkiye'de üst düzey bir askeri ile telefon görüşmesi sonrasında telefonu duvara fırlatarak kırdığı haberini ilk olarak Pentagon'a akredite gazeteci Yasemin Çongar'ın vermesi (çok güvenilir bir kaynağına dayanarak) ve ertesi gün HaberTürk'ün Myers ile Özkök arasında "telefon kırdıran" görüşmenin "tam metnini" yayınladı Yasemin Çongar ve HaberTürk'ün; Türk Ordusu'na Pentagon'dan yollanan bir mesajın gönüllü aracıları konumuna düştüğünü ve böyle bir konuşmanın olmadığını
 

 

ALTERNATİF TUSİAD GELİYOR

Avrupa Birliği'nin kendi içinde ayrışmaya başlaması ile birlikte Türkiye'ye yönelik ilginin kaynağı olan ülkelerde de bir çeşitlenme görülüyor.

Önce Türkiye'nin savunması için Hollanda elindeki patriotları beraberlerindeki subaylarla birlikte Türkiye'ye yollama kararı alırken; İspanya Türkiye'ye savaş uçağı ve asker desteği vermeye karar veriyor. İspanya Dışişleri Bakanı'nın geçenhafta Türkiye'ye gerçekleştirdiği ziyaretin ardından, önümüzdeki hafta İtalya Başbakanı Berlusconi ve Polonya Başbakanı Leszek Miller Başbakan Erdoğan'la görüşmek üzere Türkiye'ye geliyor. Bu arada Avrupa Parlamentosu'ndan Hollandalı bir milletvekilinin, Türkiye'nin önündeki engelin "Kemalizm" olduğunu belirten raporu; "densiz Hollandalı" başlıklarına yol açıyor. Hollanda Belediyelr Birliği ile Türkiye'dek belediyeler birliği arasında Türkiye'deki yerel yönetimler yasasının yeniden şekillenmesi ile ilgili ortak programlar düzenleniyor. Bu arada ayrıntı da olsa not düşelim; KoçBank Yönetim Kurulu başkanlığına; KoçBank Hollanda'nın yönetim kurulunda da yeralan Kemal Kaya atanıyor.

Hollanda, İtalya, Polonya, İspanya ve Yunanistan...(son uçak kaçırma eylemi ile ilgili yorumumuz aşağıdadır)

ABD'nin çekirdek Avrupa çeperinde ördüğü ağın ilgisinin bir anda Türkiye'ye yönelmesi aslında Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin medyada yansıtıldığından çok daha boyutlu ve çok vitesli bir ortamdda yürüdüğünün göstergesi.

Bu ülkelerin ortak bir özelliği var; ya İspanya, Hollanda gibi bir kraliyet ailesine sahipler (İspanya, Hollanda) ; ya da bünyelerinde ciddi bir Katolik çekirdek bulunuyor (İtalya, Polonya). Sözkonusu kraliyet - tanrısal ekolün, AngloSakson koalisyonun Irak işgalinde, bu koalisyonun arkasında kararlı bir şekilde ve başından beri durduğunu hatırlatmamızda da fayda var.

Sözkonusu gelişmeler; ABD'nin bir yandan Ortadoğu ile ilgilenirken; bir yandan da Avrupa çekirdeğini güneyden çevreleme yolunda ciddi bir operasyona giriştiğini ve Türkiye'yi de bu eksene yerleştirmek için düğmeye bastığını gösteriyor.

Sermayesiz politika olmayacağından; Türkiye'deki sermaye gruplaşmalarının da bu master plan çerçevesinde ayrışması kaçınılmaz. Yıllardır ABD ve Avrupa sermayelerine angaje olan ve hatta bunların Türkiye'deki bayisi haline gelen oligopol sermayenin ve uzantılarının; Avrupa ayrışması ile birlikte kendi içerisinde çatlayacağı beklenmelidir. Bu sermayenin milli ve gayrimilli unsurları arasındaki ana çatlaktan farklı; kendi içinde bir ayrışma olarak gündeme gelecektir. (SESAR olarak edindiğimiz bilgilere göre, Can Kıraç'ın "TUSİAD dernek tüzüğüne aykırı davranıyor" şeklinde bir çıkış yaparak gerçekleştirdiği istifanın arkasında, TUSİAD'a alternatif bir sermaye derneğinin kurulması çalışmaları yatmakta.)


AKP'yi BÖLME OPERASYONUNA START VERİLDİ

Bazı patronların, ABD Büyükelçisi ve diplomatlarla Doğan Holding'in Altunizade'deki tesislerinde, (Koç'un Nakkaştepe tesislerinin hemen yanıbaşı olması sadece bir tesaüf) toplanması bir klasik halini aldı.

Geçenlerde de Doğan Holding tesislerinde benzer bir seri toplantı gerçekleştirildi. Bu toplantıya medya yer vermese de; Somali'den döndükten sonra artık hep ABD'den dönmeye başlayan Çevik Bir de katıldı. Elinde ABD - Türkiye ilişkilerinin çok kötüye gittiğine dair doneler olduğu söyleyen emekli general.

Bu toplantın TUSİAD başkanının hükümete ultimatom veren ve Can Kıraç'ın istifası ile sonuçlanan sürecin hemen ertesinde gerçekleşmesi nedeni ile sözkonusu toplantı bu olayla bağlantılı olarak değelendirildi.

SESAR olarak bu toplantının TUSİAD'daki mevcut çatlakla değil, AKP içindeki olası çatlaklara yönelik bir toplantı olduğunun bilinmesini isteriz.

ABD büyükelçiliklerindeki diplomatlar son günlerde "tezkere görüşmesi" maskesi altında partilerin güneydoğu milletvekilleri ile temaslarını arttırmıştır. Lehman Brothers'ın 21 Mart tarihli raporunda , "AKP hükümeti gayreti arttırmaz devamı kuşkulu. Erdoğan'ın parti içindeki konumu bizim ve piyasaların sandığından daha kuşkulu" yolundaki tespiti çok dikkatli bir şekilde puzzle'ın ilgili bölümüne yerleştirilmelidir.

Bu arada Başbakanlık önünde "açım....bebeğimi size veriyorum....esnafım kasama ihtiyaçım kalmadı" eylemleri için yeniden düğmeye basılmıştır. (Başbakanlık önü eylemlerinin, light uçak kaçırma eylemleri gibi deşifre olmak üzere olduğunu ilgililer dikkate almalıdır)

AKP'nin ekonomi bürokrasisinde ve finans piyasalarında, rant musluklarını mevcut egemenlerden yeni egemenlere devredecek şekilde giriştiği harekat; Cüneyt Ülsever gibi isimlerin bile, "tezkere maskesi " altında AKP hükümetine cephe aldığı, bir çok açıdan acımasız bir saldırıya neden olmuştur.

Türkiye'de yıllardır egemenliği elinde tutan oligopol sermaye karşı karşıya olduğu tehdidin fazlası ile farkındadır. Ve bu tehdit sadece yerel dinamikleri değil, dünya çapında Suudi kökenli sermayenin ABD ile pazarlık masasına oturması ile bağlantılı olarak uluslararası dinamikleri içerdiğinden; açılan cephenin Ecevit'e açılan cepheden çok daha dirençli ve güçlü olması gerekmektedir.

Altunizade'de yapılan toplantı; ana koordinatör ABD Büyükelçisi'nin başkanlığında, Doğan, Şahenk, Sabancı ve Koç'un finans piyasalarını ve son günlerde medya grupları arasında çok sık gidip gelmeye başlayan Çevik Bir'in medya/intellijensiya ayağını götüreceği kapsamlı ve uzun süreli bir operasyonun koordinasyonu toplantısıdır.

Bu operasyon; AKP'yi bölme yolunda birilerinin karar verdiğinin açık bir göstergesidir.

AKP'yi, Türkiye coğrafyasında yeniden açılacak Kürt kartı çerçevesinde oluşan dinamiklerle iyice gererek, parti içindeki İslamcı, liberal ve Kürt kökenli gruplar arasındaki bağları yıpratmak ve bunu sağın kontrollü bir milliyetçilik çerçevesinde (Ağar, Uzan) yeniden şekillenmesi ile paralel götürmek yolunda piyonlara görev dağılımı yapılmıştır.

Görev dağıtımını yapanlar, başlama işaretinin ne olacağını da piyonlarına söylerler. Gökyüzündeki yıldızları daha dikkatli izlemek lazım.

 


BİR LİGHT UÇAK KAÇIRMA HİKAYESİ ve ÖTESİ

Medyada yine bir "Türk usulü uçak kaçırma" hikayesi olarak geçti. Yine dengesiz bir yolcu, aslında bomba ile hiç de karıştırılmaması gereken cisimleri kullanarak ve daha önce açık bıraktığı kokpit kapısı dolayısı ile kaçırılan bir pilotu yine aynı açık kapı ile içeri girip tehdit ederek kaçırdı. Uçağı kaçıran Özgür Gençaslan'ın "Almanya'ya gitmek istediği" belirtilirken, anında ailesi, geçmişi, duyguları gözönüne serildi. (birileri mesaisini yine "background" yazmaya ayırmış anlaşılan). Önüne konulanlar dışında pek bir şey araştırıp geliştirmeyen Türk medyası çok basit bir arama ile ulaşabileceği Özgür Gençaslan'a ait web sayfasını ise (http://page.inf.fu-berlin.de/~gencasla/) hiç sorgulamadı.

Uçaktaki lakayıt hava; yolcuların yaptığı canlı yayınlar, Başbakan'ın "korsan" ile yaptığı ikna görüşmesi ve mutlu son.

Türkiye'de nedense son zamanlarda çok sık rastlanmaya başlanan bu "light hava korsanlığı" hikayeleri; birilerinin artık başka yöntemleri düşünmeye başlaması gerektiğini gösteriyor. Çünkü yakında bu yöntemin deşifre olması çok olası.

Bu hikayede önemli olan hikayenin kendisi değil, hikayenin anlatılış biçimi idi. Haberi televizyonlardan izleyenler; Atina'dan bildiren muhabirlerin, olaya Yunanlı makamların nasıl özen gösterdiğini, hatta İçişleri Bakanı'nın bizzat olayla ilgilendiğini, limanda hemen kriz masası kurulduğunu ballandıra ballandıra anlattılar. Bu anlatım bir ara uçaktaki yolcuların kaderi hakkında bilgi verme kaygısının ötesine geçti. Zaten normalde yapılması gerekenleri, "Türkiye'ye yardım eli uzatan Yunanistan" havası yaratmak için kullanmak olayın kendisinden daha önemli hale geldi. Bir sonraki gün, HaberTürk ve Milliyet'in manşetleri aracılığı ile birileri bu havayı "Rotayı değiştirmeseydi Yunan uçakları vuracaktı" haberleri ile dengelemeye çalıştıysalar da, sonuçta Türk kamuoyu bir kere daha iyiliksever Yunan devleti ve kamoyunu hatırladı.

Bu olaydan bir gün önce, televizyonların altından "Tayyip Erdoğan yeni bir Kıbrıs girişimi için hazırlık başlattı" haberi geçiyordu.

Bu ikisini yanyana koyup, biraz araştırdık. Daha önce Yunanistan ile Türkiye'yi yakınlaştırma adı altında Türkiye'nin milli tezlerini yumuşatma girişimlerini önümüze koyduk (hala capucchino kokuyorlardı) ve ortaya çok ilginç bir tablo çıktı.

SESAR olarak uyarmak isteriz ki; önümüzdeki süreçte (ki bu sürecin Leyla Zana'ın yeniden yargılanmaya başlaması ve Türkiye'de Kürt ayrılıkçılığın yeniden kaşınması için zemin çalışmalarının arttığı bir süreçle paralel olması önemli) Yunanistan'ın Türkiye'ye Meriç üzerinden geçen PKK militanları ve ülkesinde barındırdığı PKK kampları ile ilgili bir "jest" yapması ve bu jestin karşılığında, Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'ta Yunan tezlerine prim vermesi için bir psikolojik ortam oluşturmak için kullanılması olasıdır.

Bu süreç; Tayyip Erdoğan'ı yeniden dış ve iç odaklar arasında sıkıştırmakla kalmayacak; aynı zamanda belli güvenlik kurumlarının iç bünyesinde rahatsızlıklar yaratacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti klasik miyopluğu çerçevesinde, yeniden, kendisine karşı düşman besleyenlere, o düşmanı beslememelerine karşılık, kendi milli tezlerinden taviz verme noktasına Kürt - Kıbrıs ekseninde getirilecektir.

AKP çevresine sarmaşık misali dolananların, ülke içindeki belli güvenlik kurumlarının bünyesindeki alt odaklar ve dış istihbarat çevreleri ile teknik çatısını çattıkları bu senaryo bünyesinde; uçak kaçırma olayı bir ilk sahne mizansenidir.