Avusturyalı yazar Robert Musil'in (1880 - 1942) Niteliksiz
Adam başlıklı dev romanı, günümüzde, modernizmin roman
alanındaki birkaç başyapıtından biri sayılmaktadır.
Niteliksiz
Adam, gerçek anlamda bir çağ ve geçiş dönemi romanıdır. Yazar
tarafından "İmpkralya" diye adlandırılan, gerçekte 19.
yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın başında artık çöküş sürecine girmiş
olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nu simgeleyen bir ülkede
Musil, modernizm sürecindeki bir toplumun ve bireyin tüm
çalkantılarını sergilemeyi amaçlar.
Bu çalkantılar,
romanın başkişisi, yani "niteliksiz adam" olan
Ulrich'in kimliği aracılığıyla sergilenir. Ulrich, bir ayağıyla
eski'de, öteki ayağıyla yeni'de durmaktadır. Bütün sorun, onun bu
geçiş konumunun doğal sonucu olan çelişkilerin üstesinden gelip
gelemeyeceği sorusunda odaklanır.
Musil'in romanının, biraz uğraştan sonra, 1933 yılına ait basımını
buldum ve okuma imkanına sahip oldum. Gerçekten uğraşıma değdi ve uzun
zamandan bu yana okuduğum en iyi roman diyebilirim.
Sayfalar ilerlerken romanın feodal çağ ile aydınlanma
çağı arasında ki toplumlara ait araformları ne kadar iyi yansıttığını
kavradım. Bana kalırsa Musil'in romanı günümüz açısındanda
son derece büyük öneme sahip! Nedeni ise;günümüzde de bir geçiş
aşaması, ara-form süreci içerisinde olmamız.
Musil romanında da sürükleyici bir dille anlattığı üzere geçiş
aşamasında ki toplumsal yapıda, eski değerler ile yeni değerler
arasında çatışma başlar. Bu çatışma sayesinde Eski ile yeni zihniyet
arasında yetişen bireyler ve bireylerin bir araya getirdiği toplumsal
mekanizma,yavaş yavaş niteliksizleşmeye başlar.
Yaşadığımız yüzyılda Aydınlanma çağı son demlerini yaşamakta.
Kuantum düşünce modeli çerçevesinde ve bunun toplumsal paradigmaların
çözümlerinde kullanılmasına yönelinmesiyle yeni bir çağa geçiyoruz.
Doğayı ve toplumu çözümlemede insanlığa rol model olan
''Newtoncu fizik'' Dünyayı; katı cisimlerden oluşmuş bir yapı olarak
görmekte idi. Bu çözümlemeye göre, katı cisimler atomlarına kadar
indirgenerek maddenin yapısı,işleyişi bulunabilir öngörülüyordu.
Dünyanın katı atom parçacıklarından oluştuğu inancı ise;
belirli kuralların olduğu, basit, çözülebilir ve en önemlisi kontrol
edilebilir bir toplum ve dünya anlayışını bizlere sunuyordu!
Halbuki, ''Kuantumcu fizik'', katının yerine ''sıvıyı'' koyuyor ve
herşey kökünden değişiyor! Bunun getirisi teknolojik gelişmelere
yansıyor!
Yeni teknolojik gelişmeler ise üretim ilişkilerini
değiştirmekte ve halen bu değişim sürüyor! Üretim ilişkilerinin
değişimi ise yeni bir çağa ayak basmaya hazırlandığımızın en büyük
belirtisi!
Buna ister Uzay çağı, ister kuantum çağı, ister
yanılabilirlik çağı adını verin...Sonuç itibari ile tüm
dünyada ki toplumlar Aydınlanma çağı ile Yanılabilirlik çağ arasında
bir geçiş süreci içerisindeler.
Gelinen aşamada önemli olan
nokta, bu süreci taşıyabilecek, sürecin sancılarını en aza
indirgeyerek çatışma ortamının yaratılmasını engelleyecek halk
hareketleri ve örgütlerin varlığıdır.
AKP, bu süreci yönetebilecek bir örgüt müdür?
Şimdi, bu
soruya cevap arayalım...Bu soruya cevabı bir sitede yazmış olduğum
yazıdan kısa alıntı yaparak sorgulayacağım:''Toplumların ayakta
kalması için,tarihsel olarak işletilen yanlış politikaların topluma
bilgi düzeyinde aktarılması gerekir ki, gelecekte o toplumun
yaratacağı ekonomistler, yazarlar, devlet adamları aynı hataya
düşmesinler!
Evet sanırım biraz tarihimizle yüzleşmek
gerekiyor...
Buyurun...
Yıl 3 Kasım
1839...
Bir ferman okunuyor.
İsmi
''düzenleme'' anlamına gelen Tanzimat Fermanı.
Öncüsü
Mustafa Reşit Paşa ve her toplumsal olguda olduğu gibi bunun siyasetçi
aydın çevrelerinden destekçileri.
Aydın-yazar
çevresinden fermanın en öncü destekleyeni Ohannes Efendi. Fermanın
yayınlanmasında ki en etkin rol ise; İNGİLTERE'nin. Çok kısa
bir zaman sonra Islahat Fermanı ile Tanzimat Fermanı'nın içeriği
genişletiliyor.
Fermanın kapsadıkları şunlar;
1- Bu fermanla padişah yetkileri
sınırlanıyor.
2- Müslüman tebaa ile gayrimüslim tebaa
teokratik bir din imparatorluğunda yaşanmasına rağmen ''eşit''
sayılıyor.
3- Çeşitli din ve mezhepten olan her çocuğa
''Osmanlıcılık'' bilinci eğitim ile veriliyor.
4-
Müslüman olmayan tebaa Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde
okul,kilise açabilmeleri için hak veriliyor.
5-
Ekonomik görüş olarak aydınlanmanın getirisi liberal bir anlayışın
benimsenmesi!
Sonuç; niceliksel farklılıklarından dolayı çağın toplumsal
işleyişine ayak uyduramayan, geride kalan Osmanlı İmparatorluğu,
emperyalizmin eli ile toplumsal bir çöküntünün içine sürükleniyor.
Toplum, kendi işleyişi içinde son bulmuyor!
Emperyalizm kendi eli ile o topluma çöküş sürecini
yaşatmayarak doğal dizgisel sürecine darbe vuruyor ve bir anlamda
kendi kuyusunu kazıyor! Çünkü, bu kazdıkları kuyudan, toplum
tarafından Mustafa Kemal ve Kuvva-i Milliye hareketleri
çıkıyor...
Gerisi malumunuz. Liberalizme ve sosyalizme
yapı olarak biat etmemiş, anti-emperyalist bilinci kuruluş aşamasında
toplumsal kademeye doğal işleyiş içinde aktarmış, bu nedenle milli,
farklılıkların zenginleşeceği demokrasi amaçlanarak CUMHURİYET
yaratılıyor!
Şimdi bundan tam 170 yıl sonraya bakalım!
Yine etrafta bir ferman türü toplumu ''düzenleyecek''
açılım adında bir sürü dosya dolanıyor!
Öncüsü Başbakan
RTE...Aydın-yazar çevresinden ise saymakla bitmez isimler; Mehmet
Altan'lar, Bedri Baykam'lar, Ufuk Uras'lar...
Bu fermanın ah pardon açılımın içindekiler
şunlar:
1- Tüm ayrı etnik kökenli insanlara Ulus-devlet modeli
içinde yaşamamıza rağmen sözde eşit haklar.
2-
Hristiyan azınlıkların okul açabilmelerine verilecek
özgürlükler.
3- Emperyalizmin kurup işlettiği örgüt ve
partilere af!
4- Aydınlanma çağının sona erdiğini
simgeleyen üretim ilişkilerinin değiştiğinin ve buna uygun geçişi
simgeleyen liberal-marksist ekonomik sistemin uygulanması. Bunun için
eğitimin baştan düzenlenmesi,ekonomik politikalarının bu sistemin
doğrultusunda geliştirilmesi!''[1]
Geçmişimizde feodal çağ ile aydınlanma çağı arasında yaşanan geçiş
sürecinde,yanlış politikalar sonucunda toplumumuz yok olma süreci ile
karşı karşıya gelmiştir! Bunda en büyük rol,emperyalist devletlerin
mazlum milletleri kendi istedikleri şekle sokma istekleridir!
Günümüzde de yaşananlar farksız değil!
Bugün,bu koşullar altında AKP ve ona bağlı zihniyetin,yukarıda ki
alıntıda beliren benzerliklerden yola çıkarak hangi amaca hizmet
ettiği iyi sezilmelidir!
Daha sonra ise AKP'nin geçiş sürecini
yönetebilecek kapasitede olup olmadığı tartışılmalıdır! Bununlada
yetinilmemeli, geçmişimizdeki geçiş sürecinde toplumumuzun en çok
yararlandığı KUVVA-İ MİLLİYE ruhuna sahip, toplumdaki tüm kademeleri
kucaklayan örgütlenmeler ve partilerin kurulması için çalışmalara
başlanılması gerekmektedir!
Unutulmaması gereken nokta yeni kurulacak bu ruhu taşıyan
örgütlenmeler aydınlanma çağı siyaset anlayışına göre değil, kuantum
çağının getirisi bilgi toplumu sınıfının siyaset anlayışı
doğrultusunda kurulmalı ve yönetilmelidir!
Bunlar yapılmadığı takdirde ulusumuz GAYYA KUYUSU'nda[2] boğulmaya
devam edecektir!
[1]Yazıya linkten ulaşabilirsiniz:
http://www.fbkg.org/ata/mih-gibi-belleyinyasanilan-2-tanzimat
[2] Gayya Kuyusu, sözlüklerde ‘’cehennem çukuru’’ olarak geçen,
rivayetlerde ise en tehlikeli ve can alıcı bölüm olarak ifade edilen
yerdir.