JEO-KRİTİK ÖZEL

14 Aralık 2004


*** JEO-KRİTİK ÖZEL ***

16-17 Aralık 03:30


AB...WIN
ABD...WIN
TAYYIP...LOSE

Fetişizm haline getirilen AB maceramızın en kritik dönemeci olarak lanse edilen geceyi; iyimser bir tablo çizmek için çırpınan yorumcuların gülümseten çabaları çerçevesinde televizyonlardan izlerken; Brüksel'den bir istihbarat düşüyor önümüze :

"Tayyip Erdoğan yarın(Cuma) görüşmelerden çekiliyor"

Bir başka kaynağımız ise kulağımıza şunu fısıldıyor

"Erdoğan konuyu referanduma götürerek, hem kırmızı çizgilerini çiğnetmemiş, hem milletine danışmış, hem de siyasi riski paylaşmış olacak ve bunu yaparken AB'ye nihai cevabı vermek için zaman kazanacak"


Gecenin akışkanlığı içerisinde şekil değiştirebilecek bu istihbaratların doğruluğundan çok aşağıdaki analitik çıkarımın çok daha belirleyici olduğuna karar veriyoruz :

"Brüksel'de Türkiye'nin AB üyeliği kadar; Tayyip Erdoğan'ın siyasi kariyeri belirleniyor"


Gecenin sıcağında yayına soktuğumuz mini analizde belirttiğimiz üzere; bugüne kadar AKP liderlerine her türlü yolla AB'nin Türkiye'ye ancak iliştirilmiş, kısıtlanmış üyelik sunacağı gösterilmiş olsa dahi; Tayyip Erdoğan ve kadroları bu açık işaretleri BİLEREK görmezden geldi ve AB oyununu, mevcut sonu risk etme pahasına devam ettirmeyi tercih etti.

BİLEREK görmezden geldi diyoruz çünkü ; kendi içindeki dinamikleri kontrol etmekte zorlanan AKP'ye AB dışında hiç bir SİYASET ALANI kalmamıştı.

Ekonomiyi ve bunla bağlantılı bir çok alanları IMF'nin temsil ettiği dış finans odaklarına; siyaseti ve Anayasal çerçeveyi içerde ve dışarda çıkar konsorsiyumlarının onayına devrederek siyasi arenada

KARİZMASINI KİRALAYAN LİDER

konumuna düşen Tayyip Erdoğan'ın bu aşamada önündeki en büyük sorun; Brüksel'de ne olacağı değil; Brüksel'den nasıl dönüleceğidir.

Siyasi riski "hedge" etmek için IMF ile anlaşmayı öne çekerek; en azından AB dönüşü piyasalardaki bir çalkantıyı hafifletme planı ancak bir noktaya kadar faydalı olacaktır.

Aylardır Avrupa'ya sayısız ziyaret gerçekleştiren ve Berlusconi'den Chirac'e kadar bir çok liderle "kanka" pozları verdikten ve bir de üstüne üstlük Papa'nın heykeli önünde Hristiyanlığın motifleri ile bezenmiş bir AB felsefesine ( O resimde AB Anayasası sadece bir unsurdur. Tayyip Erdoğan kalemi ile Anayasa'ya; görüntüsü ile bu felsefeye imza atmıştır) imza attıktan sonra; bu kadar çabaya rağmen sırtında bir hançerle yurda dönüş yapacak olan Erdoğan için kum saati akmaya başlayacaktır.

Bu tespitimizdeki doğruluğu arttıran unsurlar Ankara'nın siyasi coğrafyasında Erdoğan'a uyarı işareti olarak yanmaya başlamıştır.

Süleyman Demirel'in etkili isimleri biraraya getireceği yemekli toplantı hazırlığı bu uyarı işaretlerinden en önemlilerinden biri olarak karşımızda durmaktadır.

Keza İstanbul'da bazı iş çevrelerinin yeni bir siyasi "trendi" başlatmak için Brüksel dönüşünü bekledikleri benzer bir işarettir.

Bugüne kadar alanı boş bulduğu için ÖZGÜVENİNİ balonlaştıran ve Türkiye'yi dönüştürme hevesine kapılan Erdoğan'ın dev aynasında ki çatlaklar Brüksel dönüşü sonrasında derinleşecektir.

KARİZMASI üzerinden SİYASET ALANI'nı devrede devrede ayakta kalan AKP lideri tek siyasi oyuncağı AB'nin de elinden alındığını görecektir.

Ekonomiden, kültüre, Anayasa'dan yerele kadar diğer siyaset alanlarına geri dönüş yapmak istediğinde ise; bugüne kadar dişlerini saklayan kesimlerin diş göstermeye başlaması yüksek ihtimaldir.

Bu noktadan sonra; siyasi riski tabana yaymak için gerçekleştirilecek bir referandum manevrası da; Brüksel kriterlerinin Ankara kriterlerine dönüştürülmesi de ya da son günlerde pratiğini yapmaya başladığı milliyetçilik söyleminin derinleştirilmesi de, kendisini çok hatalı bir şekilde AB'ye endeksleyen Erdoğan'a asla eski zeminini kazandıramayacaktır.

Tabanı kayganlaşan lider; son günlerde ağzına danışmanları tarafından pelesenk edilen WIN-WIN felsefesinin gerçek açılımını gördüğünde kendisi için çok geç olacaktır :

AB...WIN
ABD...WIN
TAYYİP...LOSE

Beraberinizde bizi de sürüklediğiniz için ne kadar teşekkür etsek azdır Sayın Başbakan.

Saygılar,
Açık İstihbarat