AB...WIN
ABD...WIN
TAYYIP...LOSE
Fetişizm haline getirilen AB maceramızın en
kritik dönemeci olarak lanse edilen geceyi;
iyimser bir tablo çizmek için çırpınan yorumcuların
gülümseten çabaları çerçevesinde televizyonlardan
izlerken; Brüksel'den bir istihbarat düşüyor
önümüze :
|
"Tayyip Erdoğan yarın(Cuma)
görüşmelerden çekiliyor"
|
Bir başka kaynağımız ise kulağımıza şunu
fısıldıyor
|
"Erdoğan konuyu
referanduma götürerek, hem kırmızı çizgilerini
çiğnetmemiş, hem milletine danışmış, hem
de siyasi riski paylaşmış olacak ve bunu
yaparken AB'ye nihai cevabı vermek için
zaman kazanacak"
|
Gecenin akışkanlığı içerisinde şekil değiştirebilecek
bu istihbaratların doğruluğundan çok aşağıdaki
analitik çıkarımın çok daha belirleyici olduğuna
karar veriyoruz :
|
"Brüksel'de Türkiye'nin
AB üyeliği kadar; Tayyip Erdoğan'ın siyasi
kariyeri belirleniyor"
|
Gecenin sıcağında yayına soktuğumuz mini analizde
belirttiğimiz üzere; bugüne kadar AKP liderlerine
her türlü yolla AB'nin Türkiye'ye ancak iliştirilmiş,
kısıtlanmış üyelik sunacağı gösterilmiş olsa
dahi; Tayyip Erdoğan ve kadroları bu açık işaretleri
BİLEREK görmezden geldi ve AB oyununu, mevcut
sonu risk etme pahasına devam ettirmeyi tercih
etti.
BİLEREK görmezden geldi diyoruz çünkü ; kendi
içindeki dinamikleri kontrol etmekte zorlanan
AKP'ye AB dışında hiç bir SİYASET ALANI kalmamıştı.
Ekonomiyi ve bunla bağlantılı bir çok alanları
IMF'nin temsil ettiği dış finans odaklarına;
siyaseti ve Anayasal çerçeveyi içerde ve dışarda
çıkar konsorsiyumlarının onayına devrederek
siyasi arenada
KARİZMASINI KİRALAYAN
LİDER
konumuna düşen Tayyip Erdoğan'ın bu aşamada
önündeki en büyük sorun;
Brüksel'de ne olacağı değil; Brüksel'den nasıl
dönüleceğidir.
Siyasi riski "hedge" etmek için IMF
ile anlaşmayı öne çekerek; en azından AB dönüşü
piyasalardaki bir çalkantıyı hafifletme planı
ancak bir noktaya kadar faydalı olacaktır.
Aylardır Avrupa'ya sayısız ziyaret gerçekleştiren
ve Berlusconi'den Chirac'e kadar bir çok liderle
"kanka" pozları verdikten ve bir de
üstüne üstlük Papa'nın heykeli önünde Hristiyanlığın
motifleri ile bezenmiş bir AB felsefesine (
O resimde AB Anayasası sadece bir unsurdur.
Tayyip Erdoğan kalemi ile Anayasa'ya; görüntüsü
ile bu felsefeye imza atmıştır) imza attıktan
sonra; bu kadar çabaya rağmen sırtında bir hançerle
yurda dönüş yapacak olan Erdoğan için kum saati
akmaya başlayacaktır.
Bu tespitimizdeki doğruluğu arttıran unsurlar
Ankara'nın siyasi coğrafyasında Erdoğan'a uyarı
işareti olarak yanmaya başlamıştır.
Süleyman Demirel'in etkili
isimleri biraraya getireceği yemekli toplantı
hazırlığı bu uyarı işaretlerinden en
önemlilerinden biri olarak karşımızda durmaktadır.
Keza İstanbul'da bazı iş çevrelerinin yeni bir
siyasi "trendi" başlatmak için Brüksel
dönüşünü bekledikleri benzer bir işarettir.
Bugüne kadar alanı boş bulduğu için ÖZGÜVENİNİ
balonlaştıran ve Türkiye'yi dönüştürme hevesine
kapılan Erdoğan'ın dev
aynasında ki çatlaklar Brüksel dönüşü
sonrasında derinleşecektir.
KARİZMASI üzerinden SİYASET ALANI'nı devrede
devrede ayakta kalan AKP lideri tek siyasi
oyuncağı AB'nin de elinden alındığını
görecektir.
Ekonomiden, kültüre, Anayasa'dan yerele kadar
diğer siyaset alanlarına geri dönüş yapmak istediğinde
ise; bugüne kadar dişlerini saklayan kesimlerin
diş göstermeye başlaması yüksek ihtimaldir.
Bu noktadan sonra; siyasi riski tabana yaymak
için gerçekleştirilecek bir referandum manevrası
da; Brüksel kriterlerinin Ankara kriterlerine
dönüştürülmesi de ya da son günlerde pratiğini
yapmaya başladığı milliyetçilik söyleminin derinleştirilmesi
de, kendisini çok hatalı bir şekilde AB'ye endeksleyen
Erdoğan'a asla eski zeminini kazandıramayacaktır.
Tabanı kayganlaşan lider; son günlerde ağzına
danışmanları tarafından pelesenk edilen WIN-WIN
felsefesinin gerçek açılımını gördüğünde kendisi
için çok geç olacaktır :
AB...WIN
ABD...WIN
TAYYİP...LOSE
Beraberinizde bizi de sürüklediğiniz için
ne kadar teşekkür etsek azdır Sayın Başbakan.
Saygılar,
Açık İstihbarat