AÇIK İSTİHBARAT

Düşünen Beyinlere Bilginin Adresi...
İşbirlikçilerin Kesintisiz Etkinlikleri
Tür: İstihbarat
Admin tarafından gönderildi: 05.10.2006 günü, 22:23:27

Türkiye'deki Alman "Derin Devleti'nin" temsilcileri, gerçekte Alman Dış İstihbarat Servisi olan "Bundesnachrichtendienst" (BND) mensubu olup, bir kısmı diplomatik dokunulmazlık kapsamında, bir kısmı gazeteci, akademisyen (arkeolog, dilbilimci, Türkolog, siyaset bilimci, çevre bilimci, ekonomist, sosyolog, etnolog ve ilahiyatçı ağırlıklı), serbest araştırmacı, sendikacı kimliğinde ve diğerleri de vakıf temsilcisi olarak kesintisiz faaliyet göstermektedirler.
Açik Istihbarat - www.acikistihbarat.com
www.acikistihbarat.com

06 Ekim Cuma


İŞBİRLİKÇİLERİN KESİNTİSİZ ETKİNLİKLERİ

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
    Eğer duyarlı ve tepkili bir Cumhuriyet aydını iseniz ve de bildiklerinizi konferanslar yolu ile halkınıza duyurmak istiyorsanız, önce devlete ve rejime bağlı olması gereken Türk polisinin engellemelerini aşmak zorundasınız. Kimi sizden nüfus kâğıdı fotokopisi, kimi ikâmetgâh ilmühaberi, kimi de kamu görevlisi olduğunuzu bilse de sabıkasızlık belgesi ister. Bir başka ifadeyle, pavyon sanatçılarına uygulanan prosedürü aynen size de uygulamaya çalışırlar, sırf izni yokuşa sürmek ve sizi aşağılamak için.

Sonra konuşmanızı kaydederler ve yeri geldikçe de tacizden kaçınmazlar.

Ya bunca bölücü-şeriatçı toplantı-konferans-panel-sempozyum için?!. Duymazsınız bile.

Ya Atatürk'ün Cumhuriyet Savcıları?. Ya devletin valisi mi, cemaatin valisi mi belli olmayanlar?!. Bunlar bizim değişmez yazgımız mı diye sorar, bizi yöneten etki ajanlarına sadece lanetler yağdırırsınız, hepsi o kadar. Elinizden başka şey gelmez, gelemez, getirtmezler...

 İşte Kasım 2000 içinde yapılacak işbirlikçi etkinliklerinden sadece biri: "Düşünce Özgürlüğü İçin 2. İstanbul Buluşması".
 
"DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN 2. İSTANBUL BULUŞMASI PROGRAM TASLAĞI:
 
    Düşünce Suçuna Karşı Girişim, İnsan Hakları Derneği, MAZLUM-DER.
    20 Kasım Pazartesi 10:00-13:00 ve 15:00-18:00 D.Ö. ve Uluslararası İnsan Hakları Konsepti.
    Şanar Yurdatapan (Düşünce Suçu'na Karşı Girişim Sözcüsü),
    Hüsnü Öndül (İHD Gen. Bşk.),
    Yılmaz Ensaroğlu (MAZLUM-DER Gen. Bşk.),
    Prof. Gencay Gürsoy (İHV Yön.Kur. Üyesi),
    Prof. Hüseyin Hatemi (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi),
    Hasan Celal Güzel (M. Eğitim ve Devlet eski Bakanı, YDP kurucusu),
    Murat Bozlak (HADEP eski Genel Başkanı).
    21 Kasım Salı İstanbul: 10:00-13:00: Düşünce Özgürlüğü, Kültür, Sanat ve Medya.
    Cengiz Bektaş (Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı),
    Dr. Nazif Öztürk (Yazarlar Birliği Başkanı),
    Ahmet Hakan (Kanal-7 Haber Md.),
    Varlık Özmenek (Gazeteci, Yeni Gündem yazarı),
    Lale Mansur (Oyuncu).
    15:00-18:00: D.Ö. ve Uluslar arası Hukuk Normları.
    Yücel Sayman (İstanbul Barosu Başkanı),
    Av. Osman Ergin (İstanbul Barosu Başkan Yrd.),
    Prof. Mustafa Erdoğan (Anayasa Hukuku Profesörü),
    Av. Ergin Cinmen (Yurttaş Girişimi).
 
    21 Kasım Salı Ankara: İnsan Hakları kuruluşları temsilcileri konuklardan oluşan bir heyet Ankara ve Çankırı'ya giderek, hapisanedeki tanınmış düşünce suçlularıyla kapatılma tehdidi altındaki partilerin genel merkezlerine ve hapse girmek tehdidi altındaki parti liderlerine dayanışma ziyaretlerinde bulunacak. Katılımı kesinleşmiş yabancı konuklar:
 
    Jean Daniel Kahn Uluslararası Af Örgütü Türkiye Raportörü,
    Jonathan Sugdem İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa Koordinatörü
    Hugh Poultom 19. Madde (Article 19) Türkiye Raportörü,
    Eugene Scboulgin: PEN Hapisteki Yazarlar Komitesi (PEN WIPC) Başkanı,
    Claudia Roth: Alman Parlamentosu İnsan Hakları Komisyonu Başkanı,
    Angelika Graf: Alman Parlamentosu İnsan Hakları Komisyonu üyesi,
    Monica Brudlewski: Alman Parlamentosu İnsan Hakları Komitesi üyesi,
    Baroness Udin: Birleşik Krallık Parlamentosu Lordlar Kamarası üyesi,
    Lord Paten: Birleşik Krallık Parlamentosu Lordlar Kamarası üyesi,
    Turnan Zülch: Baskı Altındaki Halklar Uluslararası Cemiyeti (GfbV) Genel Başkanı,
    Wolfgang Jungheim: Uluslararası Katolik Barış Hareketi (Pax Christi) temsilcisi,
    Erkin Alptekin: BM'de Temsil Edilmeyen Milletler Cemiyeti (UNPO) Gen.Sekr.,
    Prof. Fadila Metnişoviç: BM Kadınlara Yönelik Şiddet Komisyonu Üyesi
    Lucina Kathmanrv Meksika (Sen Miguel) PEN Temsilcisi,
    Georgios Nakratzas: Azınlık Hakları Savunucusu, Yazar, Yayıncı,
    Mehmet Doğan: IGMG Menschenrechtsbeauftragter.
 
    Konuşmalar simültane olarak Türkçe ve İngilizceye çevrilecek, bu iki dilde kulaklıklarla izlenebilecektir. Yaklaşık 10 dakikalık ilk konuşmalar sırasında, eğer konuşmacı kabul ederse kendisine "yazılı olarak- soru da yöneltilebilecektir. Buluşma toplantıları boyunca komisyon çalışmaları ve bir sonuç bildirisi hazırlanması sözkonusu değildir. Tüm konuşmalar sonradan basılacak ve yayınlanacaktır.
 
Yer: ERESİN OTELİ, Millet Cad. Topkapı-İSTANBUL".
 
    Davetiyedeki bilgiler bu kadar.

Katılımcılar ve konuşmacılar hakkında yorum yapmaya hiç gerek yok. Kimlerin kimlerle "dans ettiği" ortada. Katılımcıların ağırlanacağı ve toplantının yapılacağı Topkapı Eresin Oteli, beş yıldızlı bir otel.

Türkiye'de Mazlum-Der'in normalde kolay kolay altından kalkamayacağı bir fatura sözkonusu. Sponsoru davetiyede belirtilmemişse de Alman katılımcıların çoğunlukta oldukları dikkate alındığında -geçmiş deneyimlere dayanarak- "Konrad Adenauer Vakfı" ya da "Heinrich Böll Vakfı" olma olasılığı son derecede büyük.

Ancak katılımcılar arasında yokluğu dikkat çeken isimler de var. Daha önceden yani toplantı öncesinde yurtdışı delegasyonların vahiy gelmişçesine hazır bir sonuç bildirisi ile gelmeleri tepkiye neden olduğundan bu defa bir sonuç bildiricine gerek duyulmayarak lütfedilmiş .

Bu toplantının bir başka acı tarafı, Dışişleri Bakanlığı tarafından Türkiye'ye girmesi yasaklanan sicilli Türk düşmanları arasında yer alan Jonathan Sugden'in davet edilmesi ve onun da kabul etmesi ile listeye dahil edilmesi.

Nerede Türk Devleti'nin iradesi ve yaptırım gücü, nerede Türk Devletinin kararlarına saygı, diyorsunuz ister istemez.

Yabancı katılımcılar arasında yer alan Erkin Alptekin, CIA bağlantılı bir kuruluşta çalışan deneyimli (!) bir Doğu Türkistan kökenli uzman.

Mehmet Doğan ise, Federal Alman Anayasası'nı Koruma Örgütü (BfV) korumasında,
Alman Devletinin tam destek ve güdümünde "Alman İslâmı" modelinin yaratılmasına hizmet eden, Türk ve Türkiye düşmanı, bu ülkedeki en büyük ve tehlikeli şeriatçı örgüt olan, aynı zamanda F.P. uzantısı kabul edilen "İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilâtı"nın insan hakları uzman-temsilcisi (15).
 
Türkiye'deki Alman "Derin Devleti'nin" temsilcileri, gerçekte Alman Dış İstihbarat Servisi olan "Bundesnachrichtendienst" (BND) mensubu olup, bir kısmı diplomatik dokunulmazlık kapsamında, bir kısmı gazeteci, akademisyen (arkeolog, dilbilimci, Türkolog, siyaset bilimci, çevre bilimci, ekonomist, sosyolog, etnolog ve ilahiyatçı ağırlıklı), serbest araştırmacı, sendikacı kimliğinde ve diğerleri de vakıf temsilcisi olarak kesintisiz faaliyet göstermektedirler.

Bu araştırmanın konusunu, sadece Alman vakıfçıları oluşturmaktadır.

Alman istihbaratçılarının Türkiye'de vakıf temsilcisi statüsünde de olsa görev yapmalarına, vakıflar mevzuatı olanak tanımamaktadır4.

Buna rağmen, Türkiye'deki Sivil Toplum Örgütleri (NGO) olgusunu çok iyi kullanan, zaafları ve mevzuat açıklarını çok iyi değerlendiren Alman istihbaratçıları, Türkiye'yi tanımakla işe başlayıp, kısa sürede hemen her alanda Türkiye'yi yönlendirecek aşamalara gelmişlerdir. Ama önce, emperyalizmin hedefi konumundaki ulus-devletlerde ve bu kapsamda Türkiye'de mevcut işbirlikçi NGO'lara yüklenen misyonların iyi anlaşılması gerekmektedir. 


 
TÜRKİYE'DEKİ KÜRESELLEŞMECİ YA DA İŞBİRLİKÇİ NGO'LAR 

Küreselleşme sürecinde, uluslararası sermayenin serbest dolaşımının önünde en büyük engel oluşturan ulus-devletlerin zayıflatılması ve mümkünse yıkılması doğrultusunda ABD, Almanya, İngiltere gibi ülkeler ile AB, NGO'lara (Non-Governmental Organizations) yani hükûmet dışı sivil toplum örgütlerine aşağıdaki görev ve sorumlulukları öngörmektedirler:

"Yerel kültürlerin yaşatılması kapsamında alt kültür kimliklerinin siyasallaştırılması ve etnik karşıtlıkların belirginleştirilmesi; misyoner faaliyetlerine karşı toplumsal reaksiyonu törpüleyecek sürecin başlatılması ve geliştirilmesi; dinsel özgürlükler kapsamında dinler arası diyalog ve hoşgörü sürecinin başlatılarak, tarikat-cemaat ve benzeri yapılanmalarla birlikte farklı hukukların yaşama geçirilmesi ile eğitim ve öğretim birliğine son veren girişimlerin desteklenmesi; hükümet politikalarını ve kamuoyunu önemli ölçüde yönlendirme gücüne sahip siyasal partilerin, meslek odalarının, medya kuruluşlarının, sendikaların, birliklerin, vakıfların, derneklerin, tarikat ve cemaatlerin ve de illegal örgütlerin, rejim ve devlet aleyhine -farklı siyasal kamplarda yer alsalar da- asgari müştereklerde buluşturulması ve kullanılması; demokratik kitle örgütlerinin süratle NGO'laştırılması ve "sivil itaatsizlik" çağrıları ile kitlelerde kamu düzeni-devlet otoritesi aleyhine başkaldırı refleksinin oluşturulması; "sivil denetim" stratejisi ile devlet kurum ve kuruluşlarının denetlenmesi ve hedeflenen gizli bilgilere doğrudan ulaşılması; bağlı NGO'ların baskı grubu olarak kullanılmasıyla hükümetlerin siyasal, toplumsal, kültürel, hukuksal ve de ekonomik politikalarının doğrudan ve dolaylı etkilenmesi; resmi ideoloji-sivil ideoloji ayrımı ile mevcut sistemden hoşnut olmayan, ezildiğine, sömürüldüğüne inanan kitlelerin toplumsal dayanışma bağlamında yönlendirilmesi ve resmi ideolojiyi temsil eden tüm kurum ve kuruluşlara, değerlere ve de resmi politikalara düşmanlaştırılması; yerel yönetimlerin ön plana çıkarılarak merkezi yönetimin giderek zayıflatılması; "global vatandaşlık" kavramı ile "etki ajanlığının" özdeşleştirilmesi, hedef ülkedeki etki ajanlığı potansiyelinin geliştirilip güçlendirilmesi vs. vs.".

Küreselleşmeci NGO'ları, ulusal düzeydeki demokratik kitle örgütlerinden ayıran en önemli kriterler ise şöyle belirlenmektedir:

Küreselleşmeci NGO'lar, hiçbir şekilde hükümetten yani resmi makamlardan yardım almayacaklardır.

Bu bağlayıcı özellik, onların devlet tarafından teslim alınmalarının ve de kullanılmalarının önüne geçecektir.

Ancak, aynı NGO'ların dış ülkelerden yardım almalarında ve yönlendirilmelerinde-kullanılmalarında ise hiçbir sakınca bulunmamaktadır.

Bir başka ifadeyle, yasal demokratik kitle örgütleri (dernekler, vakıflar, meslek odaları ve birlikleri, sendikalar vd.) ne kadar ulusal görüntüye ve niteliğe sahiplerse, küreselleşmeci NGO'lar da o ölçüde ulusallık karşıtı-işbirlikçi (agent) görüntü ve niteliğe sahiptirler. Diğer taraftan, küreselleşmeci NGO'lar için, gelir dağılımındaki adaletsizlikler, ülke ekonomisinin gelişmesi, üretimde ve işgücünde verimlilik, işçi-memur-köylü-öğrenci-esnaf-kadın hakları, sendikal mücadele, devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliği, bilimsel etkinlikler, sömürü, sömürgeler gibi konu ve kavramlar pratikte hiçbir anlam ve değer ifade etmemektedir.

Buna karşılık, küreselleşmeci NGO'ların kayıtsız şartsız savundukları iki temel özgürlük vardır: Dinsel özgürlükler (mezhep, tarikat, cemaat ve hatta yasadışı radikal dinci yapılanmalar arasındaki farklılıkları derinleştirme, kışkırtma) ve de etnik parçalama-parçalanma özgürlüğü.

Laik hukuk sisteminin çökmesiyle ya da alt kültür kimliklerinin siyasallaştırılmasıyla ortaya çıkacak iç savaş ve bu iç savaşta ortadan kalkacak olan başta yaşama hakkı olmak üzere yok olacak temel insan hak ve özgürlüklerinin hesabı hiç önemli değildir.

Örneğin, Yugoslavya'nın parçalanma sürecinde yaşanan etnik temizlik operasyonlarında öldürülen, tecavüz edilen, işkence gören kadınların, çocukların envanterini çıkaran, haklarını arayan ve sorumluların gerçekten izini süren kaç küreselleşmeci NGO vardır globalleştiği söylenen dünyada?

Keza, Irak, Çeçenistan, Kosova ve Afganistan gibi ülkelerdeki yansımaları izleyen ve kamuoyunu bilgilendiren, gerçekten takipçi küreselleşmeci NGO'lardan söz edebiliyor muyuz?

Kuzey Irak deneyimi göstermiştir ki, "insani yardım" amaçlı yüzü aşkın NGO'nun neredeyse tamamı, ABD, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerin istihbarat servislerinin tamamlayıcı ve kamufle edici unsuru olarak görev üstlenmişler; bu servislere ajan peşmerge devşirmişlerdir.

Bu bağlamda bölgeye en ciddi insani yardım, NGO'lar arasında adı bile geçmeyen Türk "Kızılayı'ndan" gelmiştir.

Bunca yaşananlar ortadayken, küreselleşmeci NGO'lar, eylem yerine, "insan hakları ve özgürlükleri" söylemlerini yeğlemektedirler.

Kimlere karşı?

Sadece kendi devletine ya da diğer ezilen devletlere karşı, tabii kendilerini yöneten-yönlendiren emperyalist devletin ya da devletlerin verdikleri izin ölçüsünde!.. 

Çelişkiler sadece bu kadar mı?!. Elbette ki hayır!..

Tıpkı, örgüt içi demokrasinin (seçimle işbaşına gelmek, kaydıhayat şartıyla yönetimde kalmamak, görev ve sorumlulukları paylaşmak, kişisel çıkar sağlamamak vb.) olmadığı yapılanmaların NGO kabul edilemeyeceğine ilişkin genel tanım ve tutuma rağmen, tarikat ve cemaatlerin bir nevi NGO olarak (Sivil Toplum Cemaatleri) tanınmaya zorlanması gibi.

Küreselleşmeci NGO'lar, dinsel mürit-militanlığın ya da etnik faşizmin yol açacağı sorunları değerlendirmek yerine, "işkenceye hayır", "düşünceye özgürlük" gibi temelde tüm insanların katılacakları sloganları, sadece hedef hükümetleri köşeye sıkıştırma aracı olarak kullanmaktadırlar.

Örnek mi?!.

Türkiye başta olmak üzere tüm hedef ülkelerde, küreselleşmeci-işbirlikçi NGO'lar, haftalık-aylık ve yıllık insan hakları raporları hazırlayıp bunu kendi ülkesini küçük düşürecek, aşağılayacak, şikâyet edecek biçimde yayınlamaktadırlar. Bu raporların sunumu, yönetilip yönlendirildikleri ülkelerin dışişleri bakanlıklarınadır.

Bu bağlamda, Türkiye'deki İnsan Hakları Derneği'nin ya da Mazlum-Der'in ya da Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın, ABD, Almanya ya da AB ülkelerindeki insan hakları ihlâllerine ilişkin rapor hazırlamaları kesinlikle söz konusu değildir.

Daha açık ifadeyle, insan hakları ve özgürlüklerine ilişkin konular, küreselleşmeci NGO'larla kendilerini yöneten-yönlendiren, para aldıkları yabancı devletlerin "müdahale-baskı-şantaj" aracı olduğu için sürekli gündemde tutulmaktadır, yoksa samimi oldukları için değil.

Tüm bu fonksiyonları ile küreselleşmeci NGO'lar, kendilerini yöneten-yönlendiren ülke silahlı kuvvetlerinin, casuslarının yapamayacakları tüm alanlarda hizmet sunmaya, dolayısıyla da kendi devletine yönelik çok yönlü vatana ihanet suçunu -hem de alenen- işlemeye devam etmektedirler.

Satın alınmanın adı, "proje bedeli" olmuştur.

Buna karşılık, Türkiye dahil hedef ülkeler, küreselleşmeci NGO'lara karşı yasal önlemleri alamaz konuma getirilmişlerdir. Örneğin, ilgili devlet ya da hükûmet başkanlarının ve parlamenter heyetlerinin Türkiye'ye ziyaretlerinde, söz konusu küreselleşmeci NGO'ların yöneticileri ile görüşmeleri rutin kabul edilmekte ve gezi programının üst sıralarında yer almaktadır

Bu olgu, söz konusu NGO'lara bir nevi itibar kazandırmakta ve örtülü dokunulmazlık sağlamaktadır.

Dipnotlar: 

 Alman diplomatların yanı sıra, Federal Hükûmet'ten maaş alarak yurt dışında görevlendirilen görevlilerin tümü, BND "hizmet içi akademisinde" gidecekleri ülke ile ilgili eğitime tabi tutulmaktadır.

Ayrıca, Almanya'nın yurt dışındaki sefaretlerinde görev yapan genellikle 2., 3. ve 4. sekreterlerin; ataşelerin ve müsteşarların tamamının, hedef ülkelerde ise Büyükelçilerin de BND'nin kadrolu-bağlantılı elemanları arasından atanmasına dikkat edilmektedir.

1970'li yıllardan bu yana Türkiye'de görev yapan Alman Büyükelçileri'nin tamamının bağlantılı BND elemanı oldukları; Türkiye'de görev yapan Alman gazetecilerin ise doğrudan sözleşmeli BND elemanı oldukları kaydedilmektedir.

BND, kuruluşu ve tüm kadrosu itibariyle ırkçı eski-yeni Nazilerden oluşmaktadır. Zamanın Almanya Başbakanı Konrad Adenauer'in, BND'nin başına, Hitler'in Doğu Cephesi İstihbarat Şefi General Reinhard Gehlen'i getirmesi ile başlayan ırkçı gelenek, bugün de ödünsüz sürdürülmektedir.
 
 Prof.Dr. Schmith-Eenboom, Undercover isimli kitabında, bütün Alman medyası ile devlet istihbarat teşkilâtı arasındaki geniş ilişkileri sıralamıştır.

Alman İstihbarat Teşkilâtı (BND), medya içinde doğrudan elemanlara sahip olduğu gibi, 'Dpa' veya 'Reuter' gibi enternasyonal çalışan haber ajansları ile organik bağlar içindedir. İstihbarat teşkilâtı kendi içinde 'haber fabrikaları' kurmuştur ve istediği haberleri değiştirmekte veya kendisi üretmektedir.

Bu meyanda Alman siyasi partilerinin 'kendi vakıflarının' da, birinci derecede federal yönetim tarafından finanse edildiği ve devletin 'sivil toplum örgütlerini' oluşturdukları da bilinmelidir.

---------------------------------------------------------------------------------
 
Böll Vakfı, Türkiye'de uzmanlaştığı başlıca üç konuda faaliyet göstermektedir:

Birincisi, "insan hakları" konusu ki, en yoğun işbirliği yaptıkları Türk sivil toplum kuruluşları arasında İstanbul Barosu, İnsan Hakları Derneği, Helsinki Yurttaşlar Derneği, KOMKAR, Düşünce Suçuna Karşı Girişim, Alternatif Toplum Merkezi, Mazlum-Der, Türkiye İnsan Hakları Vakfı vd. bulunmaktadır.

Bu kuruluşlarla müşterek panel, sempozyum, atölye çalışmaları ve benzeri etkinliklerde, Yücel Sayman, Hüsnü Öndül, Hasip Kaplan, Murat Bozlak, Şanar Yurtapan gibi isimlerin yanı sıra, Claudia Roth, Angelika Graf, Jonathan Sugden gibi Türkiye karşıtı olarak tanınan Avrupalı parlamenterlere, gazetecilere vd. rastlamak genellikle olanaklıdır.

Bu etkinliklerin birinde, davetlilere dağıtılan "kendi devletini ihbar anketi", içeriği itibariyle suç boyutu taşımasına rağmen, sıradan bir belgeymişçesine kamuoyunda tartışılmamış; Cumhuriyet Savcıları da işlem yapmamıştır.

Böll Vakfı, AB ve Kopenhag Kriterleri çerçevesinde Türkiye'deki insan hakları-azınlık hakları konusunu sık sık gündeme getirmektedir.
 
 İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi Azınlık Hakları Çalışma Grubu'nun Heinrich Böll Vakfı işbirliğiyle 8-9 Haziran 2001'de İstanbul'da gerçekleştirdiği etkinliklerden biri olan "Ulusal, Ulusalüstü ve Uluslararası Hukukta AZINLIK HAKLARI (Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, Lozan Antlaşması)" konulu sempozyum, gerek zamanlama, gerek katılımcılar ve gerekse tebliğ konuları itibariyle oldukça dikkat çekmektedir. Bir uzmanın bu sempozyumla ilgili son derece önemli değerlendirmeleri şöyledir: 
 
"Sempozyumun yabancı konuşmacıları, ülkelerinin azınlık konseptlerini savunan kişilerden oluşuyor. Örneğin, Pakistan asıllı İngiliz Javaid Rehman, Leeds Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olup, çalışma alanı, Pakistan'daki 'etnik ve dini azınlıklar'dır. Steven Wheatley, ulus-devletleri etno-kültürel kimliklerle parçalama projesinin Anglosakson mimarlarından biri olarak tanınıyor. Nicole Guismazenes'in ilgilendiği alan, 'yabancılar ve ilticacılar'. Diran Bakar, Türkiye'deki Ermeni vakıflarının avukatı. 
Türkiye gibi ulus anlayışı dil temeline dayanan bir ülkede, Almanya öncülüğünde bir 'azınlık hakları' sempozyumu yapılabilmesi, aymazlığın ve aptallığın zirvesi olsa gerek.

Zira, 'etnik ulus' düşüncesine Hitler dönemindeki kadar bağlı 'çağdaş' Federal Almanya'nın tanıdığı 'ulusal azınlıklar'ın toplam nüfusu toplam 100 bin kişi!.. Bu rakamın % 60'ı, yani 60 bini Schleswig Eyaletinde oturan Danimarka kökenliler. Almanya Danimarka kökenli yurttaşlarına 'azınlık statüsü'nü mütekabiliyet esasına göre ve daha da önemlisi, galip güçlerin baskısıyla verdi. Geriye kalan 40 bin kişilik 'Sorb azınlığı' ise, istisnasız tamamı kendisini Alman olarak gören insanlardan oluşuyor. Bir başka deyişle Almanya -sırf dış dünyaya azınlık hakları dayatabilmek amacıyla- 'Sorb'ları göstermelik azınlık olarak pazarlıyor. Almanya 'Kopenhag Kriterleri'ni eksiksiz uyguladığı için, 'Sorblar', kendi dillerinde eğitim hakkına sahipler.

Ne var ki, 40 bin kişilik 'Sorb azınlığı' içinde 'Sorbça' bilenlerin sayısı iki bin; ilkokullarda 'Sorb dili dersi' alan öğrencilerinki ise, sadece iki yüz civarında. Almanya bu harikulâde 'azınlık' sistemini Türkiye'ye önerirken, 'biz nasıl Sorblara, Danimarkalılara azınlık statüsü verdiysek, siz de aynı hakları Kürtlere ve diğer azınlıklara vermelisiniz' diyor. Not: Museviler, Çingeneler, Polonya asıllılar Almanya'da azınlık kabul edilmiyor. Almanya'da üç milyona yakın Türk toplumunu azınlık olarak kabul etmediği gibi, böyle bir azınlığın doğmaması için, Alman İslâmı projesi uyguluyor."
 
İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi'nin yine Heinrich Böll Vakfı işbirliğiyle gerçekleştirdiği etkinliklerden biri olan "Ulusal, Ulusalüstü ve Uluslararası Hukukta Azınlık Hakları" sempozyumu, 8-9 Haziran 2001'de İstanbul Taksim Dorint Park Plaza Oteli'nde yapılmıştır. Açılış konuşmalarını İbrahim Kaboğlu, Karen Fogg ve Volkan Vural'ın yaptığı sempozyumda, altı oturumda (İnsan Hakları, Demokrasi ve İnsan Hakları-Uluslararası Hukukta ve Ulusalüstü Hukukta Azınlık Hakları-Lozan Antlaşması ve Diğer Uluslararası Belgeler Işığında Türkiye'deki Mevzuat ve Uygulama-Ulusal Çözümler-Türkiye İçin Çözüm Önerileri-Genel Değerlendirme) 20 tebliğ sunulmuştur.

Konuşmacı ve oturum başkanları arasında, Alman milletvekili Cem Özdemir, Ionna Kuçuradi, Tarık Ziya Ekinci, Zafer Üskül, Yücel Sayman gibi isimlerin yanı sıra, yedi yabancı davetli de yer almıştır.

Katılımcılardan Cem Özdemir'in Alman "derin devleti"nin hizmetinde gerçekleştirdiği eylem ve söylemler, Sayın Ersen Bayhan'ın makalesiyle deşifre ile kamuoyuna da mal olmuştur. Bu arada, Sempozyum davetiyesinde, katkıları için İngiliz Konsolosluğu'na teşekkür edilmiştir. Böylece, İstanbul Barosu yönetimi, BND'den MI6'ya uluslararası bir açılım (!) sergilemiştir.
 
Bu sempozyum, İstanbul Barosu'na kayıtlı Cumhuriyet aydını-yurtsever avukatlar tarafından aşağıdaki açıklamayla kınanmış ve protesto edilmiştir:
 
"DUYURU-

Bizler, İstanbul Barosu'na kayıtlı avukatlar olarak, İstanbul Barosu'nun 8-9 Haziran 2001 tarihinde düzenlediği 'Azınlık Hakları' sempozyumunu protesto ediyoruz. Çünkü: Ülkemize Sevr Planlarının dayatıcısı vakıflarla işbirliği yapılmaktadır. İngiltere Konsolosluğunun katkıları alınmaktadır.

Karen Fogg gibi, Viladimir Goati gibi, Slobodan Milocic gibi, Cem Özdemir gibi, insan hakları adı altında yeni Sevr dayatıcılarına platform hazırlanmasına Baromuz aracı olmaktadır. 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan'da çözüme ulaştırılan sorunlar, yeniden Sevr amaçları doğrultusunda gündeme getirilmekte, alt kimlikler tahrik edilerek etnik çatışma ortamı yaratılmak istenmektedir.

Rengine, ırkına, dinine bakılmaksızın tüm insanların kardeşçe yaşama ve insan haklarından yararlanma kutsal mücadelesini emperyalist saptırma ile Azınlık Hakları adı altında daraltmaya ve kardeşçe yaşamı bozmaya yönelik girişimlere İstanbul Barosu hizmet edemez. Yüzyıllardan beri sömürge olmayı reddederek bağımsız ve özgür yaşayan Anadolu insanı onurludur; emperyalistlerden ve işbirlikçilerinden öğreneceği hiç bir şey yoktur. İstanbul Barosu'nun ezici çoğunluğu, Cumhuriyet'in kazanımlarını koruma azmiyle aynı düşünceleri paylaşmaktadır-

Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu".
 
Yine bu grup tarafından, üyeleri bilgilendirmek amacıyla dağıtımı yapılan yazarı belirsiz bir makalede, Alman Birlik 90/Yeşiller Partisi'ne doğrudan bağlı Heinrich Böll Vakfı'nın Kürtçülere olan özel ilgisi ile ilgili olarak şu önemli bilgiler verilmektedir:

"...Yeşil Alman vakfının en ilginç faaliyeti ise, 'insan ve azınlık hakları' alanında gözlemleniyor. Alman devleti, bu hassas konuyla uğraşma görevini, öteden beri Yeşil vakfa havale etmiş durumda. 'Kürt sorunu'nun yanı sıra vakfın en ilgi gösterdiği 'etnik azınlık' Tibetliler. Almanya'nın Tibet'e duyduğu ilgi, en az Kürtlere duyduğu ilgi kadar eski ve derin. 1941'de Himmler'in talimatıyla kurulan Hedin Enstitüsü, sekiz bin Tibetli'nin kafatasını inceledikten sonra, bu % 70 mongolid, % 30 europoid millet, hem bizim, hem de Japonya'nın desteğinde Rusya ve Çin'e karşı kurulacak Moğol İmparatorluğu'nu idare edecek kabiliyettedir"

sonucuna varmıştı.

Nazi kurmaylarının planlarında Kürtlere de aynı rol biçilmişti.

'Türklerden çok, Cermenlere yakın bu halkın Türklere ve Araplara duyduğu tiksintiye yakın nefretten yararlanmalıyız. Bağımsız bir Kürdistan, Yakın Doğu'da muhteşem bir köprü başı olmaya namzettir'

deniliyordu. Yeşil vakfın aynı anda hem Tibet, hem de Kürt 'sorunu'yla ilgilenmesi, Almanya'da bir şeylerin hiç değişmediğini gösteriyor".
 
 
NOTLAR:
 
 www.hablemitoglu.net sitesinden Dr. Necip Hablemitoğlu"nun Alman Vakıflarıyla ilgili olan yazılarını okuyabilirsiniz.
 
www.1001kitap.com adresinden "Şeriatçı Terörün ve Batı"nın Kıskacındaki Ülke: Türkiye" kitabını ücretsiz okuyabilirsiniz.
 
Tam bağlantı adresi:
 
 
 
Konu hakkında kaynak kitaplar:
 
* DoçDr. Necip Hablemitoğlu " "Şeriatçı Terörün ve Batı"nın kıskacındaki ülke : Türkiye"
 
Toplumsal Dönüşüm Yayınları
 
 
* Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu -  "Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası"
 



 



Kaynak: İleten : Mustafa Kemal'in Hukukçuları

Bu haber 2242 kez okunmuştur.
YORUMLAR:
Henüz yorum yapılmamış.
DİĞER İSTİHBARAT HABERLERİ
11.09.2014 16:46 Yakup Saygılı Kendini İçeri Atanların İddianamesini Yazdı
30.08.2014 06:49 Vatana İhanetin Tutanakları - Aydınlık Gazetesi
24.07.2014 06:56 "Paralel" Süreç : Boktan Adalet Terazisinde Tezekten Dirhem - Açık İstihbarat
17.07.2014 11:38 Erdoğan'ın Savaş Kabinesi ve "Armageddon" Senaryosu - Açık İstihbarat
23.06.2014 16:12 3 Şehit , 5 Subay - Yılmaz Özdil
11.06.2014 14:40 IŞİD, MİT ve Musul İşgali - Eren Erdem
05.05.2014 16:56 Generaller - Sivil Paşalar - Mustafa Yıldırım
28.01.2014 17:51 Gülen "Company"'nin Küresel Ağı ve Türkiye
18.01.2014 19:06 NSA'in Casusluk Araçları Kataloğu - Açık İstihbarat
20.12.2013 06:14 Cemaatin Yargı/Emniyet Kadrolarına MİT Operasyonu Geliyor - Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
04.12.2013 06:10 Gülen Şebekesini Perdeleme Görevinde Yine Bir "Dink Arkadaşı" : Fethiye Çetin - Açık İstihbarat
22.11.2013 18:40 O Helikopter Güney Kıbrıs'a mı Gitti? - Yener Dönmez
20.11.2013 15:38 AKP-Cemaat Kavgasının En Önemli Ayağı Cemaat İçi Kavga - Açık İstihbarat
12.11.2013 17:24 Türk Subayı - Ümit Özdağ
18.10.2013 19:28 Asıl Mesele Neymiş Efendim? - Faruk Arslan
19.09.2013 15:40 Kripto Ermeninin PKK'sı Çözülürse, Asıl Ermeni Teröristler Yolda
26.08.2013 14:00 PKK'nın Derin Planı - Ümit Özdağ
13.08.2013 19:31 "Ergenekon" Sanıklarına Yurtdışı Tuzakları - Açık İstihbarat
07.08.2013 06:18 "Ergenekon" Karta 20 Eşit Taksit - Açık İstihbarat
26.06.2013 15:11 Erdoğan'ın Ritz'de Ağırladıkları - Türker Ertürk
2004-2014
Açık İstihbarat