Tür: İç Politika Admin tarafından gönderildi: 07.07.2010 günü, 06:11:41

24 Haziran MGK'sında alınan kararlar kapsamında medyaya servis edilen en önemli "karar" satır aralarına dikkatle gizlendi... Bu karar, İmralı'daki teröristle diyaloga son verilmesi, daha doğrusu "diyalogun askıya alınması" kararıydı.
İmralı'da gerçekleştirilen yeni düzenlemeler ve polis istihbaratı içindeki "PKK ile barışma yanlısı" kanadın sözcüsü konumunda olan Taraf gazetesi yazarı Önder Aytaç'ın yazılarına son verilmesi de bu yeni gelişme kapsamında okunmalıdır.
Belli ki bu süreçte "PKK ile barış" politikasına fazla angaje olmuş başka kelleler de gidecek...
24 Haziran'da yapılan son Milli Güvenlik Kurulu toplantısında terörle mücadelede "yeni ve etkili kararlar alındığı" ve kamuoyunun bu kararların sonuçlarını somut biçimde görmeye başlayacağı bazı "resmi kalemlere" yazdırılmıştı.
"İlk sonuçları", Milliyet gazetesinde okumaya başladık. Milliyet'te bugün (7 Temmuz 2010) yayımlanan "Serpil Çevikcan" imzalı habere göre yeni MİT Müsteşarı Hakan Fidan, "devrim niteliğinde" kararlara imza atmıştı. Buna göre merkezi istihbaratın ağırlığı azaltılacak, bölgesel istihbaratın yetki ve inisiyatifi artırılacak, askeri istihbarat birimleriyle işbirliği güçlendirilecek ve koordinasyon sorunlarına son verilecekti.
Haberde, Hakan Fidan'ın zannedildiği gibi "Genelkurmay'a uzak bir isim olmadığının" altı da özenle çizildi...
Medyada,"yeni konseptin" işaretlerini taşıyan başka haberler de dikkat çekti. Bu kapsamda, PKK terörünü barındırdığı bilinen Barzani yönetimine karşı yeni bir politanın devreye sokulduğuna ilişkin haber ve yorumlar var. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un "Sözün bittiği yer" ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın "Hiçbir ülkede, komşu bir ülkeye yönelik terör üssü, terör kampı olamaz. Hiçbir ülke anayasası da buna müsaade etmez. Uluslararası hiçbir etikle, politikayla da bağdaşmaz" şeklindeki sözleri, Barzani yönetimine verilmiş "son ültimatom" olarak değerlendirildi.
Daha bir ay önce kırmızı halıda karşılanan ve kendisine "ağabey"diye hitap edilen Barzani ile hangi ara "son ültimatom" noktasına gelindiği anlaşılamadı ama Milliyet yazarı Fikret Bila'dan öğrendiğimize göre Türkiye, Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi'ne "Ya siz etkisiz kılın, ya ortak operasyon yapalım ya da koordineli olarak biz bitirelim" şeklinde üç seçenek sunmuştu...
Dikkat edilirse, seçeneklerin üçü de aslında birbirinden farklı değil; yani "siz bitirmezseniz ben bitiririm" şeklinde bir seçenek yok. "Üç farklı seçenek" diye sunulan şeyin üçünde de inisiyatif karşı tarafa bırakılıyor...
"Ne olur bitirin, bitirmiyorsanız yardım edin de ben bitireyim" şeklindeki bir acziyet cümlesi içinde toparlanabilecek bu "üç seçenek" Irak Hükümeti üzerinde hiç bir etki göstermemiş olmalı ki Hükümet Sözcüsü Ali Debbağ'dan "Biz Türkiye'nin polisi değiliz, dağda PKK'lı kovalamayız" açıklaması geldi ve tabii bu açıklama itinayla duymazdan gelindi...
24 Haziran MGK'sında alınan kararlar kapsamında medyaya servis edilen en önemli "karar" ise satır aralarına dikkatle gizlendi. Bu karar, İmralı'daki teröristle diyaloga son verilmesi, daha doğrusu "diyalogun askıya alınması" kararıydı.
Teröristbaşıyla devletin temas halinde olduğu iddiası şimdiye kadar resmen doğrulanmadı ama bir önceki MİT Müsteşarı'nın İmralı'ya bizzat iki kez gittiği haberleri de yalanlanmadı. "PKK'sız çözüm olmaz"sesleri bu dönemde yükseldi, devletin Öcalan ile diyalogunu ihanet olarak değerlendirenlerin Silivri'de "istirahate alınmaları" bu döneme denk geldi...
24 Haziran tarihli son MGK toplantısından sonra İmralı'ya yeni bir düzen getirilerek dış güvenliğin Deniz Kuvvetleri ve Özel Kuvvetler'den alınıp idari olarak Sahil Güvenlik ve Jandarma'ya verilmesinden ne anlamalıyız?
Radikal yazarı Murat Yetkin'e göre "Askerler PKK'nın kurucu lideri Abdullah Öcalan ile siyasi nitelikte temas kurulması ihtimaline sıcak bakmadığı, daha doğrusu konuşmak istemediği için" böyle bir düzenlemeye gidilmişti.
Yani, askerlerin "Bizim korumamız altında siyasi temas yürütüldüğü görüntüsünden rahatsızız" hassasiyeti hükümetçe "anlayışla karşılanmış" ve devletin askeriyle -siviliyle terörist başını topyekûn muhatap aldığı görüntüsüne son verilmişti.
Tabi bu düzenlemeyle sadece kamuoyuna ve ordunun tabanına değil, PKK'nın ve Öcalan'ın kendisine de bir mesaj verilmiş oldu. Bu mesaj, "Açılımı baltalamaya devam edersen diyalogu keserim" mesajıdır.
Bu kararın konjenktürel olduğu düşünülmelidir ama belli ki PKK'ye "kalıcıymış gibi" bir imaj verilmek de isteniyor.
İmralı ile üst düzeyde temas sağlandığına yönelik haberler şimdiye kadar hiç yalanlanmadığı halde, CHP Adana Milletvekili Tacidar Seyhan'ın "Öcalan ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı görüştü" iddiasının bizzat Adalet Bakanı tarafından "süratle" yalanlanması da İmralı ile yaşanan yeni süreç hakkında fikir veriyor.
Taraf gazetesinin polis yazarı Önder Aytaç'ın işine bu süreçte son verilmesi de konuştuğumuz bağlamda üzerinde düşünülmesi gereken bir gelişmedir. Önder Aytaç, şimdiye kadar MİT'in ve Emniyet içinde "PKK ile barış" politikasından yana olan bir kesimin sözcülüğünü yaptı. Şimdi "Cemi Bayık tarafından tehdit ediliyorum" dediğine ve Taraf'taki işine "Öcalan asılsın" sözünden dolayı son verildiği belirtildiğine göre öküz ölmüş ortaklık bozulmuş demektir.
Belli ki bu süreçte "PKK ile barış" politikasına fazla angaje olmuş başka kelleler de gidecek...
Şöyle veya böyle; ister kademeli bir "diyalog kesme" kararı alınsın, ister sadece fotoğraftan askeri çıkarmak amaçlanmış olsun, sonuç fiyaskodur. Terör sorununu şehit katilleriyle barışarak, Öcalan'ı "siyasi lider" diye tanıyarak son vereceklerini düşünenler, felakete doğru koşmaya başlamışlardır.
Burada, "Cezaevinde yatan subaylarım ile Balbay ve Haberal için çok üzülüyorum" diyen Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'a da sorulacak bir soru var:
Sırf PKK ile mücadele ettiği için "terörist" yaftasıyla üç yıldır tutuklu bulunan kahraman askerlerin itibarı nasıl iade edilecek? Daha doğrusu, edilecek mi?
Kaynak: Açık İstihbarat
Bu haber 1874 kez okunmuştur. YORUMLAR: |