Tür: Küresel Şebekeler sazende tarafından gönderildi: 08.03.2006 günü, 14:33:59
Bugün 28 Şubat. Cumhuriyet bekçiliği adına çapulçuluğun ve kanunsuzluğun hiç bitmediği Türkiye`de, son askeri müdahalenin yıldönümü. Diğer yandan 28 Şubat, Türk Milli Burjuvazisi`nin de ölüm yıldönümüdür. Bu iki yıldönümünde, biz çok fazla gevezelik etmeden, bin yıl sürecek denilen 28 Şubat ve sonrasının, özellikle ekonomik yönüne vurgu yapan bir kronoloji çıkartmak ve geri kalanını okuyucularımıza bırakmak istedik:
* 9 Ocak 1996 günü Sabancı Holding Yönetim Kurulu Üyesi Özdemir Sabancı, Toyota - Sa Genel Müdürü Haluk Görgün ve Başkanlık Sekreteri Nilgün Hasefe, DHKP - C üyesi Mustafa Duyar, İsmail Akkol ve Fehriye Erdal tarafından öldürüldü. Olay hiç birzaman tam olarak aydınlatılamadı.
Aynı zamanda, NATO`nun Merkezi olan Belçika, anlaşılması çok güç bir biçimde, Türkiye`yi karşısına almak pahasına, yıllardır basit bir tetikçiyi korumaya devam ediyor. Sabancı Holding`in, o günün şartlarında Türkiye`nin en büyük yabancı yatırımı olan ve %50-%50 gibi çok iyi bir oranla Japon Otomotiv Sektörü`nü ve know-how`ını Türkiye`ye ve Gümrük Birliği dolayısı ile Avrupa`ya sokması "AB`nin derinleri" tarafından hiçbir zaman affedilmedi. Sabancı, kurulduğu dönemde büyük bir medya atağı ile tanıttığı, Türkiye`ye bir kalemde giren en büyük yabancı sermaye yatırımında "üretim konusundaki" ortaklığını sessiz sedasız sona erdirdi. AB derin devleti "1. otomobil vakası"ndan bu şekilde sıyırmış oldu. * 1995 yılında "Kombassan Kanuni Motor" şirketi kuruldu. Yine aynı zamanlarda, Fadıl Akgündüz`ün Jet-Pa`sı. Büyük bir hızla çalışmalarına başlayan şirket, 1999 yılında "İmza" isimli konsept otomobilinin tanıtımını gerçekleştirdi. Bugüne kadar, merkez medyada Türkiye Cumhuriyeti`nin en büyük dolandırıcılık davası olarak gösterilen bu girişimin perde arkasını, tumgazeteler.com muhabirlerinin Alman Otomotiv Sektörü`nün en büyük şirketlerinden birinde mühendis olarak görev yapan, ismini gizli tuttuğumuz bir şahsın "çok özel" açıklamaları ile biraz daha iyi kavradık. Bu görevli, Almanya`nın en büyük otomotiv şirketlerinin bir konsorsiyum kurarak İmza`nın konsept otomobillerinden birini ele geçirdiklerini ve bu otomobilin sıra ile konsorsiyumdaki tüm şirketler tarafından vidalarına kadar incelendiğini söyledi muhabirlerimize. Tüm bu teknik inceleme işleminde bizzat görev alan şahıs ayrıca, bu şirketlerin karlarını lüks modellerinden değil, "İmza"nın da dahil olduğu orta sınıfa hitap eden otomobillerden elde ettiğini ekleyerek, inceleme sonucunda kendi şirketinin üst düzey yöneticilerinin "Eğer bu otomobil üretime girerse pazarda hiçbir şansımız kalmaz" dediklerini de ekledi. Andıççı medyada kerameti kendinden menkul yazar taifesinin, birdenbire "Jet Fadıl" uzmanı kesilip, Fadıl Akgündüz ve İmza linç kampanyasına canla başla nasıl iştirak ettiklerini okuyucularımız çok iyi hatırlayacaklardır. Biz ise, bu uzman yazarlarımızın tenezzül etmediği bir noktayı ele alarak, bizzat Alman şirketlerinden birinin çalışanından gelen, daha önce hiç yayımlanmamış bu "ifşaat" ışığında, bu oluşumların olası makro ekonomik etkilerini ele almak istiyoruz:
* Kombassan ve Jet-Pa, Avrupa`daki, özellikle Almanya`daki Türk işçilerin parası ile kurulmuş holdingler. Dolayısı ile, buraya giden paranın büyük kısmı Alman ekonomisinden çıkıyor. Türk ekonomisine giriyor. * Alman ekonomisinden çıkarak Türk ekonomisine giren bu para, Türkiye`de üretime dönüşerek, hem Türk Pazarı`na hem Avrupa Pazarı`na hitap edecek yüksek kalitede bir otomobile dönüşüyor, dolayısı ile hem ithalat yolu ile Türk Ekonomisi`nden çıkarak Alman Ekonomisi`ne transfer edilecek para engelleniyor. Bununla da kalınmıyor, bu olay tersine döndürülerek Türkiye`den Almanya`ya otomobil ihracı başlatılıyor. Tek başına İmza otomobilinin üretimi bile, Türk-Alman ticaret dengesinde büyük değişikliklere sebep olabilecek bir durumdur. Sonuçta ne oluyor? Yine "bin yıl sürecek" 28 Şubat Süreci`nde Fadıl Akgündüz`e 494 yıl ile 1235 yıl arasında ağır hapis cezası istemiyle dava açılıyor ve sonuçta mahkum ediliyor. Kombassan nerdeyse kapısına kilit vuruyor. Alman ekonomisi "2. otomobil vakası`ndan" da bu şekilde yırtmış oluyor. Türk ekonomisine her yıl giren ve çıkan, her giriş çıkışında krize sebep olan manipülatif amaçlı milyarlarca doların hesabını soramayan -sakın bu paranın bir kısmı kendi patronlarının olmasın?-, anlı şanlı medyamızın ve onun küçük yazarlarının "Jet Fadıl" linç kampasında nasıl da hareketlendiğinin altını özellikle çizmek istiyoruz.
Aslında daha verilecek irili ufaklı pek çok örnek var. Bin yıl sürecek dönemde, Türkiye`de barındırılmayan ve çareyi yurtdışına kaçmakta bulan milli sermayenin, Bulgaristan ve Romanya gibi ülkelerin gizli servislerine mektuplar yazılarak kaçtıkları ülkelerde nasıl rahatsız edildiği de gazetelere(elbette andıççı merkez medyaya değil) yansımış olduğundan tekrarlamak istemiyoruz.
Diğer yandan, Belçika`nın tetikçiyi iadesi meselesi üzerinde şaibeler olduğunu belirtmeden geçemeyeceğiz. Belçika`nın, "Benim yasalarımda bu silahla terör eylemi olmaz, başka suçtan dolayı iste, iade edeyim" demesine rağmen, Türkiye`nin yıllardır bu zanlıyı "terör kapsamında" istemesi karşısında "Türkiye`deki bazı derin çevrelerin de" bu iadenin gerçekleşmemesini istediği yönünde yorumlar yapılıyor.
Gelelim 28 Şubat`ın yıldızlarına.... Temelleri Türkiye Cumhuriyeti Tarihi`nin ilk darbesi ile atılan OYAK iştiraki olan OYAKBANK, bu dönemin tartışmasız yıldızı. Türkiye`nin en fazla uzman barındıran Holding`lerinin bile, "devlete güvenerek" battıkları dönemde, OYAKBANK yöneticileri dahiyane öngörüleri sayesinde, karlarını katlamışlar da katlamışlar. Aslında, son zamanlarda, kendilerini "ulusalcı" diye tanımlayan -ki aslında bu ulusalcılar, 28 Şubat`a destek veren ulusalcılar ... Ne kadar şaşırtıcı değil mi!!- bazı kesimler tarafından "milli sermaye" olarak pazarlanan OYAK`ı bu süreçte tam olarak nereye oturtacağımıza karar veremedik. OyakBank iştirakini; AXA ve özellikle de RENAULT ortaklığını hatırlatarak gerisini yorumsuz bırakmanın en doğrusu olacağında karar kıldık. Arcelor manevrasından söz etmeyi bile gereksiz gördük.
* Bin yıl sürecek dönemden eli en fazla güçlenmiş olarak çıkan ülke ise İsrail. Milyar dolarlık silah alımları, askeri modernizasyon ihaleleri bile, imzalanan "Hindistan-İsrail-Türkiye" stratejik ortaklık anlaşmaları yanında devede kulak kalıyor. İsrail hava sahası yetersiz olduğundan dolayı, İsrail`li pilotlar yıllarca Türkiye tarafından, Türkiye`de eğitildiler. Daha sonra İsrail`e dönerek silahsız kadın, çocuk, felçli insanlara karşı eğitimlerinin hakkını verdiler. Bu arada, bu tip bir emir sonrasında "Silahsiz insanlara ateş açmayı reddeden" 12 İsrailli Savaş Pilotu`nun varlığının İsrail için insaniyet namına umut kaynağı olduğunu ve kendilerini buradan saygı ile selamladığımızı belirtmek istiyoruz.
Türk Milleti`nin soykırımdan kurtararak 500 küsür yıldır koruyup kolladığı; 1949 yılında, tüm müslüman alemini karşısına almak pahasına, terörist kökenli yöneticilerine rağmen "devlet olarak tanıdığı" İsrail, bugün Kuzey Irak`da Türkiye Cumhuriyeti`ne karşı "şımarık çocuk" tavrını sürdürmeye devam ediyor.
Son olarak, 28 Şubat`ın anlı şanlı paşasının emekli olduktan sonra zamanını nasıl geçirdiğini belirtmeden geçemeyeceğiz. Son duyduğumuzda, kendisi, "İsrail firmaları adına" tüm dünyada silah pazarlıyordu. Emekli Mümessil Paşamıza hiç de saygı sunacak durumda değiliz. Kendisine ve İsrail Devleti`ne sadece, Türk Milleti`nin bu yapılanların hesabını bir gün soracağını bir kez daha hatırlatmakla yetineceğiz. Türk`ün politik refleksleri ağırdır, ama eli de ağırdır.
Kaynak: http://www.meyilhaber.net/modules.php?name=News&file=article&sid=454
Bu haber 2663 kez okunmuştur. YORUMLAR: |